
Müslümanlıktan İstifa Ediyorum.!
Kimin yaşayış düzeni İbrahim’in yaşayış düzeninden İslam’dan daha iyi, daha güzeldir.
İbrahim kendini Allah’a teslim etmiş. Sadece hakka yönelmiş.
Samimiyetle Allah’ın yasalarına uymuştur.
Asla insanların yasalarına uymamış. İnsanlara yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma hakkı vermemiştir.
İyi bilin ki; Allah İbrahim’in samimiyetinden dolayı O’nu kendine dost edinmiştir.4/125,M.çoban meali.
“İbrahim, Yahudi de, Hristiyan da değildi, ama doğruya yönelen bir Müslim’di; ortak koşanlardan değildi. Ali İmran 67 diy.eski meali.
Haddimi aşma pahasına da olsa, ayete ilave anlamında değil de, meramımı anlatma konuyu irdeleme açısından ilave ile devam etmek istiyorum.
Şöyle ki; “İbrahim, Yahudi de, Hristiyan da değildi,” (Muhammed de) “O doğruya yönelen bir Müslim’idi; ortak koşanlardan değildi.” (Tüm nebiler ve resuller Müslim idiler.) Ali İmran 67
Yahudilik ve Hristiyanlık uydurmasının yanında Müslümanlığın dokunulmazlığı mı var? Sorusu, beni bu çıkarımı eklemeye zorladı.
Bunun yazının ilerleyen sayfalarında nedenlerine dokunmaya çalışacağım..
Burada şunu da ilave etmeliyim. Yazı ne semantik ne de etimolojik bir tahlil değildir. Müslim / Mümin ile Müslümanların karakteristik yapısını tahlil ederek, insanımızın hangi kelime ile vasıflandırılacağı, niteleneceği üzerinde bir çalışmadır.
Bu konuda üstat, Feriduddin AYDIN’IN “İslam ile Müslümanlık aynı şey mi” isimli çalışmasından bir kesit alarak devem etmek istiyorum.
“ Örnek göstermek için diyebiliriz ki; Kur’ân-ı Kerim’de geçen 40 kelimenin anlamı Türkiye’de değiştirilmiştir.
Bu cinayetin telâfisi istense, acaba Türkiye buna razı olabilecek mi? Meselâ; birbirinden kopya edilmiş 300’den fazla meâlde işlenen bu suçu, hangi güç nasıl düzeltebilecektir?!
Yalnızca bu bile Müslümanlıktan vazgeçip İslâm’a dönmenin ne kadar zor olduğunu göstermeye yetmektedir.
Bu suçun vahametini biraz olsun açığa vurmak için bu tek örneğin ayrıntılarını birlikte inceleyelim:
Örneğin; Âl-i İmrân Sûresi’nin 67’nci âyet-i kerimesinde geçen «muslimen ا ً م ِ ل ْ ُس «م kelimesini, bakınız
Meâl yazarları nasıl Türkçeye çevirmişlerdir: Bu yazarlardan; Hasan Basri Çantay, Abdülbaki Gölpınarlı, Abdullah-Ahmet Akgül, Ahmet Tekin, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Ali Fikri Yavuz, Bahaeddin Sağlam, Bayraktar Bayraklı, Cemal Külünkoğlu, Edip Yüksel, İlyas Yorulmaz, Mahmut Kısa, Mehmet Türk, Mustafa İslâmoğlu, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Şaban Piriş, Yaşar Nuri Öztürk, Ali Rıza Safa, Gültekin Onan, Adem Uğurlu, Harun Yıldırım, İlyas Yorulmaz, İskender Evranosoğlu, Ömer Öngüt, Sadık Türkmen, Muslim Şahin, Mustafa Çevik ve A. Metin Saruhan; «Muslimen» kelimesini «Müslüman» şeklinde Türkçe’ye -çarpıtarak- çevirmişlerdir.
Bunun nedenini şöyle özetlemek mümkündür: Büyük olasılıkla Arapça bilmedikleri anlaşılan bu yazarların, «Muslim’en ا ً م ِ ل ْ ُس م «kelimesinin, sonundaki «fetha»’ya ilişkin Arapça’daki gramer kuralından habersizdirler.
Nitekim -Kur’an’ı Türkçe’ye çevirmek şöyle dursun- bunların Arapça bir adres sormayı bile beceremedikleri bilinmektedir.
Dolayısıyla buradaki formel espriyi kavrayamamışlardır.
Bu kelimenin: -«nâkıskâne» fiiline haber olduğu nedeniyle- mansûb okunması şarttır. Bu koşulun gereği olarak kelimenin sonunu (en) harekesi ile bitirmek gerekir.
Ne var ki bu meâlciler, söz konusu kuralın gereği olan; kelimenin sonundaki nasb tenwinini çarpıtarak sözcüğü -«Muslim» şeklinde yazmak yerine- onu Türkçe’ye «Müslüman» diye tercüme etmişlerdir;
Çünkü Arapça’da -kelimenin özünden olmayan, ancak kural gereği bulunan- gramatik (en) sesini, kelimenin özünden sanmış, onu (an) sesine dönüştürmüşlerdir!
Bu mealcilerin başvurdukları spekülasyona (ya da bilgisizliğe) ilişkin tahmin edilebilir ayrıntılar ise oldukça ilginçtir. Bunların en önemlisi, bu şahısların Arapça, İslâm tarihi, Kur’an ilimleri ve din sosyolojisi konularında zorunlu bilgilere sahip olmamalarıdır.
Bu ayrıntılardan örnek mahiyetinde bazılarını – özetleyerek- şöyle açıklayabiliriz.
Bu meâlciler:
1) Her şeyden önce «Muslim م ِ ل ْ ُس م «kelimesinin «esleme ر أسلرم «kök fiilinden türemiş bir ism-i fâil olduğunu kestirememiş, bununla birlikte Arapça olmayan «Müslüman» kelimesinin Arapça olduğunu sanmışlardır.
2) Orijinal nitelikteki «İslâm أسالم «ve «muslim م ِ ل ْ ُس م «kelimelerinin (“tevkifiye yasası”na bağlı kalınarak ve hiçbir dile çevirmeden) aynen aktarılması gerektiğini bilememişlerdir.
3) «Müslüman» ve «Müslümanlık» kelimelerinin, Kur’ân-ı Kerim’in hiçbir yerinde geçmediğini tahmin bile edememişlerdi.
Dolayısıyla Arapça ) ر لرم ْ أس )kök fiilinden türemiş olan ve Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde 40 kez geçen 10 kelimeyi daha çarpıtarak Türkçe’ye çevirmişlerdir.
Oysa Arapça’dan az veya çok haberdar olmuş bulunan meâl yazarları bu suça bulaşmamışlardır.
Sayıları pek az olan bu şahsiyetler ise şunlardır: Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Bekir Sadak, «Ebu Hanzala» olarak tanınan Halis Bayancuk. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı, hazırladığı ilk mealinde bu hataya düşmüş ise de yeni meâlinde yanlışından dönmüştür.
Bunlar, hazırladıkları meallerinde «Müslim» kelimesini (şart olduğu üzere, “tevkifiye yasası”na bağlı kalarak) aslına uygun şekilde aynen yazmış; bu kelimeyi «Müslüman» ya da Müslümanlar şeklinde çarpıtmaktan sakınmışlardır.
* Bir kaç kelimeyi çıkardığım için hocamın affını talep ediyorum.
– Dediğim gibi bu yazı dil bilimciliği yazısı değil. Etimolojik veya semantik değerlendirme yazısı da değil. Müslim ve Müslüman karakterin ne olduğunun üzerinde bir değerlendirme yazısıdır.
Bu anlamda yazının başlığını yeniden ilave ediyorum.
MÜSLÜMANLIKTAN İSTİFA EDİYORUM.!
Bu sözün insan ve toplum üzerinde nasıl bir etki yapacağını da tahmin etmek zor olmasa gerek. Asırlardan beri kullanılan bir kelimenin, yerleşik kemikleşmiş bir sözcüğün değişimi kolay olmasa gerektir.
Kolay olabilmesi için bazı tespitler yapmalıyız.
Kişi de; İman iddiası kuru bir sözden öteye geçmiyorsa “Müslümandır.” Uygulamaya hazır ise yürekten / pazarlıksız teslim olmuş ise, Müslim’dir.
İnsanların içeriğinden habersiz iman iddiasında bulunanları, Müslümandır. İçeriği ve uygulamasına titizlenenler Müslim.
Vahyin sosyal politik, siyasal hukuki alanlarda olmasından rahatsız olanlar Müslüman(!) Aksine iman edenler Müslim.
Müslüman insanların Kur’an’a (ayetlerine bütünüyle) iman etselerdi. Allah Resulüne, ne şefaatçi, ne gaybı bilen, ne de haram/helâl koyan ve mucizeleri olan(olağanüstü özelliklere sahip bir resul) olarak iman etmemeleri gerekecekti.
Buna ancak; Müslim olanlar iman ediyorlar. Sözlerinde duruyor. Sağa sola yalpa yapmıyor. Yapıyorsa henüz Müslümandır!
Bir kişiyi Cübbe ile, Sarıkla Namaz kılarken görünce; Başörtülü, Çarşaflı, peçeli görünce;
Ne diyoruz *Müslüman.
Şu soru ile muhatap olduğunda,
Allah’tan başka bir ilaha inanıyor mu? Allah ile arasına aracı koyuyor mu?
İlk soruda renk değişiyor Ve Müslüman /müşrik olduğu ortaya çıkıyor.
Müslim ise asla ve kat’a imanına ve ameline Şirk bulaştırmayana deniliyor.
Haram irtikâp ediyorken? Ticaretinde dürüst değil? Malından Yetimin hakkını vermiyor.? Düşkünü kaldırmıyor? Yolda kalmışa destek olmuyor? Fakiri gözetmiyor.? İsraftan kaçmıyor ?Güvenilmiyor.?
Değerli bir şeyi ona emanet edemiyorsan?
Emanetini aynı şekilde iade kuşkusu varsa? O kişi Müslümandır MÜSLİM değil.
Vicdanlı mı? Adaletli mi? Merhametli mi? Dürüst mü?
Bu ve benzer o kadar çok şey var ki, saymakla bitmiyor.
Gerek bu kelime ve gerekse kelime ile anılanlar bana güven vermiyor, vermedikleri için de ;
Ben” MÜSLÜMANLIKTAN İSTİFA EDİYORUM.!


