Genel

“Nereye giderse gitsin, insan kaderini boynunda taşımıyor mu?”

Dünya Bizim

Müslüman olduktan sonra Muhammed Esed adını alan Leopold Weiss, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1900 yılında bugün Ukrayna sınırları içinde kalan Lvov şehrinde dünyaya geldi. Viyana Üniversitesi’nde sanat tarihi ve felsefe okudu. 1922’de Frankfurter Zeitung’un özel muhabiri olarak Kudüs’e gitti. 1924’te Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan, İran ve Afganistan’ı kapsayan uzun bir seyahate çıktı. Yolculuğuna sonradan Merv, Semerkant, Buhara, Taşkent ve Moskova’yı da ekledi.

Kahire’de Ezher şeyhi Muhammed Mustafa el-Merâgī ile tanışarak Ezher’de Arapça öğrendi. 1926 yılında eşiyle birlikte Müslüman oldu. 1992 yılında vefat eden Muhammed Esed’in, Kur’an Mesajı’yle şöhret kazansa da, Türkiye’de tanınmasına Mekke’ye Giden Yol kitabı vesile olmuştur. 1984’de Cahit Koytak tarafından Türkçeye çevrilen kitap, roman tadında kaleme alınmış bir otobiyografidir.
Kitap, dostu Zeyd ile birlikte Mekke’ye giden Muhammed Esed’in hem yolculuk sırasında yaşadıkları olayları ve meşakkatleri hem de anlık hatıralar üzerinden Esed’in geçmişini ve Müslüman olma tecrübesini anlatmakta. Ayrıca İslam dünyasının içinde bulunduğu durumla ilgili yapılan tespitler, Batı medeniyetine yöneltilen eleştiriler de kitaba önemli bir derinlik kazandırıyor.
Muhammed Esed, Mekke’ye giden Yol’da aslında birbiriyle paralel iki yolculuğu anlatır. Biri dış, diğeri kendi değişim ve dönüşümünü anlattığı iç yolcuğudur.
Muhammed Esed’in kitabından altı çizilen satırlar:

 

“Yürüyor, yürüyordum. İçimde gündelik hayata ilişkin küçük, sıradan, katı ve acı veren ne varsa çözülüp akıyordu. Hafiflemiş, büyük akıntının bir parçası olmuştum artık. Akan bir benlik, büyük akıntının duyarlı bir zerresi. Yaptığımız işin anlamı da bu muydu acaba? İnsanın aka aka çoğalan, aka aka durulan bir ırmağın bir damlası olduğunu fark etmesi. Ve belki de bütün şaşkınlıkların, bütün arayışların sonuydu bu. Dakikalar geçiyor ama zaman yerinde sayıyordu burada, bu bütün yönlerin bir birine kavuştuğu noktada…”

“Beni öylesine huzursuz kılan, beni tehlikeden tehlikeye, rastlantıdan rastlantıya sürükleyip duran bu gezip dolaşmak dürtüsü, macera düşkünlüğümden çok, dünyada bana ait sükûn dolu köşeyi bulmak tutkusundan gücünü alıyor.”

“Kader, ancak yolun sonunda kendini açığa vurur; ve yolu adımlamaya devam ettiğimiz sürece onu her zaman ya yanlış anlarız ya da kısmen.”

“Çöl, çıplak ve açıktır; hiçbir uzlaşma tanımaz; kuruntuları için birer kılıf olarak kullanabileceği tatlı fantezilerin hepsini silip süpürür insan kalbinden; ve onu, görünmeyen, biçimlere sığmayan bir Mutlak’a kendini teslim edebilecek ölçüde artırıp, özgürleştirir. O Mutlak ki uzak olan her şeyden daha uzak, yakın olan her şeyden de daha yakındır insana.”

“Kâlpte yeni bir imanın doğması, ‘eğer’leri ve ‘fakat’ları hoş görmeyen değerlere yeniden ateşli bir biçimde inanmayı gerektiriyordu…”

“Eğer insan gerçekten ruh ve beden bütünlüğü içinde yaratılmış bir varlıksa -ki İslam öyle olduğunu söylüyordu- o zaman insan hayatının hiçbir yanı, dini alanın dışına düşecek kadar önemsiz olamaz.”

“Nesnel gerçek ne olursa olsun âlem her birimizde, sadece zihinlerimizde yansıyan biçimiyle ve ancak belli ölçüde kendini açığa vuruyor ve dolayısıyla her birimiz ‘realiteyi’ yalnızca kendi özgül varoluş deneyimimiz çerçevesinde algılayabiliyoruz.”

“Nereye giderse gitsin, insan kaderini boynunda taşımıyor mu?”

“Müslümanlar değildi İslam’ı yücelten, büyük kılan; tersine İslam’dı Müslümanları yücelten. Ama ne zaman ki, İslam onlar için bilinçle izlenen bir hayat programı olmaktan çıkıp da bir alışkanlık haline geldi, işte o zaman uygarlıklarının temelinde yatan yaratıcı dinamizm de yok olup yerini uyuşukluğa, kısırlığa ve kültürel yozlaşmaya bıraktı.”

“… Farkında olmadıklarını biliyordum, çünkü eğer farkında olsalardı, her gün daha fazla refah, daha yeni alet edevat ve belki birbirlerinin üzerinde daha fazla tahakküm gücü elde etmekten başka umutları, ‘hayat standartlarını’ yükseltmek arzusundan başka bir amaçları ve gerçeklerle örülmüş bir inançları olmadan, hayatlarının böylesine boş, böylesine müphem acılar içinde sürüp gitmesine göz yumamazlardı herhalde…”

“Bütün çağlarda insanlar tamahı, açgözlülüğü tanımışlardır: ama tamah ve açgözlülük başka hiç bir çağda bugün olduğu kadar, eşyaya yönelmiş ölçüsüz, taşkın, başka her türlü duyguyu gölgede bırakırcasına ciğer sökücü bir hırs halinde kendini açığa vurmamıştı. Daha çok şeye sahip olmak, daha çok şey yapmak, daha çok şey başarmak…”

“Dua kadar insanları birbirine yaklaştıran, bir araya getiren çok az şey vardır hayatta. Bu, inanıyorum ki, bütün dinler için, özellikle de, Allah’la insan arasında herhangi bir aracının varlığını zorunlu görmeyen İslam dini için bütünüyle doğrudur.”

“Akıl tek başına manevi gerçeklere varamaz; çünkü o, maddi amaçlara çok fazla kaptırmıştır kendini; böyle bir gafletten bizi ancak iman, yalnızca iman kurtarabilir.”

“Batı’nın ayartıcı çehresi karşısında Doğu’nun artık kolay kolay kayıtsız kalamayacağı bir çağda yaşıyoruz. Toplumsal, siyasal, ekonomik ve daha binlerce etkili unsuruyla Batı, Müslüman dünyanın kapılarına balyoz darbeleri indirmektedir.”

“Dürtülerin, isteklerin ve tezatların varlığıdır, insanı, bütün öteki varlıklar içinde yalnız insanı; ahlaki bir varlık, ruhsal değerlerle yüklü bir varlık haline koyan.”

“Sen, bir dünyayı başka bir dünyayla değiştirmek üzere yola çıktın; gerçekte hiçbir zaman sahip olmadığın, benimsemediğin eski bir dünyadan vazgeçmekle sen, kendin için yepyeni bir dünyayı seçmiş oldun.”

“Maddi ilerleme, ruhsal tutumumuzun yeniden yönlendirilmesiyle, mutlak değerlere yönelmiş yeni bir inançla el ele yürümedikçe, insan mutluluğunun sınırlarını genişletmek olduğu iddia edilen amacında asla başarıya ulaşamayacaktır.”

“Batılının dünyası, tarihsi bir dünyadır; bitmez tükenmez olaylar, olgular ,devrimler ve yıkımlar dünyası. Sükûn ve sürekliliğin yeri yoktur bu dünyada; zaman kendisine her zaman şüpheyle bakılan bir düşmandır; ve şimdiki zaman bir ebedîlik tınısı taşımamaktadır orada…”

“Karışıklıklar, sarsıntılar içinde altüst olmuş bir dünya: bizim Batı dünyamız bu! Nereye varacağı bilinmeyen bir kana susamışlık, yıkım ve şiddet; gümbürdeyip giden yığınla toplumsal gelenek, amansız ideolojik kapışmalar, yeni türeyen hayat tarzları için birkaç nesli birden tükenişe sürükleyen acımasız savaş; bizim çağımızın hâkim çizgileri bunlar.”

“Batının şimdiki tanrısı manevi alanda yer tutmuyor. Refahtı bu yeni tanrının ismi. Dini de maddi ilerleme dini.”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir