
Özgür iradem var demek Allaha ve Resulüne isyan etmek midir?
SORU : Ben elhamdülillah müslümanım, La ilahe illallah, Muhammedürresulullah. Bu teslim olmak anlamına geldiğine göre bunu söyleyen Müslümanların özgür iradesi nasıl anlaşılmalıdır?
Eğer ben Müslümanım deyipte benim de özgür iradem var, şuna karar veririm, şunu da yaparım diyorsa, bu bir tutarsızlık olmaz mı? Hele Ahzab süresinin 36. ayetini göz önünde bulundurursak. “Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. (Ahzab Suresi, 36)“. Bu ayet doğrultusunda özgür irade kavramını nasıl anlamalıyız?
CEVAP: Bir önceki konuda kısmen değindiğimiz gibi, özgürlük insanın dilediğini yapma konusundadır. Bunun böyle olmasının hikmeti ise, insanın yaptığından sorumlu olabilmesi için kendisine bu özelliğin verilmiş olmasının gerekliliğidir. İnsan istediğini yapabilme istidadında olmaz ise, yaptıklarından sorumlu olması da söz konusu olamaz. İnsanın iradesinde özgür /hür olması, yaptıklarından da sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Bilakis sorumlu olabilmesi için özgür olması gerekir. Eğer insan istediğini yapacak durumda olmasaydı, Allah Teâlâ, onun davranış ve anlayışlarıyla ilgili olarak: “Şunları yapın bunları yapmayın” gibi emirler vermiş olması abes olurdu.
Bu noktada Müslüman özgürce seçmiş olduğu iman ve itaat ile şerefli bir makama yükselirken; inkar ve isyanı seçen de esfele safiline “dört ayaklılardan daha aşağı bir dereceye” indirilir.
“İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır.” (Tin 1-6)
İmana ve Salih amele giden yol Lailahe illallah Muhammedür Rasulullah’tan geçmektedir. Bu sözü söyleyen, Allah ile anlaşma yapmış ve ona söz vermiştir. Ondan başka ilah tanımayacağını, Muhammed (as)’ı O’nun kulu ve elçisi olarak kabulleneceğini ilan etmiştir. Bu nedenle Allah tarafından: ”Onlar Allah’a verdikleri sözü tutarlar, anlaşmalarını bozmazlar.” (Rad 13/20) sözü ile taltif olunmuşlardır. Bu iltifata muhatap olan Müslüman, bir ömür bu sözüne sadık kalmak için çalışır. Emrini tutar, nehyinden sakınır, onun boyasıyla boyanır, sadece O’na kulluk eder O’na dayanır. Her işinde Allah’ın rızasını gaye edinir. Allah’a vermiş olduğu söz bunu gerektirir. Çünkü hayvanlar yularlarıyla, insanlar ise sözleriyle bağlanırlar. Bu bağ, insanın kendi tercihinin sonucudur. İslam’ı din olarak seçen kimse, bundan sonraki tercihlerinin tümünde İslam’a uygun olmayı esas almak zorundadır. Artık bir ateist gibi, sosyalist gibi, demokrat gibi davranamaz. Her dünya görüşünün kendine göre ilkeleri vardır ve sahipleneninden bu davranışları istemektedir. Aksi halde dininize kendi elinizle ihanet etmiş olursunuz.
Sosyalist liderlerden biri olan Brejnev, iktidarı döneminde annesine kışlık ve yazlık saraylarını gezdirir. Annesinden memnuniyetini belirten bir davranış göremeyince:” Anneciğim bunların hepsi benimdir memnun olmadınız mı” der? Annesi, “oğlum bunların hepsi çok güzel de ya bir komünist görürse? Yani siz özel mülkiyete karşı bir düşünceyi yayarken kendiniz özel mülk ediniyorsunuz. Bunu nasıl izah edeceksiniz ve kendinizin bile inanmadığı bu düşünceye insanları nasıl inandıracaksınız” der?
İslam’da da durum aynıdır. Allah (c.c.) Elçisine şöyle buyuruyor:
“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.” (Enam 6/162-163)
Allah’ın elçisi bu durumda iken, ümmet farklı olabilir mi?
“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 33/36)
Burada anlaşılması gereken şudur: İnsana verilen özgürlük sınırsız değildir. Özgürlüğü veren onun sınırlarını belirlemiştir. Kendisine tanınan sahada istediğini yapar demektir. Tanrısal bir özgürlük değildir. Unutulmamalı ki, insan kulluk için yaratılmış, ancak iman ve inkâr konusu sonuçları itibariyle açıklanmış, iman edenin cennete inkâr edenin de cehenneme gideceği bildirilmiştir. İmanı veya inkarı tercih etmek ise insanın kendisine bırakılmıştır. İşte kendi isteğiyle imanı seçen kimse bu tercihinden sonra iman ettiği dinin ilkeleriyle kendini bağlamaktadır. Artık yapacaklarını veya yapmayacaklarını bu ilkeler doğrultusunda belirleyecektir. Ahzab suresi 36. Ayetinin anlatmak istediği budur. Kendisini Müslüman olarak vasıflandıran bir kimse Allah ve Resulünün vermiş olduğu bir hükmü ister uygularım istersem uygulamam, ben özgür irade sahibiyim diyemez. Uygulamak zorundadır. Bu zorunluluk onun imanı, İslam’ı tercih etmesi sebebiyledir. Böyle bir zorunluluk duymayıp keyfine göre davrananları ise ayet “açık bir sapıklıkla” suçlamaktadır.
Bizlerde bundan şunu anlıyoruz, yaşadığımız hayatta Müslüman olduğunu söylediği halde Allah ve Resulünün verdiği emirlere uygun hareket etmeyenler, açık bir sapıklık içinde olan kimselerdir. Allah’a verdikleri söze dönünceye kadar onlara bu çağrımızı sürdüreceğiz. Ve diyeceğiz ki, İslam’ın yüz karası inanmayanların da maskarası olmayın. Gelin sizlerde Allah’ın tebşir ettiği şu zümreye katılın:
“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: «Ben gerçekten Müslümanlardanım» diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet 41/33)


