
Putlaştırılmış Algılar Bilgi Sahibi Değillerdir
Allah kendisi dışında tapınılan yaratılmışları bazen put bazen heva ve heves bazen şeytan bazen de başka isimler ile o varlıkların Allah tarafından yaratıldıkları ve onların da Allah’ın birer kulları oldukları üzerinde önemle durmaktadır. Allah’ın dışında kendilerine önem atfedilen bu yaratılmışlar ne dünyada ne de ahirette kendisine tapanlara asla bir fayda sağlamayacaktır. İnsanların çoğu Allah’ı inkâr etmemekle birlikte Allah ile beraber başka ilahlar edinme yoluna gitmişlerdir.
Allah ile kendi aralarına koymuş oldukları bu aracıların özellikle kendilerini Allah’a yaklaştıracaklarına inanarak bu halleriyle Allah’ın dosdoğru yolundan çıkarak müşrik olmaktalar. Aracı olarak kabul edilenin bir melek, insan, fikir veya insan aklının ürünü olan bir sistem olması hiç fark etmez. Allah’ın yarattıklarından uzak olduğunu kabul eden bu hastalıklı görüş sahipleri belli ki yüce Kuran’dan da habersizdirler. “Yemin olsun ki insanı biz yarattık. Bu yüzden onun içinden nelerin geçtiğini çok iyi biliriz. Zira biz ona şah damarından daha yakınız.” ( Kaf -16)
Başka bir Kuran ayetin de Allah ile kendileri aralarına koydukları yedek ilahlarının kendilerini nasıl saptırdıklarını şöyle itiraf etmektedirler. “ Dikkat edin! Arı duru din yalnızca Allah’a aittir. O’nun peşi sıra dostlar edinenler “ Onlara, bizi yalnızca Allah’a biraz daha yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” derler. Şüphesiz ki Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola ulaştırmaz.” ( Zümer -3)
Yüce Allah putperest müşriklerin tapındığı varlıklara onlar ilah veya ma’but oldukları için değil de kendilerini Allah’a biraz daha yakınlaştıracakları düşüncesi ve beklentisiyle bunu yapıklarını hatırlatmaktadır. Bu kanaat ve düşünce sadece Mekkeli müşriklerle sınırlı olmayıp an itibariyle böyle düşünen ve kabul eden günümüz müşrikleri içinde geçerlidir. Olgu ve olayları sadece Mekkeli müşriklere hasretmek yüce Kuran’ı tarihin bir bölümüne hapsetmek anlamına gelir ve Kuran’ın mesajlarının evrensele taşınmasına mani olur.
İnsanlık tarihinde ilahlarını sembolleştiren yani putlaştıran ilk kavimin Samir’i ve onun bu düşüncesine itibar eden takipçileri olduklarını yüce Kuran bizlere şöyle haber vermektedir: “ Evet Samir’i onlara böğürme sesi çıkaran bir buzağı heykeli yaptı (çıkarttı) ve: İşte, sizin ilahınız, Musa’nın da ilahı budur. Ne var ki O, bunu unuttu, dediler.” ( Taha – 88) Samir’i ve onun yaptıkları hakkında daha fazla malumat sahibi olmayı arzu eden kardeşlerimize Araf ve Taha surelerinin ilgili ayetlerini okumalarını tavsiye ederiz.
Samir’i ve takipçilerinin yaptığı daha sonrada ilah olarak kabul ettikleri bu sembolik ilahlar son peygamber olan Muhammed (as) döneminde Lat, Menat, Uzza isimlerini alarak ilahi vahye karşı çıkanların sözüm ona kurtarıcıları! Olmuştur. Günümüzde ki insanlar belki bir taşa bir kuşa veya bir insanın maddi suretlerine ibadet etmiyorlar ancak o sembollerin içini beşeri ideolojiler ile doldurarak teşekkür ve şükranlarını Allah’a değil o sembol ilahlarına yapmaktalar. Kıyamete kadar kendilerine cevap veremeyecek ve kendileri de yaratılmış ve hiçbir şeyden habersiz bu sahte ilahlara belirli gün, belirli hafta ve yıllarda yaptıklarını veya yapacaklarını rapor ederek ona olan bağlılıklarından geri adım atmamaktadırlar.
Gerek yüce Kuran’ın indiği dönemde gerek ise günümüzde insanların çoğu Allah’a şirk koşarak müşrik olmaktalar. Bu grup insanlar yaratıcı olarak Allah’ı kabul ediyorlar ancak iş hayatı yönetip yönlendirmeye gelince Allah’ın değil Allah’ın dışın da Allah ile beraber edindikleri sembolik ilahlarının kanun ve kurallarına teslim olmaktalar. Bu tür insanlar yaptıkları bu eylemlerinin kendilerini müşrik yaptığından habersiz yaşamlarını devam ettirmektedirler.
Evet,
Şirk sürekli yayılan tedavisi yapılmadığı takdirde sahibinin cehennemi boyladığı bir hastalıktır. Hele şükür ki tedavisi var; Tedavinin içeriğini ve metodunu Allah Kuran’da belirlemiştir. Şirk içerisindeki insan Kuran ile bu hastalığını tedavi ede bilir. Aksi ahirette kurtuluşu mümkün olmayacaktır.
“ Allah, sadece kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun altındaki günahları hak eden kişi için isterse bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, büyük bir günahla Allah’a iftira etmiş olur.” ( Nisa- 48)
Allah ile beraber edinilen yedek ilahlar sahiplerinin doğru ve isabetli düşünmelerinin önündeki en büyük engeldir. Donuklaşan akıl artık normal işlevlerini bile yerine getiremez olur. Sürekli bahaneler üreterek hak ve hakikate karşı ilgisiz kalmaya devam eder. Putlaştırılmış algılar bilgi sahibi değillerdir ve herhangi bir şey anlama kabiliyetinden de yoksundurlar. Putperestler peşlerinden gittikleri varlıkların durumunu anlasınlar diye yüce Kuran onların tepkisizliği üzerinden mesajlar vermektedir.
“ Onlara ( Allah ile aranıza koyduğunuz aracılara) yalvarsanız bile çağrınızı duymazlar. Sizi duysalardı da isteklerinize cevap veremezlerdi. Kıyamet günü onları ortak koştuğunuzu da inkar edeceklerdir. Her şeyden haberdar olan Allah gibi gerçeği hiç kimse sana bildiremez.” ( Fatır- 14)
Bu ve buna benzer Kuran ayetlerinde şu mesajlar verilmek istenmiştir: Putların ve ölüp gidenlerin dünyadakilere kesinlikle cevap veremeyecekleri açık ve anlaşılır bir şekilde ortaya konmaktadır. Ayrıca putların veya dünyada kendilerine tapınılmış olan varlıkların yeniden diriltilme gününde bu tapınmaları reddedecekleri gerçeğini sana ve size hiç kimse yüce Allah gibi haber veremez; Çünkü diriltilme gününde nelerin olup biteceğini Allah’tan başkası bilemez.
Meseleyi iki kategoride incelemenin konunun daha iyi anlaşılacağına katkı sağlayacağını düşünmekteyim. Şöyle ki: Birinci grubu oluşturan ve gerçeklerin üzerini örten kâfirler bunlar Allah’a ve onun gönderdiklerine inanmayan ve bu ilkeleri kesin bir dil ile inkâr edip yok sayanlar. Bunlar günümüzde sekiler, ateist, kapitalist ve her türlü izmleri hayat tarzı olarak benimseyen kişi ve kişiler olarak tanımlaya biliriz. Bunların tamamı modern! putçu ve inkârcılardır. Bunlar tapacakları ilahlarını aynen Mekkeli müşrikler gibi kendi elleriyle yapıp sonrada ona tapan zavallılardır. Bunları bir nebze olsun anlamak belki mümkün olabilir: Ancak kendilerini Müslüman olarak adlandıran ve her defasında Allah’a ve gönderdiklerine inandıklarını söyleyen ikinci grubu oluşturan kesim ise Allah ile kendi aralarına koydukları canlı, cansız, ölü ya da diri hiç fark etmez koydukları aracılar üzerinden Allah ile irtibat sağlamaya çalışan kesimdir ki işte Kuran’ın indiği ve günümüzde ki muhatap alıp düzeltmeyi hedeflediği gerçek grup bunlardır.
Allah vahiy ve elçilerini kendisini inkâr edip yok sayan toplumlardan ziyade; kendisinin varlığını kabul eden fakat söz konusu hükmetme, kanun koyma ve hayatı yönetme olunca Allah’tan aldıkları yetkiyi bu aracılara veren ve Allah’tan rol çalan hırsızları hedef almıştır.
Halkı Müslüman olan coğrafyayı bir ahtapot misali saran ve tamamının kökü dışarıda olan tarikat, tasavvuf, veli, evliya ve benzeri anlayışların bu gün bu coğrafya halklarını nasıl yaşayan ölülere dönüştürdükleri izaha gerek kalmayacak kadar açıktır. Bu halkların üzerine adeta ölü toprağı serpilmiştir. İslam’dan ayrı bir din olan bu anlayış İslam’a muhalif bir anlayış ve bir yaşam tarzı bir giyim tarzı oluşturarak adeta Kuran muhalifi bir din haline gelmiştir.
Allah ile kendi aralarına koymuş oldukları sahte ilahlara müracaat ettikleri kadar kendilerini yaratan Allah’a ihtiyaç duymamaktadırlar. Allah ile sürekli irtibat halinde olması gerekenler kullar arasından edindikleri sahte ve yedek ilahlarına rabıta adı altında her gün tekmil vermekteler. İslam ve Müslimleri felç eden bu anlayışlar günümüz iktidar ve muhalefeti tarafından maddi ve manevi olarak fonlanarak önleri açılmakta.
Dünyanın her yerinde kendilerine taraftar bulan bu anlayış ve taraftarlarının her biri dünyanın gizli örgütleri tarafından ele geçirilmişlerdir. En son Fetö, on beş temmuz ve CIA arsındaki ilişki ve ülkemize kurulan komplo.
İslam ne zaman insanların ve dünyanın gündemine gelse ilgili örgütler olaya hemen müdahale edip içeriden edindikleri vekiller ile vekâlet savaşlarını başlatıp milyonlarca masum insanı katledebiliyorlar. İşte Sünniler ile Şia arasındaki bitmek bilmeyen sözüm ona mezhep savaşları. Tarikat ve tasavvuf erbapları arasında bitmek tükenmek bilmeyen ve sonucu cinayetler ile biten post kavgaları.
Putçuluk ister modern! Anlamda ister ise dini anlamda olsun fikri bir sapkınlık ve akıl tutulmasıdır. Özellikle kendilerini Müslüman olarak adlandıran bu kesimin bu hastalıklı ve urlu yapıyı bünyelerinden derhal kesip atmaları gerekmektedir. İslam’ın iktidar ve devlet olmasının önündeki en büyük engellerden birisi halkı Müslüman coğrafyanın şuan ki bölünmüşlük halidir.
Her şeye bir kılıf bulan bu zihniyet yüce Kuran’ın bölünmeyin parçalanmayın emrine rağmen: “ Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” gibi aslı astarı olmayan ve Kuran’ın ruhuna aykırı sözler ile kendi konumlarına meşruluk kazandırmaya çalışan bu oluşumlara karşı tevhit ehli Müslimlerin dikkatli olmaları gerekmektedir. Zira tarih boyunca ümmetin hiçbir ihtilafımda rahmet olmamış tam aksine zahmet olmuştur. Zahmet ehli değil rahmet ehli olmak dilek ve temennisiyle. Başka bir yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.


