GenelHaberlerYazarlardanYazılar

Putperest Müminler

Kabil, Habil’i öldürdükten sonra kaçıp uzaklaşmış ömrünün son demlerinde şeytanın vesvesesiyle ateşi kutsal saymaya başlamış, oğullarına da tavsiye etmişti. 1

Adem’ in vefatından sonra Şit in oğulları kabrini ziyaret ediyor, etrafında saygıyla dönüyorlardı.2

Vedd, Suva’, Yegus, Yeuk ve Nesr de Adem’ in soyundan salih kimselerdi. Ölünce Allah katında şefaatçi olurlar düşüncesiyle heykellerine tapınılmaya başlandı.

Ve bu ilk nesillerin Putperestliği Nuh’a kadar artarak devam etti. Nuh da kendinden önceki resuller gibi tevhide davet ettiğinde onu yalanlayarak: “Sakın taptıklarınızı bırakmayın! Hele de Vedd’den, Suva’dan, Yegus’tan, Yeuk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin.” (Nuh 23) bağırışları ile tufan sularında boğuldular…

Tapınma fıtridir ve insanlar, eğer Allah’a tapmıyorsa, ihtiyaçlarını, tabiat, ruh, mit ya da masalımsı kahramanlara tapmakla giderir.

Putperestlik bir hastalıktır. Ve Puta tapıcılık çağdaş dünyada bilim, medeniyet ve düşünce alanlarında gelişmiş ülkelerde dahi hala varlığını sürdürmekte.

Roma’daki “Aziz Pietro’nun” ayak izlerini taşıyan taşların öpmekten” ve “yüz sürmekten” aşındırılması, İsa’nın, Meryem in ve Azizlerin ikonları, “ ineklere saygı” ya da kutsal kabir mezarlara, taştan demirden heykellere tazim hala varlığını devam ettirmekte…

Mezopotomya bölgesinde yaşayan Sümer, Akad, Babil, Asurlar gibi Mısır halkı da çok tanrılı inanca sahipti. İlahları ise Güneş Tanrısı “Ra” idi. Eski Yunan da ise putperestlik yaklaşık MÖ 1150’de başlamış ve tarih içinde çok puta tapınılmıştı. Rahmet tanrısı Apollon, Rüzgâr tanrısı Avdas, Aşk tanrıçası Afrodit, Güç tanrısı Ares gibi ilahlarına cinsiyet atfederek onları güzel erkek ve kadın suretinde yapmışlardı.3 Ergenekon destanında da Göktürklerin, Bozkurt soyundan geldiği ve bir Bozkurt’un Türklere analık yaptığı anlatılır. Orta Asya Türkleri bu “Kurt” un hatırasını gönüllerde yaşatmış ve bayraklarının, çadırlarının tepelerinde altından yapılma bir “Kurt başı” bulundurmak suretiyle onu kutsallaştırmış ve totem/put haline getirmişlerdi.

Müşrik Araplar ise, Allah ile aralarında yakınlık sağlamak için, insan suretinde putlar yapmışlardı. Hz. Peygamberin Mekke’yi fethine kadar Kâbe’de 360 put vardı. Arap bedevilerinden her aile, bir put edinip evine koyarak etrafında dönerdi. Ev halkından biri yolculuğa çıkacağı zaman ve döndüğü zaman henüz ailesini görmeden ona elini yüzünü sürerdi. Mekke’den uzağa giderken Kâbe etrafındaki taşlardan yanlarında götürür, konakladıkları yerde dört taşın en güzelini ilah edinerek tapar, geri kalan üçünün üstünde yemek pişirir, ayrılırken hepsini bırakırlardı.4

Savaşta galip olunsun diye onlardan güç almak beklentisi ve kutsama kastı ile bazılarını beraberinde götürürlerdi. Ebu Sufyan Uhud savaşında Lat ve Uzza’yı beraberinde götürmüştü.5

Hazreti Âdem ile başlayan Tevhid İnancı, zürriyetinin yeryüzünde çeşitli yerlere dağılması ile deformasyona uğradı. İnsanlar, zamanla ruhlara, maden, taş veya tahtadan yapılmış, putlara/ heykellere, güneşe, yıldıza, şeytana ve hatta ineğe bile taptı.

İlahi vahiyden ve Allah’a kulluktan uzak kalmış toplumlarda seçkin insanlar, önderler putlaştırılırken aynı zamanda da tabulaştırılır. Kur’an’da bu putlaştırılanlar “Rab”, “Tağut” ve “Endad” kelimeleri ile isimlendirilir: “…Allah’tan başka biri diğerinizi Rab edinmesin…” (Al-i imran, 64)

Ve Kuran da Allah’ın koyduğu sınırları aşan, Allah’a gidecek yollara engeller koyan, Allah’tan uzaklaştıran her varlık tağuttur/sahte Rabdır. 6

Tağutlaşanlar Allah’a ihtiyaç duymazlar ve dine itibar etmezler. Ve her çağda Allah’ın hükümlerine aykırı ve onun yerine geçmek üzere kurallar koyan herkes tağuttur. “…Kim de tağutu tanımayıp Allah’a iman ederse işte o kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır….” (Bakara, 256).

Tarih boyunca görülmüştür ki toplumun bir insana karşı aşırı sevgisi, bağlılığı ve eleştirilmezliği onu putlaştırmaya götürüp zamanla tanrı mertebesine çıkartmakta. Firavun “Ben sizin en yüce rabbinizim” derken, Musa’nın Tanrısının hükümleri /kuralları benim yönetimimde geçersizdir demek istemişti.

Yine hayattayken kendini heykeller ve posterlerle putlaştıranlar kendi adını taşıyan saraylar, havaalanları, stadyumlar, müzeler vs. yaptırmış, ölümlerinden sonra ilah ilan edilmiş, ikon ve heykelleri yapılarak putlaştırılmışlardır.

Kurtuluş zaferinden, liderliğinden ve Türkiye’ye getirdiği devrimlerden dolayı, bir kesim tarafından kendi ideoloji ve/veya ekonomik ve sosyal statülerini topluma benimsetmek için Atatürk’e de ölümünden sonra tanrısal paye verilmiş ve ilahlaştırılmıştır. Bizzat kendi ifadesiyle, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” demesine karşın…

Çağlar ve medeniyetler ilerlese de ilkellikten kurtulamayan insanlar, heykelleri putlaştırmaktan, ideolojilerini tanrılaştırmak kurtulamadılar. O kadar ki Müslümanlar bile putçuluğun baş düşmanı olan dinlerine, çeşitli hurafelerle putperestliği sokacak kadar acizlik göstermekteler.

Genelde putlaştırılan şahsın ölümünden sonra, yerine geçenler de çoğu zaman o şahsa yönelmiş teveccühü sömürme yoluna girer ve putların önünde eğilir gibi görünürken esasında kendi ideolojilerini yaşatırlar.

Putların korunması; bu ideolojileri sahiplenen imtiyazlı grubun bu putlar vasıtasıyla elde ettikleri menfaat ve makamların kaybolmaması içindir. Dolayısıyla her putlaşmış heykel, belli bir düşünce ve ideolojiyi simgeler.

Bu gün adı konulmamış küçük putlara karşı açık bir mücadele vermek zor ve karmaşıktır. Çünkü bugünün putları küçük, ama yaptıkları yıkım büyüktür. Ve çağdaş denilen birçok insanın içi put mezarlığıdır.

Kavim ve ırk üstünlüğü bir puttur. İdeolojiler kendi içlerinde birer din ve puttur. Devlet te bir puttur. Bir devlet ki sorgulanamaz ve lideri tenkit edilemezse tabulaşmış ve tanrılaştırılmıştır.

Kâbe’deki 360 put, fetihle tarihin çöplüğüne atılmış olsa da, şekil değiştirerek zihinlerde ve gönüllerde sevgileri devam etti. Put nesli maalesef kurumadı, kurutulamadı, her daim yaşadı durdu. Ve putçuluk ruhu her asırda alevli bir meşale gibi yanmaya, şirk yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Belki elle tutulmuyor, gözle görülmüyor ama yine ibadethanelerin, mescitlerin başköşesinde, kutsal ve özel günlerde toplu ibadetlerde her daim onlar var.

İnsanoğlu asırlar boyu olduğu gibi bugün de yine onların adı ile alevli ateşler üzerinde yürüyor, onların sevgisi ile vücutlara saplanan şişlerle akıtılan kanlar duyulan acıları yeniyor, onlara secde etmenin lezzetini tadıyor.

Onların adını anarak, ağaçlara çaputlar bağlıyor, adaklar sunuyor, öpüp kutsuyor.

Kutsal günlerde yine pagan kökenli toplu ayinler tertipliyor, kandil geceleri, aşure günleri ve cem ayinleri ile hemhal olup, kötü ruhlardan, cinlerden ve nazarlardan korunmak için çeşitli muska ve benzeri nesneleri boyun ve vücutlarında taşıyor.

Yazılan ilahi ve şiirler Kabe’ye asılmasa da toplu ritüellerde güzel sesli vaizlerle okunup, vecd ve ihlasla gözyaşları dökülerek bidat ve hurafelerle yad ediliyor.

Resul ve yanında yer alan put kırıcıların, taştan ve helvadan putları şeklen kırmış olsa dahi, tabilerdeki şirk kırıntılarını yok edemediğini, bilakis onların belki daha da güçlü ve diri olarak hayatta olduklarını görmekteyiz.

Efendimizin şeklen yaptığı Kabe’ deki putları kırma eylemi, yeryüzündeki tüm put ve putçulara, artık tevhidin galebe çaldığını gösteren ve öğreten bir dokunuştu.

Ve günümüz puthanelerinde artık çamurdan, metalden ya da helvadan putlar üretilmiyor.

Geçmişteki gibi evlerimizin bir köşesinde putlara tazim için ayırdığımız mekânlar da yok ve Allah’ın evinde de ikamet edemiyorlar.

Onları daha derinlerde, beyinlerimizde, zihinlerimizde ve iradelerimizde misafir ederek ağırlıyor, tazim gösteriyor, saygımızın ifadesi olan adaklarımızı sunuyoruz.

Artık onlar yeni modern isim ve sıfatlarla allanıp pullanarak tüm yeryüzünde yeni tabiilerini karşılıyor.

Bu karşılama ve ikram, kimi zaman “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” adı altında gerçekleşirken; kimi zaman da “modernlik, çağdaşlık, batılı değer ve kavramlar” adı altında “laik ve seküler” sunumlarla gerçekleşiyor.

Ve bizler onlara tazimlerde bulunuyor, genç çocuklarımızı adak adıyor, modern putların arkasına sığınmış şirk önderlerini toplumlarımızda din adına yüceltiyoruz.

Dillerimiz Allah derken, kalplerimize modern buzağıların sevgisi içirilmiş!

Ve bu modern buzağılar, aynı yine geçmişte olduğu gibi Musa yı Tur dağına göndererek, onun yokluğundan istifade ile kendi ellerimizle inşa ettiklerimizden oluşuyor…

Her çağ ve zamanda olduğu gibi günümüz putlarına tapma önerisi de, yine küfürle imanı, şirkle tevhidi daima karıştıran içimizdeki beyinsiz putperest müminlerden geliyor…

Selam ve dua ile…

 

Notlar:

1 Taberi Tarihi I, 101

2 Asım Köksal, İslam Tarihi, XV, 354

3 Sarıkçıoğlu Ekrem; Başlangıcından Günümüze Dinler Tarihi, s. 69-70

4 İbn. Hişam, Sîretun Nebevi, I, 56-57

5 Kelbî, Putlar Kitabı

6 İslam Ansiklopedisi, D.İ.B.

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir