Genel

Savaşın varoşları: Suriye kamplarında hayat

Ergün Yıldırım/Yeni Şafak

Bir kıştan geçiyoruz. Yağmur, kar, don ve soğuk günlerde sıcak evlerimizde, konforlu arabalarımızda ve otoban yollarımızda hayatımız sürüyor. Peki Suriye’deki milyonlarca insanın kamplardaki hayatını merak ediyor muyuz? Gaziantep’te uluslararası insani yardım faaliyetleri yapan Yardım ve Koordine Birimi Derneği’nin çalıştayında bu merakımızı gideren raporları tartıştık. BM, Katar, AB ve Türkiye’den fon alıyor bu kuruluş. Bilgi yönetimi konusunda oldukça önemli çalışmalara imza atmışlar. Bundan dolayı Bill Gates Vakfı’ndan destek almışlar. Gün gün bütün kamplardaki gelişmelerle ilgili bilgi topluyorlar. Bunları sınıflayarak dünya kamuoyuna sunuyorlar. Ayrıca sorunları çözmeye yönelik çalışmaları da var. Başkanı Muhammed Haşim, bütün asaletiyle bizi karşılıyor. Giyimi, duruşu, konuşması, inancı ve hizmet aşkıyla insanı etkiliyor.

Rapor, 2018 Kasımında yapılan araştırmaya dayanıyor. Oldukça detaylı bir çalışma. 234 kampı içeriyor. Halep ve İdlip’teki kamplar bunlar. Dair-El-Balut, Cerablus, Bab El-Seleme, Hak, Selkin, Sermede, Harim ve benim de ziyaret etme fırsatı bulduğum ve en büyüğü olan Atma. Zorla göç ettirilmiş ve yerinden olmuş Suriyeliler kalıyor buralarda. Kampların %63’ü çadırlardan, %33’ü odalardan (çimento ve çamurla yapılmış) ve %4’ü de karavan ve prefabriklerden oluşuyor.

Araştırma, dediğimiz gibi oldukça detaylı. Kamplardaki yollar, yerleşim biçimleri, demografik yapı, eğitim durumları, ısınma sorunları, yaş grupları, cinsiyet dağılımları, yıkanma ve temizlenme imkanları gibi konular hakkında bilgiler veriliyor. Bu bilgiler ışığında kampların sorunlarını ve ihtiyaçlarını geniş bir biçimde görebiliyoruz. İnsani yardımın ve acil desteğin yoğunlaşması gerektiği alanlar hakkında önemli tespitler yapılıyor. Kampların yaşam dünyasına ve kışa karşı verilen mücadelesine ayna tutuyor.

Sekiz yıldan beridir devam eden savaş ile beraber kamplarda yaşam başlı başına bir toplum haline gelmiş durumda. Yeni bir toplum biçimi adeta. Milyonlarca insanın içinde yaşadığı, geçindiği, doğduğu, evlendiği ve öldüğü sosyal alan burası artık. Fransız sosyolog Piere Bourdieu’nun bahsettiği “sosyal alan” burada farklı bir sosyolojiyle ortaya çıkıyor. Patolojik şartların ürettiği bir sosyal alan. Savaşla gelen yersiz ve yurtsuzluk, parçalanma ve zorla yerinde edilmenin doğurduğu sosyolojik patolojidir bu. Burada ortaya çıkan sosyal alanda hayat bin bir zorlukla ve acımasızca devam ediyor. Rapor, bize bunları sunuyor. Bazı verileri paylaşarak bu konuda daha net bir fikre ulaşalım.

Kamp sosyal alanı 7 ay fırtınalarla geçiyor. Özellikle yağmur fırtınaları sonucunda çoğu çadır telef oluyor, kanalizasyon bozuluyor, yollar dağılıyor. Özellikle yaşlılar ve çocuklar arasında ısınma imkânlarının yetersizliği nedeniyle ölüm oranı oldukça yüksek. Bu gruplar için ihtiyaç duyulan yardımlardaki yetersizlik oranı %32. Kampların genelinde %24 oranında ısıtıcı yok. Olanlar ise çok tehlikeli ve zaman zaman yangınlara sebep oluyorlar. %90’ında battaniye ve döşek yetersizliği var. Kış için sadece %12’lik bir kesime elbise dağıtılmış. Araştırmaya katılan kampların sadece %41’inin kıştaki yakıt ihtiyacı karşılanmış. %88’ine kışlık kıyafet verilmemiş. Çadırların %57’si su izolatörleri gerektiriyor.

Kamplarda yaşayan insanların kendisini güvende hissetme oranı sadece %12. Bunun yanında %51’i okula gitmek istemiyor. %43’ü ise isteyip istemediğini belirtmiyor. Bu veriler kamplardaki insanların içinde olduğu ruh halini anlatıyor. Umutsuzluk, gelecek kaybı ve güvensizlik. Bu sosyolojik şartlarda insanlar ne hale gelir? Dünyada uzun süreli kamp hayatı içinde yetişenlerin ne olduklarına baktığımızda hiç de iç açıcı şeylerle karşılaşmıyoruz. Mesela Pakistan ve Afganistan arasındaki sınırlarda yer alan kamplarda yetişenler daha sonra gerillalara, isyancılara ve terör faaliyetlerine katılanlar haline geldiler. Taliban, bu kamplarda yetişenlerden biridir. Bütün hayatı çaresizlik, yokluk ve sahipsizlik içinde yetişen bir insan. Burada çıkacak sosyoloji ve psikolojik bilinç öç alma pratiklerini üretir. Kimden öç alma? Kendini o hale getirmekten mesul gördüğü devletler, kişiler, gruplar ve düşüncelerden. En derin acı, en uç yıkıcılıklarla kendini dışa vurabilir.

Suriye iç savaşı ve yine İslam dünyasının diğer bölgelerindeki çatışmalar ve yoksulluklar nedeniyle milyonlarca insan kamplara mahkum bir biçimde yaşıyor. Açlık ve sefalet diz boyu. Yoksunluğun ve yoksulluğun toplumları bunlar. Post-modern çöl şartları. Bu çöllerde post-modern bedeviler yetişir. Medeniyetin onları bu şartlara mahkum ettiğini düşünmeye başladıkları gün, ellerinde silahlarıyla medenilere bütün hınç ve öfkeleriyle saldıracaklar/saldırıyorlar.

Kampta yaşayan insanların yaralarını sarmak ve onları çöl hayatının yoksunluğuna mahkum etmemek devletlerimizin, zenginlerimizin ve aydınlarımızın elinde. Hepimiz mesulüz.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir