GenelSelam İle

Selam İle

Değerli Okuyucularımız!

Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerine olsun!

Rabbimiz zamanı yaratmış tüm yaratılmışların ömrünü de onun seyrine bağlamıştır. Zamanın en küçük biriminden bakarsak, saniyenin altmışta birine salise diyoruz. Saliseler ardı ardına sıralanarak yaşayacağımız bir ömrü oluşturmaktadır.

Ömrümüzün sonlandırılması da bu saliselerden birinde gerçekleşecektir. Yani bir salise önce hayattayız bir salise sonra hayatımız sonlandırılmış olacak. Uğruna yapmadığımız fedakârlık kalmayan hayat, bu kadar kısa bir zaman diliminde sönüp gidecek. Aynen düğmesine basınca bir elektrik ampulünün söndüğü gibi!..

Güngörmüş bir ihtiyara ömür nedir diye sorduklarında şöyle demiş:

“Gözünü açıyorsun doğdu diyorlar, kapatıyorsun öldü .…  Bu ikisi arasındaki göz kırmaya da ömür diyorlar.”

Değişmeyen bu yasayı, dünyaya gelen her canlı mutlaka yaşayıp görecektir. Ancak, kimi sağlam kimi sakat, kimi güçlü kimi zayıf, kimi zengin kimi fakir, kimi külfet paylaşıyor bu hayatta kimi nimet. Sonuçta mukadder olan mutlaka başa gelecektir. Ancak her nimetin hesabı sorulacak; her külfetin karşılığı verilecektir. Ümmetin bir kısmı Arakan da, Myanmar da, Gazze de, Lübnan da… Zulmün her çeşidini görüp, mahrumiyetin tarifsiz acısını tadarken; diğer coğrafyalarda refahın dibine vuranlar zannetmesinler ki bu hayat böyle gidecek, bu devran böyle dönecek! “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” kuralınca;

Rabbimiz bir gün bu hesabın döneceğini ve herkesin yapıp yaşadıklarının karşılığını mutlaka göreceğini bildiriyor:

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun karşılığını görür.” “Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.” (Zilzal 99/7-8)

“Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.” “insan bilsin ki (hesap günü) kendi çalışmasından başka bir şeyin yararı olmayacak.” “Ve çalışmasın sonucu da yakında görülecektir.” (Necm 53/38-40) buyuruyor.

O yakın denilen gün ise, yeniden dirilip herkesin hesaba çekileceği gündür. “O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.” (İnfitar 82/19) Ümit ederiz ki o gün rabbimizin rahmetine ve merhametine mazhar olan kullarından olalım. Dünyada mazlumların yanında duran yetim ve yoksulların elinden tutan, açları doyuran, çıplakları giydiren sokaklarda hayat süren, uyuşturucu bataklığında çürüyen yavrularımızı kurtarmak için çalışan insanlara yoldaş olalım. Çorbada tuzumuz bu yolda izimiz bulunsun istiyoruz…

Değerli okuyucularımız!

 İnsanlar üzerinde hükümran olan kimselerin topluma bakışını rabbimiz Zuhruf suresinin 54. Ayetinde Firavun üzerinden şöyle anlatıyor:

“Firavun, kavmini küçümsedi/ ‘bir şey anlamayan ahmak yerine koydu’, ama onlar yine de kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar, fasık olan bir kavim idi.” (Zuhruf 43/54)

 (Fasık; en hafif ifadeyle helal haram tanımayan, işine gelen her şeyi yapan ilkesiz kimseler demektir.) Bu ayetin mesajını oluşturan anahtar kelime “FESTEHAFFE.” (Noktalı Hı harfiyle) Kelimenin mazisi Ha. Fe. Fe. Lügatlerde anlamı kullanıldığı yere göre; hafifletmek, Küçük düşürmek, gevşeklik yapmak, kolayca taşımak gibi anlamlara gelmektedir.

Bu ayete mana verenler bu kelimeye aldatmak, Küçümsemek, hakaretle bakmak gibi anlamlar vermişlerdir. Bir kısmı da “Tahfif etti” şeklinde Arapça orijinalini tercih etmiştir. Aslında bir şeyi kolayca taşımak için yâda hafifletmek için onu ağırlaştıran ne ise ondan ayırmak gerekir ki kolayca taşıyalım.

Mesela içi dolu olan bir sandığı, dolabı kolay taşımak için içini boşaltırız. Onu tahnit ederiz. İşte Firavunun yapmış olduğu da budur. Halkını istediği yere getirmek, kendi görüş ve düşüncelerini kolayca kabul ettirebilmek için halkının fikri ağırlığını oluşturan değer yargılarını değiştirecek uygulamalar, manipülasyonlar, algı operasyonları gibi uygulamalar ile kendisini onlara kabul ettirir bir duruma getirdi. Artık millet onun ağzına bakar bir vaziyete geldiği için, onun her dediğini doğru kabul eder oldular. Yani halkın kafasını boşalttı. Kendi değer yargıları ile doldurdu. (Aynen bir tarikat disiplinine girenlerin kafa yapısının o tarikatı ve şeyhini tartışılmaz doğru kabul etmesi için şeyh ve müritler vasıtası ile kafa yapısı ve olayları algılama biçimlerini değiştirilip, o tarikatın disiplinine uygun hale getirildiği gibi.) Bu sayede ona itiraz edecek, söylenenleri farklı şekilde ölçüp biçip değerlendirecek fikir ve yargılarından uzaklaştırmıştır.. Bunun için zamanın medyası olan sihirbazlarını, kâhinlerini ve tapınak azizlerini kullanmıştır. Bunlar da halkı algı operasyonları ile manipüle ederek firavunun rabliğine inandırmışlar.

Bu nedenle Musa (a.s.) insanları ve firavunu Âlemlerin rabbine imana ve ibadete çağırınca firavun onlara kendinden emin bir vaziyette; “Ene rabbikümül a’la” “ Sizin en yüce rabbiniz benim» dedi. Bu kelimenin bu ayetteki anlamı; halkını hafife alması, küçük görmesi, hakaret etmesi gibi anlamlardan daha ziyade halkın zihniyetini değiştirmek için o günün medya gücünü kullanarak,  hafızalardaki eski bilgileri boşattığını / değiştirdiğini ifade etmesi daha uygun düşmektedir.

Bu kısım çok önemlidir ki, bu günün müstekbirleri de aynı yöntemi kullanıyorlar. Yazılı sözlü ve görsel medyayı kullanıyorlar. Kurdukları haber ağı ile tüm dünyayı onlar bilgilendiriyorlar. Meşhur hoca olayında hocanın keçisi çalınır fakat topluma hoca keçi çaldı şeklinde verildiği gibi; hocadan rahatsız olanlar ya da hırsızlar olayı topluma böyle veriyorlar. Çağdaş haber ağını kuranlar, bundan daha vahim yalanlarla olaylar hakkındaki haberleri oluşturup dünyaya servis ediyorlar. Zalimi mazlum mazlumu zalim olarak gösterebiliyorlar. İşin bundan daha garibi dünya insanının büyük çoğunluğu da bunlara inanıyor. Çünkü başka alternatifleri olmayacak şekilde bütün zamanlarını bu telkinler ile dolduruyorlar.  Zaman uzadıkça hassasiyetler köreliyor bunlar da meşru hale geliyor. Yıllardır yediden yetmişe uyguladıkları eğitim yöntemleriyle, bu uğurda verdikleri mücadeleler ile insanların inançlarını değer yargılarını, dinini ve ahlak anlayışlarını değiştirmek için her yolu denemektedirler. Ne gariptir ki bunu da büyük oranda başardılar. Hem nefisler üzerinde hem de nesiller üzerinde muvaffak oldular. Örnek mi istiyorsunuz? Sizin uğruna can verdiğiniz değerleriniz için çocuklarınızın ne düşündüklerine, hayat hakkındaki düşüncelerine, olayları nasıl yorumlandıklarına ve neler yaptıklarına bakabilirsiniz. Bunun batısı- doğusu, İslam’ı Hıristiyan’ı yok. Bir Alman gencine soruyorlar, Almanya için ölüme gider misin? Genç parmağını kafasına götürerek “ben deli miyim” diyor? Almanların vatan ve millet konusundaki hassasiyetleri bilinir iken genç kuşakların ne hale getirildiği görülmektedir. Nesiller mankurtlaştırılıyor. Aynen firavunun halkını İstihfaf ettiği gibi. Küresel üst akıl, medya sihirbazları ve yerli işbirlikçilerin yardımı ile bu değişim gerçekleştirilmektedir. İstisnalar kaideyi bozmasa da çoğunluk bu tuzağa düşürülmektedir. Aynen Emanuel Karasu’nun Osmanlı gençlerini kendi devleti aleyhine örgütlediği gibi. Yine Siyonizm genç kuşaklar üzerinde bu tür oyunları yinelemeye çalışmaktadır. Yediden yetmişe gözünü medyadan alamayan insanımız ökseye tutulmuş kuş misali medyatik oyunlardan başını kaldıramaz gözünü ekrandan ayıramaz olmuştur!

Mücadele yöntemini değiştiren küresel emperyalizm, şimdi de bu yöntemle insanların gönüllerini tahnit akıllarını tahfif ediyor. Ciddiyetten uzak, geçmişinden kopuk, geleceğini kuracak değer yargılarından habersiz oyun ve eğlence düşkünü bir kuşak üretmeye çalışıyor. Şehirlerde kurulan kilise evler, havralar, çeşitli isim altında kurulan sivil toplum örgütleri ile yaygın bir misyonerlik faaliyeti yürütüyorlar.

Bu durum karşısında ne yapalım sorusunu soranlara rabbimizin şu ayetlerini hatırlatarak halimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz:

“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa 4/144)

“Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir. Onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.” (Maide 5/55)

“Her kim ki Allah’ı, peygamberini ve mü’minleri dost edinirse; muhakkak ki galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.” (Mide 5/56)

“Allah’ın sana lütfü ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah’ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.” (Nisa 4/113)

“Ey iman edenler! Allah’a, resulüne, resulüne indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaba (/kitaplara) da iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve kıyamet gününü inkâr ederse uzak bir sapıklıkla (haktan/ doğru yoldan) sapmış olur.“ (Nisa 4/136)

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi ve edebiyatla ilgili yazılarımızı, arka kapak içinde kulağımıza küpe, yolumuza ışık olacak ayet meallerini ve arka kapakta ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir