GenelOkuyucu Yazıları

Şirkten Vazgeçmeyenlerin Mazereti: “Atalarımızın İzindeyiz, Allah da Bunu Emretti”

Ali Göçmez

Kur’an’da tevhid çağrısına karşı geliştirilen en köklü ve en ısrarcı direnç biçimlerinden biri atalar kültüne bağlılıktır. Bu, sadece bir gelenek savunusu değil; psikolojik, sosyolojik ve zihinsel bir teslimiyet hâlidir. İnsan, kendisini var eden kültürel mirası sorgulamayı çoğu zaman varoluşsal bir tehdit olarak algılar. Bu yüzden hakikate davet edildiğinde, aklî ve ahlâkî bir muhasebeye girmek yerine, sığınılacak en güvenli liman olarak “atalar yolu”na yaslanır.

Kur’an, bu refleksin tarihsel değil sürekli bir sapma olduğunu özellikle vurgular. Neredeyse her peygamberin karşısına aynı mazeret çıkarılmıştır.

Hz. İbrahim Dönemi: Putperestliğin Psikolojik Kalkanı

Hz. İbrahim, babasına ve kavmine hitap ederken soruyu açık ve sarsıcı biçimde sorar:

“Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de neyin nesi?”

Cevap nettir ama içeriği boştur:

“Biz babalarımızı bunlara tapar bulduk.”

Bu cevap, bir delil değil; bir alışkanlık beyanıdır.

Hz. İbrahim, bu alışkanlığın akıl dışılığını deşmek için soruyu derinleştirir:

“Size yalvardıklarında sizi işitiyorlar mı? Fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?”

Ancak zihinsel konfor alanı bozulmasın diye verilen cevap yine aynıdır:“Biz babalarımızı böyle yapar bulduk.”

Burada Kur’an’ın teşhis ettiği hastalık şudur: Hakikatin ölçüsü vahiy ve ona tabi akıl değil, soy ve gelenekler olmuştur.

Hz. Musa Dönemi: Atalar Yolu + Güç Endişesi

Hz. Musa’ya yöneltilen itiraz, atalar kültünün bir üst aşamasını gösterir:“Sen bizi babalarımızın tuttuğu yoldan döndürmek için mi geldin? Sen ve kardeşin egemen olasınız diye mi?”

Burada sadece gelenek savunulmaz; niyet okuması devreye girer. Hakikat çağrısı, “iktidar hırsı” ile yaftalanır. Böylece atalar yolunu terk etmenin psikolojik bedeli hafifletilmeye çalışılır:“Biz yanılmıyoruz, onlar siyasi çıkar peşinde.”

Mekke Dönemi: Vahye Karşı Nakarat

Peygamberimiz (a.s) döneminde bu söylem artık kalıplaşmış bir nakarat hâline gelir. Kur’an bunu özellikle vurgular:

“Biz babalarımızı bir din üzere bulduk, biz de onların izlerinden gidiyoruz.”

Dikkat çekici nokta şudur:Bu sözü söyleyenler bilgisiz halk değil; “mütref” diye nitelenen, yani toplumun varlıklıları, seçkinleri ve kanaat önderleridir. Çünkü atalar dini, çoğu zaman mevcut siyasi düzeni, çıkarı ve ayrıcalığı koruyan bir kalkandır.

•En Tehlikeli Aşama: Şirki Allah’a Nispet Etmek

Atalar kültünün zirve noktası, yapılan kötülüğü ve şirki Allah’a mâl etmektir:

“Babalarımızı bu yol üzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretti.”Kur’an bu noktada kesin bir tavır koyar.

“De ki: Allah kötülüğü emretmez.”

Bu ifade, atalar yoluna körü körüne tabi olmanın sadece bir hata değil, Allah’a iftira olduğunu ilan eder. Çünkü artık mesele cehalet değil, bilinçli savunmadır.

Sonuç: Atalar Yolu mu, Allahın Yolu mu?

Kur’an’a göre sorun, geçmişin varlığı değil; geçmişin,geleneklerin ölçü hâline getirilmesidir. Atalar, hakka uydukları sürece örnektir; hakka aykırı düştüklerinde ise terk edilmelidirler. Tevhid, tam da bu noktada başlar:Soydan değil, vahiyden beslenmek

Alışkanlıktan değil, hakikatten taraf olmak

Geleneği değil, Allah’ın indirdiğini merkeze almak

Bu yüzden Kur’an’da şirkten vazgeçmeyenlerin ortak mazereti tek cümlede özetlenir:“Biz atalarımızın izindeyiz.”Ve Kur’an’ın cevabı da nettir:

“Ya ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamışlarsa?”

Asıl soru budur.

Ve bu soru, sadece geçmişe değil, bugündede sorulmaktadır.İnsanın buna vereceği cevap hayat-memat meselesidir.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir