
Sosyal Kontrat
Toplumların ön belleğinden ziyade, o toplumun toplumsallaşmasına etki eden, ilim fikir siyaset adamlarının belleğinde neler olduğu, bunun nasıl oluştuğuna, anlam bakımından daha çok ilgi duymamız gerekmektedir.
İlim fikir siyaset adamlarının, bire bir toplum bireyleri ile muhatap oldukları, onların istek ve arzularını analiz ederek çözüm ürettikleri sanılır.
Bir topluma egemen kişi kültür veya gücün istekleri,( bu güç her zaman sahnede olmamaktadır),baskılayıcı, itaat ettirici kültürü üretilmesinde başat rol oynamaktadır.
Sosyoloji oldukça kapsamlı bir bilim dalıdır. Din, hukuk, ekonomi, eğitim, aile, yaşlılık, gençlik sorunları, toplumsal cinsiyet, toplumsal yapı, sanayileşme, kentleşme, modernleşme, küreselleşme vb. gibi pek çok alanı içine alan bir disiplindir.
Bunların, toplumun folklorik, siyasi gelenekçi bellek, anma ritüelleri (ayin) ve fiziksel Pratikler şeklinde düşünebiliriz.
Bu durumda sosyal siyasal hukuki kontrat, toplumsal değil, elitist( bu günün kapitalistleri) bireylerin dayatmasından öte değildir.
Bir toplumda değişim ve gelişim bireylerin isteklerinden daha çok, toplum mühendislerinin isteklerine onlara da hâkim olan, gözükür, gözükmez, bilinir bilinmez egemenlerindir. Firavun ve kıssasındaki sihirbazlar gibi.
Tümü ile bunlara rağmen, değişim, gelişim direniş mümkün müdür? Elbette mümkün. Tarih şahitlik etmektedir bu iddiaya.
Bu gün Gazze’de yaşananlar örnek olarak kâfidir.
Her ne kadar olayların bileşkeleri çokluk ifade ediyor olsa da.
Bir hareket, eylem toplumsallaşıyorsa, (düşünsel nitelikleri her ne olursa olsun) mevcuda itaat etmemenin, hak aramanın, savunmanın örneğidir.
Sosyoloji(sosyal bilimciler) toplumsal değişim hakkında çok şey söylemiş olsalar da, insanın insan tarafından tanınması, her zaman diliminde ona reçete yazılması, yapboz tahtası gibi oynanması insanın onuruna gururuna şahsiyetine, kişiliğine, buna bağlı olarak hukukuna yönetilmesine yapılan masum gözüken saldırılardır.
İnsan insanı ancak, fiziki varlık olarak tanır, her tanım güncellenmeye çalışıldıkça insan denilen varlığı rencide eder.
“ Hem fiziki hem ruhi, hem genel tanımların insan tarafından yapıldığı insan ve toplum huzur bulamaz.
Biri insanın hareket sahasını daraltırken, diğer biri de ipi oldukça geniş tutmakla insana her iki görüşte zulüm eder.
Buraya kadar verdiklerimiz sosyolojinin üzerinde durduğu konular olmakla birlikte, asıl söylemek istediklerimiz şunlardır.
1. Değişim dönüşüm olacaksa, genel yasaları kimden alınmalıdır.
2. Bu yasalarda değişim olabilir mi?
1 _ Rad suresi 11 ayette değişimden bahsedilir, Birey, kavim, toplum da olsa, yasada değişiklik olmamaktadır. Yasanın hedefi insan nefsi/ aklı/ düşüncesi olduğu açıkça beyan edilmektedir.
Sosyal hayata, hayatın genel kuralları insanların aklı nefsi düşüncesi yön veremez. Onun için yasalar vahiyden alınmalıdır. Hayata Allah müdahildir.
Aksine de izin vermediği gibi. İnsanın ilahlaşması olarak tamim edilen bu sahaya giren insan Allah’ın ilahlık hakkına tecavüz etmiş olur.
2 _Vahyin sosyal yasalarında değişim olur mu?
Vahiy yeniden inzal olmayacağı için, yeni bir resul gelmeyeceğinden değişim olmaz/olamaz.
Ama insan tarihin her döneminde değişimden yana tavır koymakta, isyanın tuğyanın başrolüne soyunmaktan geri durmamıştır.
Ceremesini ödeyeceğini bilmese de, bilse de bu azim suçu işlemektedir.
Dört günlük dünyada Allah yerine nefsine kulluk etmek sevimli gelmektedir.
Bu sevimli(!) eylemi de, çağdaşlaşma değişme ilericilik olarak lanse etmektedir.
Hesabını veremeyeceği hayatı heder etmeye değer mi?
Değmez diyebilenlerin, değerli, bir hayatı yeniden inşa etmeleri, rablerinin rızasını kazanma çabaları, heyecanları hiç mi hiç bitmemeli değil mi?
Anlamlı ve büyük bir yükün altına omuz vermekten de kendilerini geri çekmemelidirler.
Ya Allah’ın rızasını kazanamadan dünyamızı değiştirirsek!
Neler kaybettiğimizin hesabını yaptık mı?
Şöyle sıralayalım.
Allah’ın rızası. Onun vereceği cennet ödülü. Büyük birer kayıptır.
Kazandıklarımız ise;
Çok acı!
Cehennem, ebediyen acı, çile, sıkıntı, zahmet, meşakkat. Ölümsüz bir hayat, kim ister?
Her haliyle büyük büyük kaybetmek nedir? düşünmeye değmez mi?


