
Suud(İ)-Amerika Yapımı Strateji Ve “Ilımlı İslam” İdeolojisi
“Arap baharı” projesinin yerine ikame edilmek istenilen yeni bir proje; politika ve strateji, gündemin en üstündeki yerini almakta ve bir süre daha, insanımızı bölge coğrafyasını etkileyici nitelikleriyle gündemdeki yerini koruyacağı beklenilmektedir. Hiç şüphesiz -bir önceki projede olduğu gibi- “Ilımlı islam” gibi sapkın, aldatıcı, “iki yüzlü” bir ideolojik eksene oturtulan bu proje de bölge coğrafyasını kontrol etmek isteyen küresel odakların imzasını taşımaktadır. Değişen dünya ve bölge dengelerinin temel dinamiklerinin değiştiği bir vasatta bu tür projeler peş peşe uygulamaya konulmakta; “Müslümanlar”ın zaaflarından yararlanılarak yeni bir denge oluşturulmak istenilmekte… Böylelikle yeni dönemde, tehdit olarak gördükleri/yeni “düşman konsepti” olarak belirledikleri İslâm’ı kontrol altında tutmak adına bu tür stratejik/ideolojik adımlar atmak zorunda olduklarının bilinciyle bunları yaptıkları bilinmektedir….
Hatırlatalım, Türkiye-ABD’nin “stratejik ortaklığı”ndaki “Arap baharı” da benzer bir projeydi… O dönemde başta ABD olmak üzere Batı’nın Türkiye’ye bakışı, adeta yere-göğe sığdırılamayışı, yönetim kadrolarına ödül üstüne ödül verilmesi söz konusuydu. Ve bu yaşananlar, Abant Toplantıları/“Abant Konsili” nezdinde “İdeolojik” olarak meşru ilan edilmekte; Muhafazakar Demokratlar, Liberaller, Sosyal Demokratlar ve (…) anlayış sahiplerince alkışlanmaktaydı. Hem de elleri patlayıncaya kadar… “Düşünsel ve Siyasal duruş”da netliğe sahip Müslümanlar ise bu koronun dışındaydı. Malum kaygılarla eski Türkiye’den beslenen “Radikal Batıcı” lar da Kemalist’i, Ulusalcı’sı, Avrasyacı’sıyla malum kesim de muhalif “koro”nun üyeleriydi…
“Arap baharı” sürecinin belirli bir aşamasında, küresel güç odaklarının kontrol ettiği yapıların kendi aralarındaki strateji ve zamanlama farklılıkların yoğunlaşmasıyla bölgedeki politik hava değişmeye başladı… Malum odaklar “Ilımlı” nın daha ılımlısı’ndan söz ederken aslında stratejik değişikliğin işaretini vermekteydiler. Bu çerçevede kimi güç odakları -nitelikli terör örgütü olduğu gerçekliği ortaya saçılan- NFETÖ ile yola devam etmek istedi. Bazı bölgesel ve küresel güçler de ABD’nin strateji değişikliği sürecinin bıraktığı boşluktan yararlanarak kendi stratejik hedefleri doğrultusunda adımlar attılar. Güya “Stratejik direniş hattı”nı güçlendirmek adına -söylemleriyle çelişen nitelikte- işbirliklerini ısrarla devam ettirdiler. Önce Suriye düzleminde, sonra Irak Suriye eksenindeki gelişmeleri doğru okuyamayan “kanaat önderleri” ve liderler de “Arap baharı”nın ideolojik boyutunu yeterince kavrayamamanın oluşturduğu zaaflarla malül yukarıda netleştirmeye çalıştığımız hatalar zincirinin bir parçası oldular. Ya da “Arap baharı” nın ideolojik taşeronu olan Türkiye’nin “Stratejik müttefiki” ABD tarafından düşürüldüğü yalnızlık ve sıkışıklığı yanlış yorumlayarak Türkiye’nin politikasını değiştirmesi, diğerleriyle aynı çizgiye yönelmesini örgütlemeye başladılar… Oysa yaşanan kaos döneminde bölge insanı/”Müslümanlar”ın ihtiyacı; bölgedeki projeleri doğru anlamak, doğru anlamlandırmak ve doğru bir “duruş” sahibi olmaktı. Dolayısıyla hatalı okumalarının bir sonucu olan “taraf” ve “karşıtlık” larının nelere mal olacağını görebilmekti…
ABD’nin strateji değişikliği, “kontrollü demokratik değişim” den “Kaos Stratejisi”ne geçmesine ve ısrarla NFETÖ ile yola devamında ısrar etmesi bugünlere kadar uzanan bir süreci başlattı. Değişen Türkiye karşıtlarının da NFETÖ ile beraber haraket ettikleri netleşmişti, bu arada ABD’nin “Kaos stratejisi” bölgede bir taraftan etnik ve mezhebi fay hatlarını hareketlendirirken öte yandan Türkiye’ye yönelik operasyonlar da -içeride ve dışarıda- devam ederek 15 Temmuz’a şahit olundu. Artık ABD’nin stratejisi tüm boyutlarıyla netleşmiş “terör”e karşı “terör örgütleri”ni kullanmasıyla da istediği kaos ortamı ortaya çıkmıştı. Buna karşın ABD’nin yüz üstü bıraktığı müttefiklerinin büyük bir kısmı ne yapacağını bilemez durumdayken Türkiye direnmekteydi. Kendi ideolojik çizgisi ve devlet mantığıyla Türkiye, güvenlik ve gelecek kaygılarıyla -değişen dünya ve bölge şartlarının açtığı alanda- direncini ileri aşamalara taşımak zorunluluğu ile karşı karşıya kalmıştı… Artık ABD açısından yeni bir partner gerekirken Türkiye’ye de müttefikleri, çok boyutlu politikalarla güvenliğinin ve gelecek beklentilerinin gereğini yapmaktan başka yol bırakmadı…
Nitekim ABD ve yeni işbirlikçiler açısından “Ilımlı İslâm”ın Suud versiyonu/yorumu’nu gündeme taşımaktan başka bir çıkış kalmadı. Böylelikle ABD-Suud ikilisi, bir süredir “Radikal İslam” ideolojisini “çift taraflı” kullandıkları gibi “Ilımlı İslâm”ın Suud ve NFETO versiyonlarını da bölgede etkili bir şekilde kullanabileceklerini düşündüler. Her ikisininde değişik bağlamlarda da olsa ifade ettikleri; “İsrail ile savaşmak caiz değil” ve “Büyük güçlerle ve İsrail ile iyi geçinilmeli” türündeki söylemler, ABD’nin yeni ortaklarının “Ilımlı İslam” sapkınlığı çerçevesindeki iki yeni sürümü/versiyonu’nun niteliklerini ortaya koymaktaydı. Aynı zamanda bu azgınlıklarıyla NFETÖ ve Suud versiyonları “ölümlerden ölüm beğen” mantığı içinde “İdeolojik savaş”ın sapkın vasatında “Ilımlı İslam”ın diğer versiyonunun(Türkiye versiyonun) önünü açma tehdidini de içinde barındırmaktadır.
Değişen dünya ve bölge şartları ve yeni denge arayışı sürecinde, Henry Kissinger’in Türkiye’nin gerçek niteliğini sütreleyen, tamamen dönemsel/stratejik maksatlarla ifade etmiş olduğu stratejik değerlendirmeleri de benzer bir hatalı okumaya alan açmaktadır. Ne diyordu Kissinger? “Batı’nın hesabı, bir zamanlar önemli bir ılımlaştırıcı” etkisi olan Türkiye’nin laik bir devletten ideolojik açıdan “İslami bir versiyon ”a doğru dönüşümüyle karmaşıklaştı. Aynı anda hem Ortadoğu’dan gelen göçmen ağı üzerindeki kontrolüyle Avrupa’yı etkileyen hem de güney sınırı üzerindeki petrol ve öteki ürünlerinin hareketleriyle (ilgili) Washington’u kızdıran Türkiye’nin sünni davasına desteğiyle, içindeki grupların çoğunun bu zamana kadar Batı tarafından desteklendiği Kürtler’in otonomisini zayıflatan çabaları yan yana gidiyor”…
Yani eski sistemin çökme sürecine girdiği ABD’nin giderek güç kaybetmekte olduğu, ekonomik ve siyasal güç kaymalarının yeni küresel ve bölgesel güçlerin önünü açtığı bir dönemde, artık eski bakış açıları bir anlam ifade etmemektedirler. (Sözde evrensel ) Demokrasi, insan hakları, serbest piyasa gibi kavramlar, arka planlarındaki felsefelerle birlikte okunmakta, emperyalist hedeflerin gerçekleştirilmesinde bu kavramların araç olarak kullanıldığı projeler de etkisini kaybetmektedir. Bu durumda bölgede etkili olacak yeni “İdeolojik” kavramlar üretilmeli ve bu zeminde yeni projeler gündeme getirilmeliydi…
Bu bağlamda ilk hamle Türkiye’nin değişim ve dönüşümüyle beraber gündeme gelen; (Sözde evrensel) Batı değerleriyle “Müslümanlar’ın değerlerini telif etme” amaçlı sapkın, ”İki yüzlü”, çeldirici, “Ilımlı İslam” kavramlarının Türkiye versiyonu gündeme taşındı. Sonra başta ABD olmakta üzere Batı’nın etkili bir biçimde kullanmakta olduğu NFETÖ versiyonu’nun siyasi ve toplumsal boyutlarıyla yetersizliği Suud(i)-Amerika yapımı yeni versiyonunun üretimini gerekli kıldı. Ve bu vasatta yeni bir proje; politika ve strateji sahneye koyulmaya çalışılmakta…
ABD/“BATI”NIN YENİ BÖLGE PLANI
ABD’nin “Kaos Stratejisi” ile daha da hareketlendirdiği etnik ve mezhebi fay hatları ve bu stratejiyi yanlış okuyan bölgesel güçlerin derin hatalar içeren hamleleriyle ortaya çıkan sosyo-politik vasat, bahse konu projeye alan açtı…
İran devrimi ile birlikte ABD’nin bölgede İran Devrimi’ni çevreleme politikası ve Müslümanları hedef alan algı yönetimi tekniklerinin gündemi meşgul ettiği dönemi hatırlayalım… İran devrimi’nin etkisini önlemek amaçlı olarak ABD, Müslümanların yaşadığı coğrafyadaki (sözde) devlet ve örgütleri manipüle etmeye çalışmış ve zamanla da büyük oranda başarılı olmuştu… 1980 askeri darbesinin hedeflerinden birinin de ABD’nin stratejik müttefiki Türkiye’yi “ideolojik olarak koruma” olduğu bilinmekteydi… Değişen dünya şartlarının Müslümanların yaşadığı coğrafyadaki beklentileri arttırmasına paralel olarak BOP(Büyük Ortadoğu Projesi)/GBOP(Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi) ve türevleri projelerle bölgede kendi lehlerine yeni denge kurmak isteyen güçler, adeta ön hazırlık yapmaktaydılar… Bu hazırlıklarda, değişen şartların hızla önünü açtığı Türkiye gerçekliği daha da önemsenmeye başlanıldı… Bölgedeki yeni denge arayışı sürecinde Türkiye’nin “Ilımlaştırıcı” fonksiyonun çok daha stratejik boyuta evrildiğinin de farkındaydı oyun kurucu güçler… Ve “Ilımlı İslam” kavramı ve bu kavramın ideolojik eksende yer aldığı bahse konu projeler, özü itibariyle aynı kalmak kaydıyla yeni versiyonlarıyla gündeme geldi. Yeni projeler yeni politikalar ve stratejilerin konuşulması sonucunu doğurdu…
Değişen dünya ve bölge şartlarıyla birlikte gündeme gelen malum strateji, Obama’nın son dönemleriyle birlikte, süreç içerisinde değişti… Aynı zamanda İran’ın sistem içine çekilmeye çalışıldığı görüldü… İngiltere ve ABD’nin dizayn ettiği ve tüm boyutlarıyla Batılı efendilerinin çizgisinden çıkmayan Suudi Arabistan, 11 Eylül saldırısının arka planındaki suçlu odak olarak lanse edilmeye başlanıldı. Hatta ABD’ndeki terör eylemlerinde mağdur olanların Suudi Arabistan’a dava açabilmesi için Kongre’de bir yasa çıkarıldı. Sonrasında da bu yasayı stratejik gerekçelerle, Obama’nın veto ettiğini duyurdular… Bu arada Suudi Arabistan’ın “Arap baharı” sürecindeki gelecek kaygısı yeniden nüksettti. Müttefiki ABD’nin sıkıştırmalarıyla bunaldı adeta… Gel-git’ler yaşayan Suudi Arabistan, haline bakmadan, güya “İslam Ordusu”(!?) kurduğunu ilan etti. Ve ABD ve Küresel sistem içindeki konumuna bakmadan, “ABD bankalarındaki paralarını çekme” tehdidini seslendirdi Suud yönetimi…
Kimilerinin Trump’ın iş başına gelmesiyle değişeceğini umdukları, kimilerinin de- değişen küresel güç dengelerinin- zorlamasıyla ABD’nin bölge politikalarının gerçekçi bir çizgiye oturtulması gereğinden hareketle olması gerektiğini umdukları değişim olmadı… Müeesses nizamın ağırlığı Trump yönetiminin planlamalarını -esasta- boşa çıkardı. Ve…
ABD başkanı Trump-Suudi kralı- Darbeci Sisi’nin birlikte el bastıkları “Küre fotoğrafı” adeta yeni gelişmelerin simgesi haline dönüşmesiyle hamleler, operasyonlar ve konjonktürel ittifaklar birbiri ardına gündeme geldi…
“Katar krizi”nde Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Mısır vd. yeni “İttifak” devletleri olarak öne çıkarıldı. ABD-İsrail’in bahse konu ittifakın arkasında yer aldığı ise herkesin malumuydu. Kuveyt ise tarafsız kalmak durumunda kaldı…Katar’ın arkasında Türkiye, İran ve dolaylı olarak da Rusya ile Çin bulunmaktaydı… Her ne kadar değişen dünya şartları ve yeni denge arayışları, konjonktürel/“dönemsel” ittifakları ve karşıtlıkları doğurursa da bunların orta ve uzun vadeli bloklaşmaları olmadığı da bilinmeliydi…
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Suudi Arabistan’da yeni kral adayı konumuna yükseltilen Prens Selman’ın “Ilımlı İslam’a dönüyoruz” çıkışıyla birlikte bölgede ciddi değişim potansiyeline sahip gözüken, ama bölge gerçekleriyle uyumlu olmadığı -biraz derinliğe inildiğinde- anlaşılan gelişmeler serisi gündeme geldi. Ve ABD’nin “ Kaos Stratejisi” ile uyumlu “Ilımlı İslam” projesinin Suudi versiyonu tartışılmaya başlanıldı…
Deklare edilen ve daha önceki benzerlerinin niteliğinden de bilinebileceği üzere “yolsuzluk” gerekçesine takılınmadan Suudi Arabistan’da ki “Saray içi” gelişmelere bakıldığında, bunun sadece bir darbe/kral değişimi süreci olmadığı, ABD- İsrail- Suud yapımı bir proje olduğu, “yolsuzluk” gerekçesiyle ileride sorun teşkil edeceklerin tasfiyesi sürecinde de ekonomik ve ideolojik odakların hedeflendiğini görebiliriz.
Konuyla, ilgili bazıları, Suudi Arabistan’ın (İngiliz-ABD kurgusu) “resmi ideolojisi”nin buna müsaade etmeyeceğini iddia etseler de bölgedeki yeni denge arayışının beklenilenden derin zorlamaları da beraberinde getirebileceğini ıskalamaktadırlar. Batı/ABD açısından stratejik öneme sahip projeler, derin sonuçlar doğurabilecek niteliklere sahiptir. Bu projeler Batı için böyle iken “müslümanlar” ve bölgenin geleceği açısından da böyledir; hatta daha hayati bir öneme sahiptir. Zira değişen dünya ve bölge dengelerinde “sistem içi” ya da “sistem dışı”(inkılabi) bir dönüşüm üretemeyen aktörlerin devre dışı kalacağı tarihi bir süreç yaşanmaktadır. Evet, Suudi Arabistan, mevcut şartlarda, “Ilımlı İslam” çizgisinde bir dönüşüme hazır gözükmeyebilir. Lakin Suudi Arabistan’ın kuruluşu/ideolojik kurgusunun hangi şartlarda ve kimler tarafından yapıldığı hatırlandığında bunun yüzeysel bir söylem olduğu anlaşılacaktır.
Artık ABD/Batı’nın bölgesel hesaplarını -bölgeyi aşan stratejik hesaplamalara rağmen- Türkiye ile birlikte yürüyebilme imkanı hızla tüketilmektedir. ABD ile Türkiye’nin stratejik hedefleri ve gelecek beklentileri hızla birbirinden ayrışmakta, bu arada Türkiye hızla güçlenirken ABD’nin -tek başına- oyun kurma gücü zayıflamaktadır. Aynı zamanda ABD’nin “Kaos” stratejisi, başta Türkiye ve İran olmak üzere bölgesel güçlerin gelecek ve güvenlik kaygılarını -giderek artan boyutta- zorladığı görülebilmektedir.
SON ZAMANLARDA NELER OLUYOR?
Değişen dünya ve bölgedeki gelişmeleri sistematik olarak takip ettğine şahit olduğumuz “Nedret Ersenal”ın da tespit ettiği gibi “Ortadoğu’daki olayları “önem” sırasına göre ele almıyoruz… ‘Kıvılcım’ potansiyellerine göre bakıyoruz…”
Şüphesiz köklü değişim ve dönüşümleri analiz etmeye/okumaya çalışanların, gelişmeleri “önem sırasına” göre ele almaları ve bunların birbirleriyle ilişkilerini doğru kurmaları ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeleri stratejik öneme sahiptir. Olayların, yaşananların, süreçlerin nirengi noktalarını bir “sistem analizi” çerçevesinde doğru bir yere oturtmaları gerekmektedir. Aksi taktirde insanımız, konjonktürel/“dönemsel” yorumlarla oyalanır, algı yönetimi teknikleriyle de malum odakların çıkarlarına hizmet eden bir çizgiye çekilebilir. Geçmişte yoğun bir şekilde, şimdilerde de kısmen yapıldığı üzere…
Ortadoğu ve benzeri coğraflarda yaşayanların, kendi iradelerini, dolayısıyla kaynaklarını kendi lehlerine kullanmaya başlamaları, böyle bir sürecin gündeme gelmesinin ne anlama geldiğini küresel odaklar/emperyalist güçler çok iyi bilirler. Özellikle bu nedenledir ki -her döneme uygun- projeler, politikalar ve stratejilerle ya süreçleri engellerler ya da ana hedeflerinden saptırırlar. Bu durum, küresel güçlerin korkulu rüyası, potansiyeli yüksek “düşmanı” “Müslümanlar”ın yaşadığı coğrafyalarda söz konusu olduğunda, çok daha titiz davranırlar. Ve yöntemlerini, stratejilerini, “ müslümanları” aldatıcı , iki yüzlü ideolojik zeminde kurgulamaya özen gösterirler. Düşünsel ve siyasal duruşları itibariyle “net” olmayan “Müslümanlar”la muhattap oldukları içinde -çoğu zaman- başarılı olmuşlardır…
Bölgemizde “Ilımlı İslam” adında bir proje yeni gündeme gelmiyor. Tarihi arkaplanında “Aydın din adamı”, “yeşil kuşak”, “islamizasyon “ gibi daha yüzeysel politikalar/stratejilerin yer aldığı kapsamlı, çeldirici, “ikiyüzlü” ve en önemlisi de “Müslümanların” düşünsel savrulmalarının açtığı ideolojik alanda güçlü bir zemin bulan bir proje. Değişen dünya ve bölge şartlarında Yeni Türkiye’nin taşeronluğunda bölgede kendisine güçlü bir yer bulan bu proje, özellikle ABD’nin strateji değişimi ile birlikte yeni bir aşamaya doğru evrilme zorunluluğu ile karşı karşıya. “Ilımlı İslam”ın “ideolojik esasları” aynı kalmak kaydıyla farklı bir stratejik çizgide/“Suud versiyonu” ile yeniden etkili kılınmasının hesapları yapılmakta; hatta sahada uygulamaya geçirilmek istenilmektedir…
- Dünya Savaşı sonrası İngilizlerin yaptıklarıyla benzerlikleri olan bir proje ABD-İsrail-Suud ekseninde kurgulanmaktadır. Riyad’daki “iktidar” yapısınının yeniden dizayn edilmek istenildiği gelişmeler, geleneksel Suud devlet yapısını yeni şartlara uygun hale getirecek bir süreci işletmektedirler. Daha yakından bakıldığında gelişmeler, aslında bölgenin yeni bir dengeye oturtulması için hayati bir önem verilen malum bir projenin önemli bir parçası olarak okunabilir, öyledir de… Lübnan’dan İran sınırına kadar uzanacak bir bölgede ortaya konacak radikal hamlelerle bir yapılanmanın hedeflendiği anlaşılmaktadır…
Böyle bir hedefe varabilmeleri için de, ABD-İsrail çıkarlarına uygun olarak “Arap dünyası”nı bir eksende toplanmak istemekteler. Suudi Arabistan merkezli gelişmeler, bölgede yeni bir denge kurulmasını amaçlamakta. Türkiye ile (Irak-Suriye ekseni ve Körfez’deki hassasiyetleri bilinen) Rusya’nın nasıl bir konuma yerleştirildiği, özellikle Türkiye’nin tepkisinin ne olacağı hususu henüz netleşmemiş durumda… Her ne kadar Türkiye’yi hedef alan malum terör örgütlerine ABD’nin verdiği destek giderek netleşiyor olsa ve bu uzun erimli planın seyri, konuyla ilgili ipuçları verse de ABD-Türkiye ilşkilerinin bölgeyle bağlantılı küresel derinliği konuya ihtiyatlı yaklaşmayı gerekli kılmaktadır. Bu arada Filistin’de yaşananların seyri yeni şartlarda Muhammed Dahlan gibi bir ajanın Filistin’de giderek etkin bir rol oynamaya başlaması vd. gelişmeler dikkate alındığında Türkiye- ABD, Türkiye-İsrail ilişkilerinin seyri gelecek açısından belirleyici olacağı söylenebilir. Mesut Barzani’nin Irak, İran ve Türkiye’nin ötesinde daha geniş bir coğrafyayı etkileme niteliğine sahip “bağımsızlık referandumu” çıkışının da ne anlama geldiği, son gelişmelerle bağlantısı doğru okunabilir.
ABD-İsrail-Suud yapımı projede İran-Suud gerginliği, hem ideolojik boyutuyla hem de Arapların konuya yaklaşımlarının manipülasyonu boyutuyla stratejik öneme sahip olduğunun altını çizmek gerekir. Aynı zamanda, İsrail’in tedirginliklerini izale etmek ve beklentilerine cevap vermenin ötesinde Lübnan’daki Hizbullah’ın tasfiyesi için hamle yapılması da projenin bir parçasıdır… Keza Lübnan’dan sonra Katar/ Körfez’e de müdahale yolları aranacak, Irak-Suriye eksenindeki gelişmelere de proje bağlamında hamleler yapılması söz konusu olabilecektir…
Hemen belirtelim ki, bu projenin başarılı olma ihtimali bizce çok zayıf.Çünkü, “Ilımlı İslam” projesinin diğer versiyonlarının aksine bölge gerçeklikleriyle çelişen boyutları, özellikle bölgedeki İsrail olgusunun kaba güç kullanarak yeniden merkeze yerleştirme çabaları geri tepecektir. Her ne kadar ABD/malum küresel odakların talepleriyle ortaya çıkan “Kaos Stratejisi” ile yeni gelişmeler birbirlerini destekliyor olsa da “tarihi kırılma noktasında” bölgenin şartları/beklentileri, projenin Türkiye/AKP versiyonunun ortaya çıkardığı vasat, bölgesel güçler, Türkiye ve İran’ın güvenlik kaygıları ve gelecek beklentileri bu tür süreçleri akamete uğratacak niteliktedirler… Herşeye rağmen mevcut güç dengeleri üzerinden -kısa vadeli- “bir başarı” sağlanabilse de bunun bölgede yeni bir dengeyi kuramayacağı çok açıktır… Aynı zamanda, başarısızlık halinde ABD ve İsrail’in bölgede ciddi bir nüfuz kaybına uğrayacağı, öncelikle Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin -yeni stratejilerine paralel olarak- parçalanacakları ve yeni hesapların gündeme geleceğinden şüphe duyulmamalıdır…
Ezcümle, bölgeyle ilgili projenin yeni versiyonu, politikaları ve stratejisi ortadadır. Ve tüm bunlara rağmen iddiaların aksine İran ve Suudi Arabistan’ın hızla savaş düzlemine çekilmek istenilmesinin arkasında “Vahhabilik”-“Selefilik” ile “Şiilik” in tarihsel kaygısını aramak veya böyle bir algı oluşturma gayretleri yanıltıcıdır. Asıl olan, bölgeyi kendi çıkarları paralelinde yeniden kurgulamaya çalışan küresel güçlerin bölgeyle ilgili hesaplarının gereklikleridir…
“Ilımlı laiklik” temelinde inşa edillen sapkın “Ilımlı İslam projesi”; aldatıcı, çeldirici, “ikiyüzlü”, “şeytanın sağdan yaklaşımı”nın tipik bir örneği olarak “Türkiye/AKP versiyonu”ndan sonra “NFETO versiyonu”yla gerçekleştiremediklerini “Suud versiyonu” ile bölgenin yeni düzen arayışında kullanmak istemektedirler. “Ilımlı İslam” gibi sapkın bir proje, tüm versiyonlarıyla “Müslümanlar” a, Müslümanların gelecek beklentilerine ciddi bir “ideolojik” tehdittir. Tıpkı “Ilımlı İslam” gibi “Radikal İslam” projesi de, Batı’nın tanımladığı, anlamlandırdığı ve terör/tedhiş/“ilkesiz şiddet” ile beraber algılanmasını sağlayarak kavramsallaştırdığı ve etkin bir şekilde kullandığı bir tehdittir. Ve her ikisi de öncelikle Müslümanların zihnini kuşatmak üzere Batı’nın başlattığı “ideolojik savaş”ın araçları olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır.
“Müslümanların Sorunlu Tarihi” nin bıraktığı boşluğu çok iyi değerlendiren küresel küfür ve şirk güçleri, bir süredir “Müslümanları” kontrol etmek ve Müslümanların yaşadığı coğrafyaya hakim olmak adına -özde aynı- değişik projeler; politikalar ve stratejileri gündeme getirmekteler. Değişim/ ilkeli değişim/öze dönüşe ihtiyaç duyan Müslümanların “ilkesiz değişim” süreciyle birlikte düşünsel olarak savrulmaları, “sistem-içi” yöntem ile çıkış arama bedbahtsızlıklarının değişik versiyonlarıyla karşı karşıyayız. Ama karamsarlığa gerek yok!


