GenelMektuplara Cevap

Vahiylerin izahatı için esbaba gerek var mıdır?

SORU: Kur’an Allah tarafından nazil olunan riayet edilmesi istenen İslâm’a ait kurallar mı yoksa insanların ihtiyacı oldukça Rabbimiz tarafından gözlenerek vahiy veya vahiy gruplarının esbaba göre nazil olması mıdır? Esbab-ı nüzul kitapları ayetlere istinat edilerek sonradan yazıldığına göre vahiylerin izahatı için esbaba  ihtiyaç var mıdır?

            CEVAP: Elbette Allah Teâlâ’nın vahyi indirmeden muradı, ona itaat edilerek bir hayatın inşasıdır. Bütün Peygamberlerin gönderiliş amacı da budur:

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye. Muhakkak ki ben, size O’nun katından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.” (Hud 11/2) buyrulmuş; o elçiler de onun buyurduğu gibi hikmetle ve güzel öğütle davet etmişlerdir. Ancak her ayetin bir nüzul sebebi yoktur. Olması da gerekmiyor. Kur’an’ın önerdiği yaşam tarzı sadece bir bölgede yaşan insanlar için değil tüm yeryüzü için gönderilmiş bir kitaptır. Sadece o zamanı da ilgilendiren bir kitapta değildir. Tüm zaman ve mekânlara hükmedeceğine göre; sınırlı bir zaman ve zemindeki olaylar ile sınırlanması da mümkün değildir. Bu açıdan her ayete bir sebep bulmak gerekmiyor. Var olanlar da aynen hadislerin başına gelen şeyler onlarında başına geldiği için kesin gözüyle bakılmaz. Ayetlerin bağlamlarına bakarak ve Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde değerlendirerek anlamaya çalışmak daha isabetli olacağına inanıyoruz.

SORU: Son zamanlarda Resulullah’ın söylediği denilen hadislerin bilhassa ayetlerin de önüne geçmesinin sebebi umumiyetle mevzu hadislere sarılan müminlerin kolayından cennete kavuşmak isteğinin öne çıkması mıdır?

CEVAP: Bu da sebeplerden biri olabilir. Ancak tek sebep o değildir. Pazara en çok neyi sunarsanız, piyasada hangi tezgâha baksanız onu görürsünüz. İnsanlar arasında  “Kur’an anlaşılmaz” düşüncesini imamın, müezzinin, müftünün, vaizlerin ağzından yayarsanız; elbette her yerde hadis konuşulacak Kur’an rafa kaldırılacaktır. Hâlbuki Allah’ın Resulü gittiği her yerde Allah’ın ayetlerini konuşturuyordu. Kur’anla öğüt veriyor, onunla korkutuyor veya müjdeliyordu. Kur’an amir Peygamberimiz ise memurdu. Şimdiki anlayışta ise işler tersine dönmüş; Peygamberimiz amir “Hâşâ” Kur’an memur olmuştur. Kur’an anlaşılmaz hadisler onu açıklar, Kur’an genel konuşur hadisler onu tahsis eder, önce gelen ayetlerden bazılarını Peygamberimizin hadisleri ile hükmü yürürlükten kaldırılır… Daha ileri gidilerek “ayetler anlaşılmak için hadislere muhtaçtır” ifadesi kullanıla biliyorsa, durumun ciddiyetini düşünmemiz gerekir…

İnsanoğlu ölçüyü kaçırınca nerede duracağı belli olmuyor. Bu anlayışlar hem Allah’ın kitabına, hem onu gönderene hem de peygambere açıkça iftira etmektir. Hâlbuki Allah Kur’an’ı göndermese idi, peygamberin hali nice olurdu. Bir olayla ilgili vahiy durdurulduğu zaman yer- gök Peygamberimize dar gelmişti. (Duha 93/1-11) kitabı ve imanı Allah ona Kur’anla öğretmişti. (Şura 42/53) Eğer kur’an olmasaydı Peygamberde olmazdı, din de olmazdı, Allah’ın indinde insanın da hiç bir kıymeti olmazdı. Allah Kur’anla insana şerefini bahşettiğini bildiriyor. Sonuç olarak hem peygamber (as) hem de tüm ümmetlerinin bu kitaptan hesaba çekileceği bildiriliyor. (Zuhruf 43/43-44)  onun için dersimize bu kitaptan çalışalım ki, hesap günü elimiz boşa çıkmasın!..

 SORU: Kur’an’ın Bakara Sûresi 98. ayetinde ismi geçen evvelden beri, bize melek olduğu söylenen “Mikail” Resulallah’ın isimlerinden biri veya lakabı mıdır?

CEVAP: Hayır, o da Allah Teâlâ’nın Meleklerinden bir melektir. Ancak konunun geçtiği yerde Yahudilerin İslam’a ve onun peygamberine düşmanlık etmekle kalmayıp, Peygambere (as) vahyi getiren meleğe Cebrail’e de düşmanlık ediyorlar. Aynı zamanda Kendilerine Kara haberleri Cebrail getiriyor, müjdeli haberleri de Mikail getiriyor diye inanıyorlardı. Kur’an’ın İsra 4.Ayetinden 8. Ayetine kadar anlatılan felaket haberi,   Tevrat’ta azgınlıkları sebebiyle başlarına iki kez felaket geleceği haberlerini de Cebrail getirmişti…

Aynı zamanda kendilerinden geleceğini umdukları son elçi de İsrail oğullarından değil de İsmail oğullarından gelince yine bu düşmanlık yinelendi ve Cebrail’e de Mikail’e de düşman kesildiler. İşte bunun üzerine Allah, bu ayetler ile cevap verilmiş oldu. Bakara 93. ayetinden 102. Ayetine kadar okursanız bu düşmanlığın nereden geldiğini görürsünüz.

“Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.” (Bakara 2/98)

Görüldüğü gibi burada da hem melekler hem peygamberler hem de Cebrail ve Mikail ayrı ayrı zikredilmektedir. Peygamberimizin bir ismi olma ihtimali söz konusu değildir.

SORU: Vahiyler için Bakara Sûresi 97. ve Şuara suresi 194. Ayetlerinde “…senin kalbin üzerine indirmiştir” denilmektedir. Bu durumda vahiyler; Resulallah’ın kalbine doğrudan mı yoksa Cebrail (as) vasıtasıyla ya da her iki usulde de mi indirilmiştir? Burada mecaz da olabilir mi?

 CEVAP: Vahyin mahiyeti ancak Allah ve peygamberler tarafından bilinmekle birlikte; vahyin Allah’tan elçilerine hangi yollarla geldiğini Rabbimiz bizlere şöyle bildirmektedir:

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla (1) veya perde arkasından konuşur.(2)Yahut da bir elçi gönderir de(3) izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Şura 42/51)

İşte bu yollardan birincisi melek aracılığı ile, ikincisi perde arkasından bir üçüncüsü de kalbe ilga olunan vahiy olarak vasıflandırılmaktadır. Kur’an’ın değişik yerlerinde geçen ifadeleri bu üçten birine atıf olarak almak mümkün olduğu gibi; yerine göre de Kur’anın tamamı kastedilerek “O nu senin kalbine Cebrail indirmiştir.” Şeklinde ifade edilmektedir. Biri bütünden cüzü/ bir parçayı ifade ederken, Diğeri de bütünü kastetmektedir. Sonuç olarak vahyin mahiyeti bize gaybdır. Bilmiyoruz bunların hepsi Cebrail aracılığı ile mi oluyordu yoksa bir kısmı mı? Kalbe ilga edileni ve perde arkasından seslenileni direk Allah Teâlâ mı yapıyordu biz bilemeyiz.

“(Resûlüm!) Onu Rûhu’l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.” (Şuara 26/193-195)

“De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah’ın izniyle Kur’an’ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir.” (Bakara 2/97 )

Bu iki ayette de kastedilen kitabın tamamıdır. Ve peygamberimize indirilmiştir. Kalbine nasıl indirildi? Bunu ancak indiren bilir, bir de kendisine indirilen. Bize düşen ise sadece inanmaktır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir