Yazılar

Yeni Dünya Düzeni Arayışı Süreci’nde BATI/ABD’NİN YENİ TÜRKİYE’YE BAKIŞI

Şubat 2017 yorumu

Yeni dünya dengeleri arayışı düzleminde 2016 yılı, gerilimlerin, çatışmaların, katliamların, manipülatif algı yönetimlerinin gündemi işgal ettiği bir yıldı.Aynı zamanda, terörün, terör örgütlerinin yeni savaş stratejilerinin bir parçası olarak yoğun bir şekilde kullanıldığı zaman dilimi olarak anılacaktır da…

Küresel güç merkezlerinin iç dengelerinde, yani uluslar arası düzlemde olduğu gibi değişik coğrafyalarda, bölgelerde bir paylaşım/hakimiyet savaşlarının yoğunlaşarak devam ettiğine şahit olmaktayız.Söz konusu mücadele ve savaşlar, aslında, eski düzenin çökme sürecine girdiği, yeni denge arayışlarının devam ettiği bir düzlemde bizce şaşırtıcı olarak nitelenebilecek gelişmeler değil.Bunlar, tarihi kırılma noktalarının tipik özelliklerini üzerinde taşıyan ve her dönemin şartlarını içinde barındırır nitelikteki olaylar, çatışmalar ve süreçlerdir.Ve yeni bir dünya düzeni/dengesi oluşuncaya kadar devam da edecektir…Zira, iki kutuplu dünya süreci çökmekte, ABD’nin tek kutuplu dünya yanılgısından hemen sonra başlayan çok kutuplu bir düzen arayışının öngörülen ve öngörülemeyen tezahürleri ile karşı karşıyayız…

Evet, eski düzen miadını doldurmuş, yeni düzen arayışının parametreleri belirginleşmeye, netleşmeye başlamıştır.Ne var ki değişen dünya ve bölge dengelerinin ortaya çıkardığı kaos;kayganlıklar ve kırılganlıklar, eski düzenin parametreleri/değişkenleriyle konulara yaklaşma yanlışı ciddi okuma hatalarını beraberinde getirmektedir. Böyle bir vasatta eski düzenin kurucuları ve yeni denge arayışlarında öne çıkan aktörler, her ikisi de ürettikleri senaryoları, projeleri ve belirledikleri stratejileri hayata geçirememenin sıkıntıları ve açmazlarıyla hareket etmekteler.Bunda eskilerin ciddi güç kayıpları ve yenilerinde avantajlarının yanında dezavantajları, kendi aralarındaki strateji savaşları ve koydukları kurallara uymamanın “reel politik” ahlaksızlığı ve ilkesizlikleri de belirleyici/etkileyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır…

20 Ocak’ta Donald Trump’ın ABD’nde başkanlık görevini devralmasından önce, belirsizliklerin giderek çoğaldığı söz konusu kaygan zeminde, ilginç gelişmeler yaşandı.İletişim çağında uzun süre gizlenemeyen olaylar, süreçler gündeme geldi; algı yönetimi teknikleriyle çoğu manipülatif iddialar ortaya atıldı…

Obama yönetimi, Trump karşıtı medya, en ilginci de Trump’ın partisi içinden yeni başkana yönelik saldırıların gelmesiydi.Şüphesiz bu ilginç gelişmeleri doğru yorumlayabilmek için, güç odaklarının stratejik hesaplarının, dönemsel kaygılarının, çıkar kavgalarının arka planını doğru okuyabilmemiz, hiç değilse “sistem analizi”ni ilkesel temelde doğru yapabilmemiz gerekmektedir.Özet olarak belirtmek gerekirse, tüm dünyada olduğu gibi ABD içinde de ekonomik ve siyasi güç kaymalarından bahsetmek lazımdır.Ve bunların ABD içinde ve tüm dünyadaki yansımalarının farkında olmak durumundayız.Keza içinde yaşadığımız değişim sürecinde, ABD dışındaki gelişmelerin de bu süreci etkileyen saiklerden olduğunu ve tüm bunların yeni bir denge inşa edilinceye kadar hayatımızın tüm boyutlarını etkileyeceğini ve devam edeceğini görmek gerekir…

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün tüm boyutları…Rusya’nın Türkiye büyükelçisinin öldürülmesi…Baltıklardaki olağan dışı gelişmeler(NATO’nun Avrupa’ya asker sevkiyatı…)…Buna karşılık Rusya’nın (Moskova’nın savunması gerekçesiyle) S-400 füze sistemi konuşlandırması…Irak-Suriye eksenli bir çözüm arayışı hedefiyle Astana Zirvesi düzenlenmesi ve son anda ABD’nin zirveye, büyükelçi düzeyinde katılıyor olması…Obama’nın giderayak Rus diplomatları sınır dışı etmesi ve buna Rusya’dan bir karşılık verilmeyip yeni başkanın beklenilmesi…Dünyanın bir çok yerinde ilginç uçak kazalarının peşi peşine yaşanması…Netenyahu’nun İsrail’deki kamyonlu eylemde ölen 4 askerle ilgili, ilk defa, DEAŞ’ı işaret etmiş olması…Çin’in Trump’ın açıklamalarına karşılık “misilleme” yaparız, açıklaması…ABD uçak gemisinin İran donanmasına “uyarı ateşi” açması…Eski sistemin suni ürünleri olan Suudi Arabistan ve körfez ülkelerinin varoluşsal kaygıları ve körfez sermayesinin yeni bir “güvenli liman” arayışı ve Yeni Türkiye…Tüm iç ve dış müdahalelere rağmen, değişim ve dönüşüm sürecinin son aşamasında kritik bir eşikte bulunan Yeni Türkiye’nin “hükümet etme sistemi”/siyasal sistem(Cumhurbaşkanlığı/başkanlık sistemi) arayışı…

Dünya dengeleri değişiyor.Azalan enerji kaynakları yeni denge arayışı sürecinde ortamı daha da kızıştırıyor.Özellikle Çin gibi devasa bir ülke, tüm zaaflarına, iç dengelerinde her an krize neden olabilecek hareketli fay hatlarına rağmen hızla küresel güç olma yolunda yeni arayışlara damgasını vuruyor.Bu arada ABD, Rusya, Çin’in(ve zamanla Hindistan’ın) yanı sıra orta ölçekli bazı ülkeler de yeni sistem inşası sürecinde “vazgeçilmez” konumları ve güçlü potansiyelleriyle/stratejik misyonlarıyla öne çıkmakta.Öyle ki söz konusu kategorideki en önemlilerinden biri olan Yeni Türkiye, gerek tarihi/kültürel ve stratejik derinliği ve gerekse de geniş hinterlandı/etki alanı ile hızla yükselen bir güç olmaya devam etmekte.Zaten, son yıllarda, giderek artan iç ve dış bağlantılı saldırılar da Yeni Türkiye’nin bu yükseliş süreci, merkez konumu ve Batı’nın geleceği açısından stratejik öneme sahip misyonuyla doğru orantılı olduğunu  göstermektedir…

Son yıllarda Obama’nın başkanlığındaki ABD’nin dış politika tercihleri bahse konu Yeni Türkiye’yi çok güç durumlarda bıraktığı çok açık.Özellikle Obama’nın 2. döneminde ABD,Yeni Türkiye başta olmak üzere  bölgedeki farklı konumlara sahip müttefiklerini(Suudi Arabistan, İsrail, Ukrayna…)kötü durumlara düşürdü…ABD’nin Irak’tan çekilme kararı ve İran ile yaptığı nükleer müzakerelerin geldiği çizgi, konjonktürel olarak bölgede önemli sonuçlar ortaya çıkardı…Bölgedeki değişim süreci yeni bir evreye girdi.Irak-Suriye eksenindeki gelişmeler ABD müttefiklerini güç durumda bırakan gelişmelere neden oldu.Ve en önemlisi, kısa da olsa belirli bir dönem yaşanan Yeni Türkiye ile “stratejik müttefiki” ABD arasındaki kriz 15 Temmuz darbe girişimiyle zirve yaptı.Sonuç itibariyle dış ve dışarıyla bağlantılı iç operasyonlar, Yeni Türkiye’nin “güvenlik endişesiyle” yeni bir strateji izlemesine neden oldu; yeni arayışları beraberinde getirdi.

Uluslararası bağlantıları çok açık olan son dönem yaşananların özellikle bölgemizin geleceğiyle ilgili çok ciddi sonuçları doğurabilecek nitelikte olduklarına şüphe yok.Yeni Türkiye, ABD ve Batı ile tüm stratejik bağlantılarına karşın kendi güvenliği ve geleceği için stratejik adımlar atmak ve kısmen de olsa bu yöndeki niyetlerini “dişi” bir üslupla ortaya koymak zorundadır.Gelişmelerin seyrinde belirleyici olacak hususlar, ABD’nin bu aşamadan sonraki tavırları ve başta Rusya ve Çin olmak üzere küresel oyucuların “duruş”larıdır.Her ne kadar küresel oyunculardan hiçbiri kendi başlarına oyun kurma gücüne sahip değillerse de ve özellikle Yeni Türkiye gibi ülkeler yeni denge arayışlarında “olmazsa olmaz” müttefiklerse de görünen manzara budur.Bu vesileyle şu hususu da net bir şekilde ortaya koymamız gerekir ki iddiaların aksine asıl hedef bir kişi/Recep Tayyip Erdoğan değildir.Onun temsil ettiği ve yeni konumu, misyonu ve güçlü potansiyeli ile bölgesel güç olmanın ötesinde iddiaları olan Yeni Türkiye’dir.Ve yeni dünya sistemi arayışında Yeni Türkiye, kontrol edilebilir bir ülke olarak konumlandırılmalıdır.Aksi takdirde Müslamanların yaşadıkları Ortadoğu ve diğer coğrafyalarda kitleleri kontrol etmeleri çok güç olacaktır.ABD ve Batı’nın eskiye göre hızla güç kaybettiği dünyamızda küresel güçler açısından Yeni Türkiye stratejik öneme sahip “vazgeçilmez” bir güçtür.Ve Yeni Türkiye, onlara göre, mutlaka “ideolojik ekseni”ni korumalı, yeni şartlarda da bir yolunu bulup “kontrol edilebilir” bir çizgide tutulmalıdır.

Yeni Türkiye’ye yönelik özellikle 2015-2016 döneminde, güçlü bir şekilde dışarıda ve içeride sürdürülen algı yönetimi tavsamış, hatta çökmüşse de, içeride hala birilerinin eskimiş söylemleri tekrar etmeleri manidardır.Bu konuda 15 Temmuz iklimi Yeni Türkiye ve kadrolarını çok güç durumlarda bırakmış olsa da bazı hususların net bir şekilde görülmesini de sağladığı çok açıktır.Tüm yaşananlara rağmen her türlü iç ve dış saldırılarla, terörle mücadelesini sürdürmekte, Irak-Suriye eksenindeki aktif politikasının önü hızla açılmaktadır (Ilımlı)Laik-Demokrat Türkiye Cumhuriyeti’nin…

“BATI”NIN YENİ TÜRKİYE’YE BAKIŞI

İnsanımızın tüm yaşananlara rağmen anlamakta zorlandığı, belki “telifçi” zihin yapısının bir sonucu olarak hatalı okuduğu bir husus daha var:Eski Türkiye’ye Batı’nın bakışındaki iç ve dış dinamiklerle Yeni Türkiye’nin yeni konumu ve misyonuyla beraber karşımıza çıkan(dönemsel olarak değişen) bakış açısı arasındaki fark…

Öncelikle şu hususun altını çizmemiz gerekir ki her iki Türkiye de(eski ve yeni Türkiye) “Batılılaşma”nın iki ayrı “Modeli/paradigması”dır.Ve Batı için önemlidir.Ancak,Yeni Türkiye, hem değişen bölge ve dünya şartları, hem de Müslümanların kontrolü için, “ideolojik boyutu” ile sofistike bir projedir.Ve yeni dünya düzeni arayışında Müslümanların durumuyla ilgili kaygıları olan küresel güçler açısından stratejik öneme sahiptir.Her ne kadar, son dönemlerde, esasta olmasa da konjonktürün gerektirdiği nedenlerle değişik bir görüntü ortaya çıksa da ve bu farklılık, karşılıklı çıkar kavgasının sıcaklığında tarafların arzuladıkları gibi algılansa da , manipüle edilse de bu gerçeklik geçerliliğini korumaktadır.Durum bu minval üzere olmasına rağmen hem Batı, hem de Batı sisteminin bir unsuru olan Laik-Demokratik  sistem, kendi iletişim araçlarıyla kurguladıkları algı yönetimi çabalarıyla istedikleri gibi okunmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bilindiği üzere, belirli bir dönem, yer-göğe sığdıramadıkları, ödüller verdikleri, stratejik özellikleri nedeniyle öne çıkarıp “model ülke” olarak niteledikleri Yeni Türkiye, gelişmelerin seyrine göre şeytanlaştırıldı.Açıkça yalan, asparagas haberler ile içeride ve dışarıda birbirleriyle koordineli olarak baskı altına alınmaya başlandı…Şüphesiz bu değişiklikte belirleyici unsur, Yeni Türkiye’nin ideoloji ve rejim olarak esastan değişimi değil, küresel güç odaklarıyla çıkarlarının çatışması, stratejik olarak karşı karşıya gelinmesiydi.Hatta değişen şartlardaki strateji savaşları malum küresel güçlerle müttefiklerini, “stratejik ortak”larını bile karşı karşıya getirmesiydi.Süreç içinde büyüyen bu sorunlar, karşılıklı çıkar düzleminde müzakere edilmesi mümkünken, onun yerine küresel güç odaklarının “ben güçlüyüm” psikolojisi sorunları, her iki taraf için de daha da büyüttü.Halbuki dünya değişmişti.Eski dengeler hızla yok olmakta ve yeni dengelerin arayışı sürecinin kendine özgü hassasiyetleri önem arzetmeye başlamıştı.Bu çerçevede bazı bölgesel güçler, sözde evrensel Batı düşüncesi ve sistematiği içinde kalarak potansiyellerini harekete geçirmenin arayışı içindeydiler.Ve bu arayış ile Batı’nın yeni projeleri, stratejileri çoğu zaman paraleldi.Özellikle kendisine açılan alanı iyi kullanan Yeni Türkiye gibiler, tarihi/kültürel ve stratejik derinliklerin tüm avantajlarını kullanarak önce bölgesel güç, sonra da küresel güç olmak hedefindeydiler.Ne var ki küresel güç odaklarıyla söz konusu ülkeler arasındaki bu paralellik bir süre sonra çatışmaya doğru evrildi.Ve bunda, geçmişte küresel sistemin kurucu unsurları olan güç odaklarının kendi aralarındaki strateji ve zamanlama konusundaki çatışmalarının sahaya yansıması belirleyici oldu.Sonra bu çatışma, daha alt perdede bahse konu güç odaklarıyla müttefikleri arasında yaşanmaya ve giderek derinleşmeye yüz tuttu…

Mesela, son zamanlarda Yeni Türkiye ile “stratejik müttefiki” ABD arasında görüş ayrılıkları olarak başlayan sorunlar, ABD’nin yeni şartları dikkate almayan ve/veya hatalı okumaları nedeniyle giderek derinleşti. “ABD ile Yeni Türkiye ilişkileri tarihin en kötü dönemini yaşıyor”, söylemleri giderek yüksek sesle ifade edilir oldu…Bu bağlamda, belirleyici gücün ABD olduğu NATO konusu da tartışmalara dahil edildi.15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki “ABD”nin net bir şekilde görülmesiyle de tartışmalar giderek yoğunlaştı…NATO tartışmalarına paralel olarak “İncirlik Üssü”nün kapatılması da gündemdeki yerini aldı.Oysa bahsekonu tartışmalar derinlikli kurumlar ve kavramlarla ilintiliydi…Ve bunların, eski dengeler üzerinde değerlendirilmesi ne kadar hatalı ise dünyada ve bölgedeki yeni denge arayışının hızla devam ettiği bir vasatta “duygusal ve reaksiyoner” yaklaşımlarla konuşulması da taraflar açısından, o kadar tehlikeliydi…Zira bu konular, kendi vasatlarında, küresel ve bölgesel gelişmelerin seyri düzleminde analiz edilebilecek konulardı.Ve ABD’nin konuyla ilgili tek yanlı uygulamalarından vazgeçmediği sürece de bir sonuca kavuşturulamazdı…

Keza NATO ile bağlantılı olarak “İncirlik Üssü” ile ilgili tartışmalar da değişen şartlarda yeniden ele alınması gereken stratejik bir konuydu.O günün şartlarında muğlak ve şartları tek taraflı belirlenmiş bir anlaşma çerçevesinde ABD’ne ve/veya NATO’ya tahsis edilmiş bir üstü İncirlik.Ve gerektiğinde, anlaşma çerçevesinde Yeni Türkiye bu tahsisi iptal edebilirdi.Lakin bunun Yeni Türkiye’nin savunma sistemi açısından ne anlama geldiğinin yanı sıra AB ve ABD’nin bölgesel savunma sistemleri açısından kritik öneminin farkında olunması gerekmekteydi.Unutulmamalı ki, Yeni Türkiye üzerinden yürütülen her türlü ittifak ve savaş, aslında küresel ve bölgesel düzlemde devam eden hakimiyet ve çıkar savaşının stratejik bir parçasıdır…

Küresel düzlemde rekabetin hızla Asya-Pasifik’e doğru kaydığı bir konjonktürde, birilerinin hala vizyonsuz/anlamsız bir şekilde Türkiye’nin “Ortadoğu bataklığı”na girip girmemesinden söz etmesinin doğru anlaşılması gerekmektedir.Yeni Türkiye’nin bölgesinde, Balkanlar’da, Orta Asya’da, Afrika’da ve en önemlisi Asya-Pasifik’te, yani hinterlandında(etki alanlarında) stratejik bir güç olarak öne çıktığının farkında bile değiller.Bu gerçekliğin farkında olmayanların Yeni Türkiye’nin Irak-Suriye eksenindeki gelişmelere kayıtsız kalmasını, terör yapılarıyla mücadelesinin aslında bir güvenlik ve gelecek kaygısının bir sonucu olduğunu da anlayamamaktadırlar.Keza(mecbur kalmadığı sürece) “yumuşak gücü” ile etkili olmaya çalışan Yeni Türkiye’nin “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışıyla varolabilmesinin, bölgesel güç olarak etkinliğini korumasının mümkün gözükmediği artık görülmelidir.Bu ideolojik olarak “sapkın”, misyon olarak “aldatıcı” bir niteliğe sahip Yeni Türkiye ile ilgili bir değer yargısı olarak anlaşılmamalı.Bu, yaşanan sürecin karşımıza çıkardığı bir gerçekliğin doğru tanımlanmasından, doğru anlamlandırılmasından başka bir anlam taşımamaktadır…

Çok net bir şekilde görülmelidir ki terör için uygun bir uluslararası ve bölgesel bir vasat sözkonusu.Batı Medeniyeti’nin insanlığın sorunlarına cevap üretemediği gerçekliği bir yana tüm insani değerleri, hak-adalet gibi, yaslandığı temel referansla anlam kazanan temel kavramları dahi “iğdiş” ettiği görülmektedir.Buna karşın, insanlığın kurtuluşu, bu kaostan çıkışı olacak İslam Medeniyeti’nin bütün güzelliklerini insanlığa sunacak kadroların yerini “dine karşı din”/”ılımlı İslam” gibi ucube düşüncelerle kirletilmiş kadrolar almış  bulunmakta.Reaksiyoner, telifçi/uyumlulaştırıcı anlayışların Müslüman topluluklar içinde hayat bulduğu bir vasatta yaşamaktayız.Böyle bir vasatta da olsa , ilkesel olarak “terör”ün her türlüsünü lanetleyen “Müslümanca bir duruş”a ihtiyaç duyulmakta.Nebevi/Tevhidi çizgisinden sapmayan süreçlere, olaylara “ilkesel” bakan bir topluluğa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır…

Rabbimizin iktidarı/gücü elden ele dolaştırdığı tarihi kırılma dönemlerinde, Müslümanların/kendilerini İslam’a nisbet edenlerin “ilkesel ve ahlaki” sorumluluklarını önde tutma mecburiyetlerine rağmen hala “duygusal ve reaksiyoner” davranmaları ibret vericidir.Müslümanların ve insanlığın geleceği açısından temel bir nakısadır…Son tahlilde, yaşanılan bu dönem, Müslümanlar açısından tuzaklar ve açmazların yanında yeni imkanlar ve fırsatları da içinde barındırmaktadır.Müslümanların duruşundaki netlikten ne kastedildiği doğru anlaşıldığında her şeyin aslına döneceği bir süreç başlayacaktır…Hakkı ve adaleti yüksekte tutacak “hayırlı bir ümmet”in ayak sesleri duyulacaktır; Allah’ın(c.c.) izniyle…

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir