
Yeni TÜRKİYE –“Anlaşamadığı Dost(!?)” RUSYA, “Sözde Müttefik(!)” ABD-
Değişen şartlar ve ‘yeni denge arayışı süreci’nde gündemin yoğun olması kaçınılmazdır. Son zamanlarda öne çıkan konunun “Türkiye’nin Suriye politikası” olmasının ise birkaç nedeni var. Hiç şüphesiz bunlardan birincisi küresel çapta yaşanan pandemi sonrası gündeme gelen gıda ve enerji krizidir. Ki özellikle enerji kriziyle birlikte başta Doğu Akdeniz ve Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin enerji politikaları yeniden değerlendirmeye alındı, haliyle… Zira kaçınılmaz olarak enerjinin arz ve talebi, nakli ve enerji hatlarının güvenliği hususları gündeme geldiğinde, Türkiye’nin Suriye politikası, Libya politikası ve yeni yeni hareketlenen Mısır ve İsrail ile ilişkileri yeniden yoğun bir şekilde konuşulmaya, değerlendirilmeye başlandı.
Evet, 11 yıl sonra Suriye yönetimi ile ilk temas, daha doğru bir ifadeyle bakanlar düzeyinde (süreçle birlikte devlet başkanları düzeyinde de görüşme beklenmekte…) gerçekleşen görüşme gündeme düştü. Türkiye-Rusya-Suriye savunma bakanları bir araya geldiler ve yaşanması muhtemel süreçle ilgili öngörülerini ortaya koydular…
Malum bölgedeki değişim-dönüşüm sürecinin ikinci aşamasında, strateji değiştiren ABD ve müttefiklerinin, kurgulanmış gerekçeler ve “terör örgütlerinin bir başka terör örgütü ile mücadele ettiği” iddiaları ekseninde yeni Türkiye’yi sıkıştırmışlardı. Sürecin başlangıcında Türkiye, “Kontrollü Demokratik Değişim Stratejisi” aşamasında, ABD ve dostlarının, kritik öneme sahip müttefikiydi. “Kaos Stratejisi” aşamasına geçilmesiyle birlikte yeni Türkiye, bir yol ayrımı ile karşı karşıya kalmıştı. “Güvenlik ve gelecek kaygıları”nın ön plana çıktığı bir süreçte yeni Türkiye, Batı referanslı niteliğini koruyarak -sistem içinde- bir çıkış arayışına girerken, ABD ile Rusya arasında bir denge/dengeci politikaya imkân bulabileceği değerlendirmesini yaptı. Ve gerçekten reel-politik olarak tutarlı olan bu kararı ile 2015’den bu yana stratejik hamleler yapmış oldu. 2011-2015 döneminde ABD ile birlikte bölge politikalarını uygularken, ABD/küresel güçlerin strateji değişimi sonrası yeni Türkiye, duruşunu netleştirmişti. Gelinen aşamada, 2011-2015 döneminde ABD ile Türkiye arasında yaşanan bölge-Suriye konulu tartışmalar sonrasında ortaya çıkan strateji farkı, çok daha net bir şekilde okunabildi. Ve küresel güçlerin bölgedeki strateji savaşlarındaki belirleyiciliği/sorumluluğu net bir şekilde anlaşılabildi, diye düşünüyorum. Zaten gerek 2011-2015 dönemiyle ilgili ve gerekse de süreç içerisinde netleşen bölgedeki aktörlerinin duruşu konusunda İktibas Dergisi’nde yazdıklarımız ortada. Keza bugün de söz konusu analiz ve yorumlarımız hususunda aynı kanaati taşımaktayız, -yakın çevremiz de dahil- haksız saldırılara ve suçlamalara maruz kaldığımız da dergiyi takip edenlerce bilinmektedir…
2011’den bugüne yaşananlar ve değişen şartların açtığı alanda, “eksen değişikliği” ile dahi suçlanan yeni Türkiye, ABD’nin sıkıştırmalarıyla kendi duruşunu ve stratejisini oluşturmaya çalışmış gözükmektedir. Bu arada, başlangıçta karşı karşıya getirildiği Rusya ile vardığı mutabakatlarla ciddi kazanımlar elde ettiği gibi Kaos Stratejisi’nin kendi güvenliği ve geleceğini torpilleyen hedeflerini de -büyük oranda- etkisizleştirmiştir. Ve gelinen aşamada, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın oluşturduğu vasattan da yararlanarak Suriye’nin kuzeyine, -ABD ve Rusya’nın müdahaleleri ile yarım kalan- Barış Pınarı operasyonu beklenirken, Rusya’nın teklifiyle yeni bir süreç gündeme gelmiştir. Söz konusu sürecin devam edip etmeyeceği, üst düzey yetkililerin bir araya gelip gelmeyeceği henüz belirginleşmiş gözükmemektedir. Aynı zamanda konunun stratejik öneme sahip aktörlerinden İran tarafından nasıl değerlendireceği de netleşmiş değildir…
Bilindiği üzere, özellikle 2015-2016’dan sonra bahse konu üç ülkenin (Türkiye-Rusya-İran) Astana görüşmeleri zeminindeki mutabakatları ve son planda malum küresel ve bölgesel aktörler arasındaki ilişkilerin değişim seyri malumdur. Aynı zamanda Rusya-Türkiye-Suriye’nin başlatacağı sürece karşı olan ABD, Fransa’nın nasıl bir duruş sergileyecekleri de netleşmiş değil. Ki özellikle ABD’nin yeni sürece karşı duruşunun şiddeti de önemli bir etken olacaktır. Keza İsrail’in tavrı da… Bu arada Suriye Milli Ordusu (SMO)’nun Türkiye ile ortak hedefleri ve gelecek planlarının yeni süreçten nasıl etkileneceği de gündemdedir…
Hiç şüphesiz Türkiye, denge/dengeci politikasının gereği olarak özellikle ABD’nin konuyla ilgili tavrının niteliğini dikkate alacaktır. Bu çerçevede Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bugünlerde ABD’ye yapacağı ziyarette önemli konulardan biri de şüphesiz bu konu olacaktır. ABD’nin, -DEAŞ’ın kuruluş ve önünün açılmasındaki rolü netleşmesine ve Fransa’nın bu örgüte desteği kanıtlarla ortaya konmasına rağmen- hala algı ve manipülasyon gücünü kullanarak, “DEAŞ ile mücadele etmek”den dem vurması manidardır. BOP’un bölgeye yansımaları ve mezkur strateji değişimi sonrası yeni Türkiye’nin yaptığı hamlelerdeki başarısına rağmen ABD, yeni Türkiye ile ilgili yeni bir değerlendirmenin işaretlerini vermemektedir. Hâlbuki yeni denge arayışı sürecinde küresel güçler yeni Türkiye’ye muhtaç gözükmekteler.
Gelinen bu aşamada Irak-Suriye eksenini etkileyecek söz konusu teklifle, bölge politikalarını ve hedefleri bilinen Rusya’nın, en azından yeni bir denge oluşana kadar, Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaya mecbur olduğunun farkına vararak adımlar atması ise doğru okunmalıdır.
“Anlaşamayan Dostlar” Türkiye-Rusya
Birçok konuda çıkarları ters düşen ve strateji farkları olan Türkiye ile Rusya, yaşanan değişim sürecine paralel olarak, birçok yerde birbirlerine mecbur hale gelmişlerdir. Şüphesiz bu ilişki şekli, özellikle Suriye cephesindeki gelişmelerin seyri ile belirginleşmiştir. Özellikle de Suriye cephesinde her iki taraf için de stratejik öneme sahip ‘Suriye’nin kuzeyi’ ve ‘İdlib’de yaşananlar kısaca hatırlanırsa ne demek istediğim, -bir örnekle- anlaşılabilecektir.
Malum, Suriye’deki gelişmelerin belirli bir aşamaya evrilmesi, ABD’nin strateji değişimi ile bölgede bıraktığı boşlukla beraber Rusya, Suriye’ye girdi…
- Türkiye’nin güvenlik ve gelecek kaygısı ile desteklemek durumunda kaldığı ‘Muhalifler’le Rusya ve Esad birliklerinin, özellikle Şam bölgesindeki çatışmaları kritik bir önem taşımaktadır…
- Şam-Halep, Astan’a mutabakatına rağmen Rus savaş uçaklarınca yoğun bir şekilde bombalandı ve Esad ve destekçisi güçlerin eline geçti. Dolayısıyla bu bölgedeki insanlar Türkiye sınırı ve İdlib’e doğru göç etmeye, canlarını kurtarmaya çalıştılar. Aynı zamanda farklı muhalif gruplar da bu göçün içinde yer almaktaydılar…
- Bu sürecin son aşamasında Soçi’de Rusya ile Türkiye arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Ve Türkiye, büyük bir nüfusun sığındığı İdlib’i korumak üzere 12 gözlem üssü kurdu. Keza Şam cephesi ve Halep düştükten sonra İdlib aynı zamanda (muhalif güçler parantezine alınsa bile) farklı örgütlerin de son kalesi haline gelmiş oldu…
- Türkiye’nin Suriye stratejisi’ni belirleyen kurmay kadro, İdlib’i, Rusya-Esad-İran güçlerine rağmen ve ABD’nin söz konusu örgütler üzerindeki hesaplarına rağmen korumayı başardı… Bu çok önemliydi, Türkiye için… Zira Türkiye İdlib’i kaybetseydi Suriye stratejisi çökecek yeni bir değerlendirme yapması gerekecekti. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD koridoru ve malum bölge planlarına engel olamamanın yanı sıra büyük bir göç dalgasına daha muhatap olacaktı. Nitekim İdlib’in öneminin farkında olan Rusya-Esad yönetimi ve İran kontrolündeki güçler İdlib’e saldırdılar…
Türkiye de kaçınılmaz olarak İdlib’deki muhaliflere desteğini arttırdı. Ne var ki bu kez ciddi kayıplar ve baskılarla karşı karşıya kaldı…
- Daha da önemlisi Türkiye bu saldırılara Bahar Kalkanı operasyonu ile çok sert bir karşılık verdi. Bir süre sonra Türkiye ile Rusya bir mutabakata vardı…
- İdlib’de beklediği sonuçları elde edemeyen Rusya, Suriye’nin kuzeyinde yeni alanları kontrol etme yolunda adımlar attı. Bundan bir süre öncesine kadar Türkiye’nin operasyonlarına pek karşı koymayan Rusya daha da katılaşmıştı…
Bu arada NATO ortağı ile karşı karşıya gelmek istemeyen ABD’nin, tam da kritik bir aşamada, Rusya ile bazı bölgelerle ilgili mutabakata vardığı ortaya çıktı. ABD bazı alanlardaki kontrolünü Rusya’ya devretti… Bu gelişmelerde Rusya’nın hesabı, PYD-PKK kartını tamamen ABD/Batı’ya devretmemekti. ABD’nin Irak-Suriye eksenindeki hesapları ve hassasiyetleri de bilinmekteydi. Süreç içerisinde kurmak istediği terör devleti için stratejik hesaplamaları ve Türkiye’yi baskılama çabaları ortadaydı…
ABD’nin kontrolü Rusya’ya devrettiği bölgelerden Kobani ve Mümbiç stratejik öneme sahiptir. Nitekim Türkiye’nin denge hesapları nedeniyle Rusya ve ABD ile masaya oturmak zorunda kaldığı malum “harekat” yarıda kalmıştı. Ve güya ABD ve Rusya taahütlerini (30 km derinlikli bölgenin boşaltılması) yerine getirmesi beklentisi ve konjonktürel hesaplarla devam ettirilemeyen hareketla ilgili hazırlık ve resmi söylemler tartışılırken, bakanlar düzeyinde görüşme gündeme düştü. Ve Rusya’nın teklifi Türkiye tarafından konuşulabilir bulundu.
Değişen dünya ve bölge dengeleri ve yeni denge arayışı sürecinde, en stratejik gelişmelere şahit olduğumuz bu coğrafya, Türkiye’nin sınır komşusu Irak-Suriye eksenidir. Ve Rusya’nın özellikle Suriye’deki hesapları, vazgeçilmezlerinin yanı sıra yeni Türkiye’nin olmazsa olmazları da netleşmişken, söz konusu yeni çözüm süreci arayışlarının, -sürece dahil olan küresel ve bölgesel aktörlere rağmen- başarılı olma ihtimali fazla gözükmese de bizce önemsenmelidir.
İddiaların aksine, Türkiye’nin Suriye politikasında, esasta bir değişiklikten söz etmek mümkün değil. Ancak, gerek bölgesel bir güç olmanın ötesine geçmek isteyen Türkiye’nin birikmiş sorunları ve gerekse de ABD ve Rusya’nın hesaplarındaki yeni değerlendirmeler, yeni denge arayışlarına kapı aralamaktadır…


