YUNUS (A.S.)
İktibas Dergisi Kayseri temsilciliğinde bu yıl yapılan Ramazan etkinliğinde, Ayhan SEÇKİN kardeşimiz “YUNUS(as)” konusunu işledi, bu konuşmanın tam metnini siz sitemiz okuyucularına sunuyoruz.
Yunus Peygamberin davetinin Asurlular zamanına, yani m.ö. 700 yıllarına denk geldiği tahmin ediliyor. Ancak soyca Asurlu değildir; İbranilere, İsrailoğulları’na bağlıdır. Kendisinin, İsrailoğulları’nın 70 yıl süren esirliği devresinde Babil’e götürülmüş, İsrailoğulları’ndan bir aileden Mezopotamya’da doğduğu tahmin edilmektedir.
Hz. Yûnus (as), İsrailoğulları peygamberlerindendir. Soyu, Hz. Yakûb (as)’un oğullarından Bünyâmîn’e ulaşır. Bünyâmîn ise, Hz. Yûsuf (as)’un öz kardeşidir.
Yûnus (a.s)’in Ya’kub (a.s)’in torunlarından olduğu, Kur’ân’da şöyle haber verilmiştir:
Nisa(4) – 163: Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim’e, İsmail’e, İshâk’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Harûn’a, Süleyman’a da vahyetmiş ve Davud’a da Zebûr’u vermiştik.
Yüce Allah, Hz. Yûnus (as)’u, Irak’taki Musul toprağında bulunan Asurlular devletinin başşehri olan “Ninova” halkına peygamber olarak gönderdi.
Kur’an da Hz. Yunus’a da diğer peygamberlere verildiği gibi farklı, üstün meziyetler verildiği ;
En’am(6) – 86 : İsmail, Elyesa, Yunus ve Lüt’u hepsini de alemlere üstün kıldık. Ayeti ile ifade edilmektedir.
Ninova halkı son derece refah, mesut bir ömür sürüyordu. Ancak bolluk ve rahatlık onların ahlâkını bozmuş, bunların arasına putçuluk girmiş ve içlerinde putlara tapma yaygınlık kazanmıştı.
Hz. Yûnus (a.s), Ninova halkına; kendine verilen elçiliğin gereği olarak öğüt veriyor, nasihat edîyor ve onları Allah’a davet ediyordu. Bu şekilde aralarında yıllarca kaldı. Fakat Hz. Yunus’u her peygambere olduğu gibi inkar ettiler yalanladılar. Onların Allah’a iman etmelerine gücü yetmedi. Daha sonra onlara, eğer Allah’a iman etmezlerse, başlarına ilahi azabın geleceğini vaat etti. Kavmi, hala inkar etmeye devam etti.
Sebe(37) -34 : Biz hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri, ‘Biz, sizinle gönderilmiş olan şeyleri hemen inkar ediyoruz.’ derler.
Hz Yunus kavmin bu durumuna sabretmesi gerekirken, ayrıca tehdit etmeleri, kızmaları , kovaladıklarından dolayı ordan kaçtı.
Saffat(37)- 140: kaçak bir köle gibi, yüklü bir gemiye (binip) kaçmıştı.
Hz. Yûnus (a.s), Yüce Allah’ın emri gelmeden önce aralarından çıkıp gitmesinden dolayı kendisini hesaba çekmeyeceğini ve sıkıntıya düşürmeyeceğini sanmıştı.
Enbiya(21) – 87 : Zünnun’da.. (Yûnus), Balık Sahibi) Hani o, öfkeli olarak (halkını bırakıp) giderken, aleyhinde hüküm vermeyeceğimizi zannetmişti.
Yunus Peygamberin kıssası, Kuran’da Peygamber Efendimize anlatılan ilk kıssasıdır.
Kuran’da Nüzul sırasına göre Kalem suresi ilk inen bölümlerdendir.İçerik bakımından Kalem suresi, Mekke müşriklerinin vahye ve Hz. Peygambere karşı olumsuz tavırlarını konu edinmektedir. Ayrıca muhtevasından “..Mekke’de Allah Resulü’ne karşı çıkışların şiddetlendiği bir zamanda nazil olduğu anlaşılmaktadır. Bu surede üç konu ele alınmaktadır: Muhaliflerin ileri sürdükleri itirazlara cevap; onları ikaz edip tavsiyede bulunmak ve Allah Resulü’ne (s.a) sabrın ve istikametin telkin edilmesi.
Dolayısıyla Kalem suresi yoluyla hem Mekke müşriklerinin vahye karşı olumsuz tavırları, hem peygamber ve sahabesinin, vahyi tebliğ’de sebat ederek direnç göstermeleri ve hem de geçmiş zamanlardaki benzer olaylar kıssa edilerek her iki gurubun bu kıssalardan dersler alması hedeflenmiştir.
Kalem(68) – 48-49 : Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi /Yunus gibi olma. Hani O, boğuk bir sesle Rabbine seslenmişti. Rabbinden ona bir nimet erişmiş olmasaydı, kınanmış olarak çıplak bir yere atılacaktı.
Hz. Peygamber ve sahabesinin yılgınlığa düşebileceği bir zamanda Cenabı Hakk, Kalem suresi içersinde yer alan üç kıssadan biri olan Yunus kıssası İndirmiştir.. Diğer iki kıssa – “Bahçe sahipleri ve Musa(a.s) kıssasının Firavun’un boğulma hadisesi” – öncelikli olarak müşriklerin dikkatini çekmeye, Yunus kıssası ise, Hz. Peygamber ve sahabesine mesajlar vermeye, onları teskin etmeye yöneliktir.
Kur’an’ın iniş sürecindeki, Mekke cahiliye toplumunu incelediğimizde, Müslümanların karşısında iki dini gurubun olduğunu gözlemlemekteyiz. Bunlardan birincisi ve baskın olan gurup, müşriklerdir. İkinci olarak da Kur’an’ın Ehl-i Kitap diye vasıflandırdığı Yahudi ve Hıristiyanlardır.
Bu dini guruplardan müşriklerin, Yunus kıssası hakkında bilgi sahibi olması kuvvetle muhtemeldir. Cahiliye dönemi müşriklerinin bu bilgilerinin iki kaynağı olabilir. Birincisi Mekke ve Medine’deki Tevrat ve İncil inananlarıyla sosyal ilişkileri yoluyla edindikleri sözlü bilgi ; ikincisi ise yaz ticaret seferlerinde, kuzeye Şam’a doğru uğradıkları yerlerdeki Yahudi ve Hıristiyan kolonilerinden ve bölgesel yerleşik toplumlardan edindikleri kültürel/dini/folklorik bilgilerdir. Hicaz’dan hareket eden“…Kafileler paranın değişim aracı olarak kullanılmadığı bu dönemlerde götürdükleri malları, Şam, Sur, Babil, Ninova, Petra, Kudüs gibi büyük ticaret merkezlerinde kendilerine gerekli olan mallarla takas eder ve memleketlerine dönerlerdi.” Aynı zamanda buticaret kervanları uğradıkları yerlerin dini, kültürel ve edebî birikimlerini de Hicaz bölgesine taşımışlardır.
Yunus peygamber kıssası hakkında diğer asıl bilgi kaynağı ise, Mekke ve Medine’deki Yahudi ve Hıristiyan toplumudur. Bunların her ikisinin de okumuş olduğu Tevrat’ın, otuz dokuz kitabından, biri de Yunus kitabıdır. Tevrat’ın üç ana bölümünden biri olan “Neviim” “Nebiler” bölümünde yer alan Yunus kitabı tamamen Yunus kıssasını işlemektedir.
İşte Kur’an’da ilk defa Kalem suresinde anlatılmaya başlanan Yunus kıssasındaki –“..sâhıbil hûti..”,”Zünnun”-“balık Sahibi”ndeki atıf, Tevrat’taki Yunus kıssasına yapılmaktadır.
Kur’an’daki benzeri bir atıf da Enbiya suresinde yer alan Yunus kıssasında yer almaktadır ve Yunus’un(a.s) adı verilmeden lakabı ile bahsedilmektedir. “Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti.”
Ayetteki “.. zennûni..” “..Zün-nun” sözlük anlamı olarak “balık sahibi” anlamına gelir.” Kalem ve Enbiya surelerinde vurgulanan “..sâhıbil hûti..” “balık sahibi” ifadesi Yunus’un(a.s) balıkçılık yapan bir kişi olduğunu belirtmek amaçlı değildir. Bu ifade tamamıyla onun Kur’an’ın inişinden önce Tevrat’ta, İncil’de ve müşrik toplum hafızasında yer alan balığın onu yutması mucizesi olayına dayanmaktadır.
Tevrat’ta yer alan balığının Yunus’u(a.s) yutma olayı şöyle anlatılmaktadır: “Sonra Yunus’u kaldırıp denize attılar, kuduran deniz sakinleşti…. Bu arada RAB Yunus’u yutacak büyük bir balık sağladı. Yunus üç gün üç gece bu balığın karnında kaldı.
Kur’an-ı Kerim’in, Kalem suresinde beyan ettiği kıssanın amacı; Yunus’un(a.s) biyografik veya tarihi manadaki hayatını anmak, onun hayatını edebî olarak metne geçirmek değildir.
O halde amaç nedir? Kur’an’ın amacı, Allah’ın vahyini, tebliğ etmede direnç göstermeyen biri olan Yunus peygamberin, kavmine tebliğ görevini terk eden olumsuz tutumunu ve neticelerini örnek göstermektir.
Hz. Yunus Doğup büyüdüğü Ninova’yı terk eder ve Dicle Nehri kenarındayken yolcularla dolu olan bir gemiye biner. Gemi hareket edip kıyıdan uzaklaşır. Bir müddet seyrettikten sonra durur ve kımıldamaz olur. Gemidekiler şaşırıp kalırlar. Ne kadar çalıştılarsa da gemiyi bir türlü yürütemezler. Üstelik aniden çıkan bir fırtına ile de gemi batacak hale gelir. Yolcular büyük bir paniğe kapılır. Ardından,
– Aramızda bulunan bir suçlu yüzünden gemi yürümüyor, diye aralarında söylenirler. Peki bu suçluyu nasıl tespit edeceklerdi. İçlerinden biri şöyle bir teklifte bulunur:
– Kura çekelim. Suçlu olanı tayin etmesini Allah’a bırakalım. Kura kime isabet ederse onu denize atalım ve bu beladan kurtulalım.
Bu teklif kabul görür. Kura çekilir ve Yunus(as) çıkar. Herkes çok şaşırır. Çünkü Hz. Yunus, hal ve tavırlarıyla yolcular arasında olumlu bir etki bırakmıştır. Suçlunun o olmadığını düşürler ve kurayı yenilemeye karar verirler. Ancak kura iki defa daha çekilir ve yine Hz. Yunus’a çıkar. Hz Yunus kendi suçunu bilir ve beni denize atın der.
Yunus(as) denize atılır ve sonra bir balık tarafından yutulur.
Saffat(21) 139-142: Yunus Peygamber de, burada adı anılan peygamberlerden. “Yunus da peygamberlerden idi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu. O, kınanmış iken bir balık onu yuttu.
Hz Yunus balık tarafından yutulduktan sonra, karanlıklar içerisinde kalınca hatasını anladı ve günahını itiraf ederek, kendisini affetmesi için günlerce Allah’a yalvardı; O’nu tesbih etti.
Enbiya(21)-87: Karanlıklar içinde seslendi:- Senden başka ilah yoktur, Sen tüm noksanlıklardan yücesin. Gerçekten ben, zalimlerden oldum.
Allah Teala hem tövbesinden ve yakarışından dolayı Hz.Yunus’u affediyor, hem de onun şahsında bütün insanları şöyle uyarıyor;
Saffat(37)–143-144: Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
Enbiya(21)-88: Onun duasını kabul ettik. Onu üzüntüden kurtardık. İşte müminleri böyle kurtarırız.
Balığın Hz. Yûnus (as)’u sahile atmasını ile ilgili olarak Kuran’da ;
Saffat(37)-145,146,147,148: Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık. Onun üzerine de geniş yapraklı bir ağaç bitirmiştik. Sonra da onu yüz bin kişiye veya daha fazlasına peygamber olarak göndermiştik. Ona iman ettiler, biz de onlara bir süreye kadar geçimlik verdik.
Cenab-ı Allah, Ninova halkına; Hz. Yûnus (as), onların içinde kaldığı sürece ve ondan sonraki müddet içinde, (sapıtıp bozulmadıkları ve) inanmışlar olarak kaldıkları sürece çeşitli nimetler verdi.
Yunus(10)-98: Bir Şehir (halkı) inanmalı değimliydi ki imanları kendilerine fayda versin ?!
Ancak Yûnus’un Kavmi hariç… onlar iman edince, dünya hayatında onlardan zillet azabını gidermiş ve belirli bir süre daha geçindirmiştik.
Sonuç olarak;
Hz.Yunus (as)ikinci kez gönderilerek ayrıcalıklı bir peygamber olmuştur.
Hz Yunus örnekliği üzerinden verilen örneklik ikinci peygamberde yoktur. Tövbe edip yeniden başlamak için Hz. Yunus en güzel örnektir.
Yani kalemi kırılmış, hüküm verilmiş kavme ; Ninova halkına yeniden başlamak üzere gönderilmiştir.
Tövbe yeniden başlamaktır. Tövbe ve İstiğfar Bilinç Tazelemektir.



