
Kur’an’da geçen misalleri nasıl değerlendirmeliyiz?
Soru : Kur’an’da geçen misalleri nasıl değerlendirmeliyiz? Mesela Kehf, 32 ila 44. ayetlerde anlatılan bahçe sahipleri, sivrisinek misali ve Yasin suresi 13. ayetten itibaren anlatılan misaller hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Mesel kelimesinin lügat anlamı benzer, ortak, delil, hüccet, bir şeyin sıfatı, halk arasında yayılmış, kabul görmüş sözlerdir.
Türkçe de bunlar için ata sözleri veya yaygın kullanım şekliyle “darbı mesel” denir. Çoğulu ise “emsal”dir.
Kur’an’da bu anlamda bir çok mesel vardır. Bunlardan çeşitli şekilde istifade edilir. Öğüt ve nasihat amaçlı kullanıldığı gibi yerine göre insanları duygulandırmak, korkutmak veya ibret almaya yönelik bir amaç bağlamından hareketle; güzel davranışlara teşvik, çirkin davranış ve anlayışlardan uzaklaştırmak için de kullanılır. Emsaller övmek ve yermek üzerine olduğu gibi, sevap ve ceza üzerine de olur. Bu konuda Beyhaki’nin kaydettiği bir hadisi şerifte şöyle buyurulmaktadır:
“Kur’an beş vecih üzerine nazil oldu; helal-haram, muhkem-müteşabih ve emsal. Helali işleyin, haramdan kaçının. Muhkeme tabi olun, müteşabihe inanın ve emsallerden de ibret alın”.
Kur’an’da bu konuda zikredilen emsallerin amacı gayet açık olarak ifade edilmektedir.
“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onu Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.”(59/21)
Bu misali düşündüğümüz de görürüz ki, dağların bile taşıyamayacağı kadar ağır bir sorumluluk altına girmişiz.
“Allah’tan başka dost edinenlerin durumu, kendisine ağ ören örümceğin durumu gibidir. Çünkü evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Keşke bunu anlasalardı.
Şüphesiz Allah insanların kendisini bırakıp da nelere taptıklarını bilir. O, üstündür, hikmet sahibidir.
İşte bu misalleri biz insanlar için getiriyoruz; ama onlara alimlerden başkası akıl erdiremez.”(29/41-43)
Burada verilmek istenen mesaj, Allah’tan başka dost ve İlah edinenlerin hiçbir koruyucularının olmayacağıdır. Bir örümcek ağı insanı hangi tehlikeden koruyabilirse sahte ilahlarda ona sığınan insanı ancak örümcek ağı kadar koruyabilir. Yani hiçbir koruma gücü yoktur. Güç ve kudret sahibi ancak Allah’tır. Korunmak ve sığınmak isteyenler de ancak Allah’a sığınırlarsa kurtulma şansları olabilir.
Bunu ise ancak alimler akıl edebilir: hakikatı bilen kimseler bilirler ki, Allah her şeyi bilir, görür, işitir ona hiçbir şey gizli ve kapalı değildir. Alimlerin Allah hakkındaki bilgileri sebebiyledir ki Allah, “ancak alimler akıl erdirebilir” buyurmaktadır. Alimlik bir sıfat olmaktan çok doğru bilgilerin sahibi ve doğru metotla akledebilen insanların vasfıdır.
Kehf suresi kıssalar ve misallerle dolu bir suredir. Bahsini ettiğiniz bahçe sahiplerinin halini misal veren Allah (18/32-44) sahip olduğu nimeti elde eden gücün kendisi olduğunu, bu bahçenin asla yok olmayacağını, kıyamete inanmadığını, olsa bile orada da bundan daha iyisini karşısında bulacağını söyleyerek; kendini üstün gören komşusunu küçümseyen insana Allah, haddini nasıl bildirdiğini gösteriyor. Verdiği bir felaketle ürünler yok ediliyor. Çardaklar yıkılıyor, bahçe sahibi de ellerini ovuşturarak: “keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım” demeye başlıyor.
“İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı hak olan Allah’ındır. En hayırlı karşılığı veren de, en güzel akıbeti nasip edende odur”(18/44). Kuluna nimeti verende dilediği zaman onu alanda Allah’tır. Bir şey istediğimiz de yöneleceğimiz, korunmak için sığınacağımız sadece O’dur… Güç ve kudret ancak Allah’a aittir.
Bu gerçeği aynı surenin (18/45) ayetinde şöyle anlatıyor.
Onlara dünya hayatının tıpkı şöyle olduğunu anlat: “Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su ile yeryüzünde yetişen bitkiler yeşerip birbirine karışır, ama sonunda (güz gelince) rüzgarın savuracağı çerçöp haline gelir”. Allah her şey üzerinde bir kudrete sahiptir.
Kur’an’da buna benzer daha yüzlerce örnekler vardır. Bunları okuyan ve üzerinde düşünüp anlayan insan, hayatın ve ölümün gerçeklerini daha bir yakından tanıma fırsatı bulacak, olayları ve şahısları değerlendirme de bunların ışığından istifade edecektir. ’Kur’an’ın, muttakiler için hidayet’oluşunun anlamı da budur diyoruz.
Sorunuz da belirttiğiniz Yasin suresinde 13. ayetinden 27. ayetine kadar anlatılan örnek olayda da Kur’an’ın üslubu gereği yer, şahıs ve tarih belirtilmeden yoğunluğun anlatılmak istenen mesaja verildiğini görüyoruz.
Benzer olayları gönderilen her elçinin tebliğ sürecinde yaşandığını Kur’an muhtelif vesilelerle vermektedir. Hz. Muhammed (a.s)’ın davetinin ilk yıllarında ki Yasir ailesinin başına gelen olay bundan farklı değildir.
Anlatılan örnek, her davaya gönül veren insanların davası için kendini feda etmeyi göze almasını rutin olmaktan çıkartan, Allah için yapanın akıbetini açıklayarak sonucun insan için arzu edilir olduğunu göstermesidir.
Bu nedenle İslam için ölmenin ölümsüzlük sırrına ermek olduğu fikri her müslüman için ideal bir son olmaktadır.
“Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin; bilakis onlar diridir. Fakat siz farkında değilsiniz.“(2/154)
“Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, bilin ki Allah’tan bir bağışlanma ve bir rahmet onların topladıklarından daha hayırlıdır.”(3/157)
İşte bu ayetlerle müslümana verilen anlayışın 36/13-27. ayetleri ile eyleme dönüştürülmüş hali gösterilmektedir. Bu eylemi aynı amaçla gerçekleştiren bir müslüman için korkacak bir akıbet olmadığını bu örnek, hafızalara nakşetmektedir.
Buna fikrin eyleme dönüştürülmesi de diyebiliriz. Allah için ölmeyi kabul eden kimsenin, yeri ve zamanı geldiğinde gerekli davranışı sergilemesidir. Fikirlerin hayata geçirilmesinde mallardan ve canlardan, evlatlardan ve ürünlerden fedakarlık yapılması kaçınılmazdır. Her işin bir bedeli varsa, bu işin bedeli de budur. Bu bedeli ödeyen ilk nesiller olmasa idi, bugün İslam da olmazdı. Bunun içindir ki, selefden ve halefden bu bedeli ödeyenlere selam olsun diyoruz…


