
İslam’da recm var mıdır?
Soru : Recm ile ilgili olarak İslam’da recm var mıdır? Resulullah’ın recm uyguladığı hadislerde geçiyor. Bir Yahudiye uygulaması var, bunun için Yahudi şeriatına göre yaptığı söyleniyor. Diğer bildiğim uygulaması ise sahabe bir kadına defaatle Resulullah’a gelerek kendisini temizlemesini isteyen kadına uygulamıştır. Bu noktadan hareketle biraz bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Bu konuda rivayet edilen iki hadis var, biri Yahudilerle ilgili diğeri ise Müslüman Araplarla, her ikisini de kaydederek üzerinde durmanın konuyu aydınlatacağını düşünüyoruz.
“Ebu Hureyre ve Zeyd İbni Halid Cüheni (r.a)’den: Bedevilerden bir kişi hasmı ile birlikte Resulullah’a gelmişti de “Ya Resulullah! Size Allah’ın namına yemin eder ve O yalnız Allah’ın kitabıyla hükmetmenizi dilerim” demişti. Öbür hasım daha dirayetli ve edepli idi. O’da “Evet ya Resulullah aramızda kitabullah ile hükmediniz ve bana müsaade buyurunuz!”
“Benim oğlum bu Arabinin yanında çoban idi. Bunun karısıyla zina etmiş. Bana söylendiğine göre oğluma recm lazım gelirmiş. Bu cihetle ben, bu adama yüz koyun bir de cariye vererek oğlumu kurtardım. Sonra ehli ilim olan müslümanlara sorduğumda, oğluma yüz deynek ve bir yıl sürgün, bunun karısına da recm icab ettiğini söylediler. Şimdi ne buyurursunuz” dedi.
Resulullah (a.s): “Hayatım yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben aranızda kitabullah ile hükmedeceğim. Cariye ile koyunlar sana, oğluna da yüz deynek vurulup bir yıl sürgün edilir” dedi. Ashabtan Üneyse’ye de şöyle dedi “Bu bedevinin karısına git itiraf ederse onu recm et” buyurdu. Ravi şöyle devam etti: “Üneys kadına gitti kadınında itiraf etmesi üzerine recmolundu.” (Buhari c. 8, no 1162)
Abdullah İbn-i Ömer (r.a)’den: Medine’de Yahudilerden bir grup Resulullah (a.s)’a gelerek bir kadınla bir erkeğin zina ettiğini anlattılar. “Ne buyurursunuz” dediler. Resulullah “Siz recm (hükmü) konusunda Tevrat’ta ne bulursunuz?” diye onlara sordu. Onlar “Biz zina edenleri teşhir ederiz, bunlar bir deynekle de dövülürler. Abdullah ibni Silam bunlara “Yalan söylediniz! Tevrat’ta recm vardır” dedi. Bunun üzerine Tevrat’ı getirdiler ve kitabı açtılar, Yahudilerden birisi elini recm ayeti üzerine koyarak ondan önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı. Abdullah İbn-i Selam ona “Elini kaldır!..” dedi. Elini kaldırınca recm ayeti görülüverdi. Yahudiler “Ya Muhammed! Abdullah doğru söylemiştir. Hakikaten Tevrat’ta recm ayeti vardır” dediler. Resulullah da bunların recm olunmalarına hükmetti de recmolundular. (Buhari, c. 9, no 1482)
İkinci hadis tamamen Yahudilerle ilgili ve Tevrat kaynaklı bir haber olarak verilmesi nedeniyle konumuzun dışındadır. Birinci hadisi ele aldığımızda ise farklı bir ifade ile karşımıza çıktığını görüyoruz. Davalılar müslüman olduğunu söylüyor, Allah’ın elçisine geliyorlar ve “bize Allah’ın kitabıyla hükmetmeni istiyoruz” diyorlar. Garip değil mi? Peygamber ne zamandan beri hükümlerini Allah’ın kitabından başka bir şeye dayandırıyor ki bu tarz bir anlayış içine giriyorlar.
İşin daha garip tarafı Peygamberimiz yemin ederek Allah’ın kitabıyla hükmedeceğini söylüyor. “Doğru söz yemin istemez” diye bir ifade kullanılır. Karşıda ki insanlar Peygamber’in başka bir kaynakla hüküm vereceğinden endişe mi ediyorlar ki yemin ile iknaya çalışıyor onları?
Fakat bu kadar iddialı verilen hükme bakıyorsunuz, Allah’ın kitabında böyle bir hüküm yok. Ne recm konusunda bir hüküm var, ne de bir yıl sürgünle ilgili. Tamamen Kur’an dışı bir anlayışla karşılaşıyorsunuz.
Hüküm verme tekniği açısından baktığınızda ise yine kabulü mümkün değildir. Bu hadislerin her ikisi de bütün kaynaklarda ahad haber olarak geçmektedir. Zina suçunu ispat için Allah dört şahit getirilmesini istiyor (24/4). Aksi halde müfteri olmaktan seksen değnek vurulmak suretiyle cezalandırılmaları isteniyor.
Fakat bir insanın taşlanarak öldürülmesine ise zanni bir haberle hüküm veriliyor. Ahad haber zannidir. Fıkıhta kural “zan ile yakîn zail olmaz”, “Zina isnadında dört şahit getiremeyen müdde’i iftira suçuyla yargılanır iken zanni bir haberle insanı taşlatarak öldürmeye asla hükmedemezsiniz. Yakın olan, insanın beraeti zimmetidir, yani suçsuzluğudur. Suçu sabit olan kimsenin İslam’a göre cezası ise, Nur suresinin ikinci ayetinde şöyle beyan edilmektedir:
“Zina eden erkek ve zina eden kadından her birine yüz deynek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine inananlardan bir grupta şahit bulunsun.”(24/2)
İşte Allah’ın kitabında ki zina eden erkek ve kadın için verilen hüküm budur. Allah’ın Resulü bu hükmün dışına asla çıkamaz. Çünkü O’na “emrolunduğun gibi doğru ol” emri verilmiştir, kendi heva ve hevesinden asla hüküm vermediğini ise Allah açıkça (53/3-4) beyan etmiştir.
Ayette geçen zani ve zaniye ifadesi, zina eden evli ve bekar ayrımı yapmadan bu işi yapan evli ve bekar bütün kadını ve erkeği ifade ettiği, bunun aksine ise herhangi bir karine bulunmadığını merhum Elmalı da tefsirinde teslim etmiştir. Surenin birinci ayetini dikkatle okuduğumuzda görürüz ki, “Bu, indirip hükümlerini farz kıldığımız bir suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik!”(24/1) buyuruluyor. Kapalı tarafı olmayan bir konuda zanni bir delile tabi olmak insaf ölçüleriyle izahı mümkün değildir.
Sonuç olarak diyoruz ki, hadislere dayandırılarak ortaya konulan hükmü Kur’an’ın iki kapağı arasında bulmak mümkün değildir. Kur’an’da olmayan bir hükmü ise, Peygamberimiz’in ne kendi nefsine ne de müslümanların üzerine uygulaması söz konusu olamaz. Hadislerde ki malum ifadeler insana güven vermekten ve peygamberi bir üsluptan çok uzaktır. Bu haliyle Peygamber’e söyletilmiş bir söz olarak görüyoruz.


