
İnsanları inanç bakımından nasıl tanırız?
Soru:Peygamberimizin bir hadislerinde şöyle buyurduğunu okudum; “Namaz kılan bir kimseye namaz kıldığı sürece kafir diyemezsiniz”. Nice insanlar tanıyorum ki namaz kıldığı halde Kur’an ayetlerini inkar ediyor, şimdi bunun durumu nedir? (birilerini küfürle itham etmek için değil, ehli imanı ve ehli küfrü tanımak istiyorum.)
Cevap: İnsanlar inanç bakımından üç ana guruba ayrılırlar: Mü’min, münafık, kafir. Bunlara küfrün başka bir çeşidi olan müşrik ifadesini de ilave edebiliriz. Bunların özellikleri kısaca şöyledir:
Mü’min; Allah’a ve Peygambere gönülden iman eden Allah’a itaati her şeyin üstünde tutan, malıyla ve canıyla O’nu yüceleyen insandır.
Kafir; Allah’ın yasalarını inkar eden, açıkça da bunu ifade eden ve savunan kimsedir.
Münafık ise İslamın üstünlüğüne inanmadığı halde müslümanların yanında inanıyormuş gibi yapan, onlardan ayrılınca da kafirlerle birlikteliğini sürdüren kimsedir ki sonuçta münafıkta kafirdir. Bunlardan sayısını Allah’ın bildiği kadar münafık, Peygamberimizin arkasında namaz kılıyorlardı. (2/8-12)
Bazen savaşlara istemeye istemeye katılıyorlar; bazen de katılmıyorlardı. Namaza çağrıldıklarında üşenerek kalkıyorlar; sivri dilleriyle müminleri incitiyorlardı. Fırsat buldukça fitne çıkarmadan kaçınmıyorlardı. Hatta Dırar mescidini yapıp peygamberimizi namaz için çağırıyorlardı. (9/107) Buna rağmen bunlar da görünüşte müslüman sayılıyordu, insanlar ancak görünene göre hükmetmek zorundadır. Gönüllerde olanı ise ancak Allah bilir. Hadisin anlatmak istediği de bu olsa gerek; Namazda – mescidde gördüğüne Müslüman, Kilisede gördüğüne hıristiyan, Sinagok’ta gördüğüne de yahudi demek zorundasın. Bu bütün ümmetler için en genel bir sınıflandırmadır.
Ancak bu demek değildir ki, bir ümmetin bütünü, tarağın dişleri gibi zahirde de batında da eşittir. Bunun böyle olmadığını Kur’an’ın ifadesiyle anlıyoruz ki Peygamberin (a.s) içinde bulunduğu toplumda da müslüman görünen münafıklar var. Allah’u Teala bunlar için: “Asla onlardan ölenin namazını kılma, mezarı başında da durma…”(9/84) buyurarak elçisini uyarıyor. Saadet asrında bunlar olunca Garabet, asrında neler olmaz ki? Yaşadığınız sürece daha ne gariplikler çıkacaktır karşınıza ancak Allah bilir.
Müşrik kavramına gelince, bunun en belirgin özelliği Allah’a inanıyor olmasıdır. Ancak Allah’tan başka her hangi birine de Allanın sıfatlarından birini vererek, ancak Allah’tan isteyebileceği bir şeyi, O kimseden istemek, beklemek, güvenmek, sığınmak veya imdadına çağırmaktır. Bu tip insanlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, hacc’a giderler ve daha nice işlerde bulunurlar. Fakat bütün bunlar onu şirkten kurtarmaz.”
“Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız Allah’ındır. O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara yalnız bizi Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hüküm verecektir. Şu bir gerçektir ki, Allah yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve doğruya ulaştırmaz.”(39/3)
“İnsanlar içinde öyle kimseler vardır ki, dünya ile ilgili sözü senin hoşuna gider, kalbinde olana da Allah’ı şahit tutar. Halbuki o düşmanların en yamanıdır.”
“O, iş başına geçtiği zaman, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye uğraşır. Oysa Allah bozgunculuğu sevmez.”
“Ona Allah’a saygılı ol denildiği zaman, gururu kendisine günah işletir. Artık ona cehennem yeter; o ne kötü döşektir.”(2/204-206)
Bu tasnifte ki Mümin, Münafık ve Müşrik dışardan bakıldığında müslüman olarak görünmektedir. Ancak bunların yaptığı işleri görünce hakkındaki kanaatiniz
Değişiyor veya oturup konuştuğunuzda durumuna vakıf oluyor ve hayrete düşüyorsunuz. Uzaktan davulun sesi hoş geliyor, fakat yaklaşınca çirkinliğini fark ediyorsunuz.
Ayrıca müslümanları da imandaki derecelerine göre üç grupta değerlendirmek gerekmektedir. Bunlar, müslüman olanlar (teslim olanlar), iman edenler, imanında mutmainlik derecesine ulaşanlar.
Müslüman olanlar; “Ey Muhammed: Bedeviler iman ettik dediler, deki onlara “iman ettik demeyin, müslüman olduk (teslim olduk) deyin. Çünkü henüz gönüllerinize iman yerleşmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden birşey eksilmez; doğrusu Allah bağışlar merhamet eder.”(49/14)
İman edenler; “gönüllerine iman yerleşmiş olanlar”(49/14). Gönlüne imanın yerleşmiş olması demek, gönlündeki hakim olan bu kanaatin davranışlarına da yansıması demektir ki, iman etmenin gereğini yapan, kınayıcıların kınamasına aldırmayan bir müslüman demektir.
Mutmain olanlar; “Bir zamanlar İbrahim. ‘Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster’ demişti. Allah, ‘Yoksa inanmıyor musun?’ deyince, İbrahim: ‘Evet inanıyorum, fakat kalbim iyice tatmin olsun diye’ demişti. ‘Öyleyse dört kuş al, onları kendine alıştır, (onları kesip birbirine kattıktan) sonra her dağın üzerine ondan bir parça koy. Sonra onları çağır; koşarak sana geleceklerdir. O halde Allah’ın güçlü ve hakim olduğunu bil’ demişti’(2/260). Mutmain olanlar için ise Allah şöyle buyuruyor:
“Ey mutmain olan kimse O, senden sen de O’ndan hoşnut olarak Rabbine dön. Gir iyi kullarımın arasına, gir cennetime.”(89/27-30)
Bu ayetler bize gösteriyor ki, müslüman olanlar da Allah huzurunda aynı konumda değildir. Bir akideyi benimseyişteki derecemize göre Allah indinde sıramızı almaktayız. Bu, genel sıralama hem müslümanlar hem de müslüman olmayanlar için geçerlidir, imandaki veya küfürdeki konumuna göre hüküm giymektedir.
Toplumu tanımaya çalışırken veya onu yargılarken, bu ölçüler bilinerek hareket edilirse, varacağımız sonuçların daha sağlıklı olacağına inanıyoruz. Bizi hayrete düşüren insan, teslim olanlardan mı, müşriklerden mi, yoksa münafıklardan mıdır? Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün olacaktır.
Rabbim Allah’tır deyip, sonra da O’nun istediği gibi dosdoğru olanlara selam olsun.


