GenelMektuplara Cevap

Kureyş’in putları soyut varlıklar mı idi yoksa bir takım ünlü şahsiyetler mi idi?

SORU: Necm suresi 19-20 ayetlerinde, Lat, Menat ve Uzza isimleri ile anılan, Mekke müşriklerinin putları, kafalarında tasarladıkları soyut varlıklar mı idi yoksa tarihte yaşamış, bu günün önemli şahsiyetlerine benzer o dönemin bir takım ünlü şahsiyetleri mi idi?
CEVAP: Arapların tapmış oldukları putları sadece bu üçten ibaret değildi. Çok sayıda putları vardı. Ancak bunlardan en büyükleri ve saygın olarak kabul ettikleri Lât, Menat ve Uzza idi.

Lât: Ragıb El İsfahani’ye göre kelimenin aslı Lâhe iken sonundaki he harfini t ye çevirerek Allah’tan eksik olduğuna dikkatleri çekmek için dişil yapmışlardır. Sonrada bunu batıl inançlarında Allah’a yaklaşma vesilesi edinmişlerdir. Bu kelime dövüp ezmek anlamına gelen Let’e nispet edildiği gibi, insanı sokunca öldüren ve hayranlık duyulacak parlaklıkta dişi bir yılan anlamına gelen leviyye kelimesine nispet edenler de olmuştur. Seyit Kutub’a göre de Allah kelimesinin müennesi olarak “Allat” şekline sokulduğu tahmin edilmektedir. Bu put beyaz bir kaya parçasından yapılmış olup Taif’lilerin putuydu ve bununla öğünürlerdi.

Menat: Kader ve takdir edilen anlamına gelen Menâ’dan gelmektedir. İnsan ve hayvanların kendisinde yaratıldığı Menî de bu köktendir. Yine sonuna bir müennes tası ilave edilerek dişil yapılmıştır. Mekke ile Medine arasında Kadid denilen bir mevkide bulunuyordu. Buna da Medine’de bulunan Huzaa, Evs ve Hazreçkabileleri sahiplenirler ve Hacca giderken onu ziyaret ederek gelirlerdi.

Uzza: En yüce anlamına gelen e’azz’ın müennesidir. Ağaçtan yapılmış bir put olup, Mekke ile Taif arasında bulunuyordu. Araplar bununla öğünürlerdi. Ebu Süfyan Uhud’da: Bizim Uzza putumuz var sizin ise yok” demişti. Peygamberimiz de cevap olarak : “Bizim Mevlamız Allah, sizin ise Mevlanız yok deyin“ buyurmuştu.

Araplar melekleri dişi olarak kabul ettikleri için Allah’ın kızları olarak görüyorlardı. Bu üç putu da Meleklerin sembolüolarak gördükleri için dişil isimler vermişlerdi. Meleklerin sembolü olarak kabul edilen bu putlara zaman içinde bir takım vasıflar vererek tapınmaya başlamışlardır. İşte bu nedenle Allah-u Teâlâ hayret uyandıran bir ifadeyle:

“Ne dersiniz Lât ve uzza’ya? Üçüncüsü olan diğer Menât’a? Demek erkekler sizin, dişiler onun mu? Öyleyse bu insafsız bir paylaşma.” “Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delilindirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.” (Necm 53/19-23)

Burada özellikle vurgulanmak istenen, Arapların izlemiş oldukları yöntemdeki hinliktir. Erkek çocuklar kendi kabullerine göre değerli olduğu için kendilerine ait kabul ederken; değer vermedikleri kızları ise Allah’a izafe ediyorlardı. Bu gerçek Kur’an’da şöyle zikredilmektedir:

“Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah’a izafe ediyorlar. O bundan münezzehtir. Onlardan birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar! Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise Allah’a aittir. Çünkü O, her şeyden üstün ve hikmet sahibidir.”(Nahl 16/57-60)

Ayrıca Necm suresinin 19 ve 20. Ayetlerinin açıklamasında Beyzavî bu üç putun Meleklerin heykelleri olduğunu söylerken;Taberi de buna yakın olarak “onlar heykellerini melekler şeklinde düşünüyor ve Allah’ın dışında onlara tapıyorlardı” demektedir.

Putların isimlerinin dişi olmasının sebebi de melekleri Allah’ın kızları olarak kabul etmelerinden kaynaklandığını ifade etmiştik. Ehli kitabın Allah’a oğullar isnat ettikleri gibi; müşrik Araplarda Allah’a kızlar isnat etmişlerdir. Sonra da Allah’a yaklaşmak için melekleri sembolize eden heykeller dikerek Mabut ve şefaatçi edinmişlerdir. Bunların asıllarının ne olduğundan çok nereye konduğu ve nasıl bir rol verildiğidir. İşte bu nokta da bahsini ettiğiniz şahıslarla tarihte putlaştırılmış olan bu nesneler aynı noktada buluşturulmaktadır. Kur’an’ın ifadesiyle Kitap ehli, Allah’ın Salih kulları olan Üzeyir ve İsa (as)’ın Allah’ın oğlu olduğuna inanarak ilahlaştırmışlar, sonrada onları Allah ile aralarında şefaatçi edinmişlerdir.Tarihte hep “hataların tekerrür ettiği” vakıasına uygun olarak kıyamete kadar toplumların kendi içlerinden olan bazı şahıslara ululuk, velilik, dostluk, ermişlik, dâhilik, sıfatları vererek insanüstü bir konuma getirmişler; sonra da bunların İlahlaştırarak şefaatlerini istemişlerdir. Bunların kimler olduğu önemli değildir. Bunlar tarihte önemli şahsiyetler, Allah’ın elçileri olabildiği gibi;yıldız, güneş, ay, ağaç, ateş, şeytan gibi varlıklar da olmuştur. Bunların hiç birisinde insanların zannettikleri gibi bir vasfın olmadığını, hepsinin yaratılmış varlıklar olduğunu, Âlemlerin Rabbine kulluk etmekle sorumlu oldukları daima hatırlatılmıştır:

“Onlar, Allah’tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.”(tövbe 9/31)

Şefaat konusuna gelince Allah bunu da ilahlık konusundan farklı görmeyerek aynı vurguyu yineliyor:

“Yoksa onlar; Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: Onlar, hiç bir şeye güç getiremez ve akıl erdiremez olsalar da mı? De ki: Bütün şefaat Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü o’nundur. Sonra hepiniz O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer 39/43-44)

İnsanlık tarihi boyunca bu konu hep insanlığın gündeminde olmuştur. Birilerini ilah olarak göstermek isteyenler, Allahtan başka edindikleri velilere/ dostlara kurtarıcılık vasfı vererek her biri için makamına ve mevkiine göre, yedi, kırk, yetmiş ve yetmiş bin kişiye şefaat edeceği düşüncesi yaygınlaştırılarak insanlar nezdinde cazibe merkezi oluşturmuşlardır. Bu durum sahte ilahlarında işine geldiği için yaldızlayarak yaymaya çalışmışlardır. Bu yağmadan pay almak isteyen ucuzcu halk yığınları bir birleriyle yarışırcasına bu ilahları kurtarıcı görerek kapılarında sıraya girmişlerdir. Çünkü bunların teveccühünü kazanmak için, bu yola sülük etmek, burada görünmek, küçük bir fedakârlıkta bulunmak yeterlidir. Artık bunu yapan kimse dünya ve ahiret saadetini garantilemiş, geleceğinden emin olmuş demektir. Allah ise bu kimselerin durumunu şöyle açıklıyor:

“Allah’tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.” (Ankebut 29/41)

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir