
İnancı Gereği Bilgi ve İş Üreten İnsan Kimdir?
İslam yaşanması gereken gerçek hayat dinidir. İslamın evrensel mesajı ise Kur’an’dır. Kur’an insanların dünya ve ahiret hayatında ki düzenlerini mükemmel bir şekilde sağlayan kitaptır. Bu ilahi kitabın evrensel mesajlarından biride çalışmaktır. Bu konuda en güzel örnekler olarak Allah’ın resullerinin hayatlarına bakmaktır. Rasüller de çok çalışkan, başarılı ve önder insanlar olup geçimlerini kendi el emekleriyle kazanma yolunu tercih etmişler, dini otoritelerini rahat bir hayat yaşamaya vesile kılmamışlar; insanların din duygularını istismar etmekten şiddetle kaçınmışlardır. İlk İslam alimleri de ayni yolu izlemişlerdir. Rasuller ile islam alimleri asla başkalarının sırtından geçinmemişler; Topluma çalışmanın önemini devamlı şekilde vurgulayarak, insanların geçimleri için mutlaka bir meslek sahibi olmaları konusunda örnek olmuşlardır. Kur’an ve sahih sünnet, müslümanlara çalışmanın esaslarını öğretmiş, dolayısıyla dünya hayatının nasıl imar edileceğinin yollarını göstermiştir. ‘’ İnsanlar, dünyadaki iman ve amellerine göre âhirette bedbahtlar ve mutlular olmak üzere iki gruba ayrılacaklardır.’’ (Hud:105) Müslümanlar, güzel ahlakı yaşayarak diğer insanlara örnek olmaları icap eder. Günümüz müslümanları, Allah’a ihlaslı kulluğu, Rasuluna ittibayı, yani onun ahlakını terk ettiler. İslam-ı hayatlarına, yeterince uygulamadılar. İslamı, sadece söylem ve şekil olarak algıladılar, geleneksel islam anlayışlarını, tevhid inancı ile karşılaştırmadılar. Dünyevileşme konusunda yarışlara girdiler. Dünyanın geleceğini düşünerek geçmişteki araştırmacı ataları gibi ilim ve fende ilerlemeyi meşakkat edindiler ve teknolojiyi gayri müslimlere bıraktılar. Müslüman’ın hayatında iki şey önem kazanmaktadır. Biri bilgi üretmek, diğeri iş üretmektir. Çünkü ibadet geniş anlamda düşünüldüğü takdirde, iyi niyete dayalı ve faydalı olan tüm dünya faaliyetlerini kapsar. Bunun gibi, bilgi ve düşüncede başarı elde edemeyen bir müslüman, çalışma hayatında tam bir başarı elde edemez. Çünkü çalışma hayatında başarılı olmak, sağlam bilgiye ve çağdaş düşünmeye dayalıdır. Dolayısıyla, bilmeden ve düşünmeden iş üretmek mümkün değildir. İnsanlar birbirlerinden farklı özelliklere sahiptir. Meslekler de çeşitli niteliklere sahip olmayı gerektirir. O hâlde birey kendi özelliklerine uygun olan mesleği seçerse başarılı, verimli ve mutlu olur. Kişinin kendini tanıması, hayattan beklentilerinin farkında olması ve yaşamak istediği hayatı ve yapmak istediği işi araştırması geleceğinin planlamasında önemli rol almaktadır. İnsanın bir alanda ki bilgi ve düşüncesi ne kadar ileri derecede olursa, ürettiği iş de o kadar ileri derecede olur. Böyle kimseler yaşayan bitkiden farksızdırlar. İslam dini, çalışmaya başka bir anlam, değişik bir boyut kazandırmıştır. Çalışmayı ve tüm dünyevi faaliyetleri ibadet kapsamına almış, kişinin gerek kendisinin gerekse aile fertlerinin geçimini sağlama yolunda ki çalışma ve çabalarını, bunun için harcadığı malları, sofrasına taşıdığı lokmaları, ibadet saymıştır. İslam kişinin toplumu için ürettiği işleri, mal ve hizmetleri, bilgi ve düşünceyi de ibadetleştirmiştir. Yine aile içinde ev işlerinde çalışan, çocukların büyütülmesi ve güzel yetişmesi için çaba harcayan hanımlar da eğer halis bir niyete sahip iseler günlük dünyevi faaliyetlerini ibadet saymıştır. İslami aile yaşantısı için çalışan hanımlar geçirdikleri her bir saniye hanımlara ibadet sevabı kazandırmaktadır. Böylece, günlük çalışma, düşünce ve faaliyetlerini bu şekilde geçirebilen müslümanlar, kendilerini sinir ve ruh hastalıklarından da korumuş olurlar. Zira ibadet aşkıyla severek yapılan işten insan yorulmaz, tam tersine zevk alır. Çünkü kulluk, Allah’ ın yarattığı insanları mutlu kılmayı ve dünyayı güzel bir şekilde kullanarak ondan en iyi bir şekilde yararlanmayı gerektirir. Yüce Allah Kur’an’da: Her şeyi insanlar için yarattığını “O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. O, (her şeyi bilen) Alim’dir.” (Bakara, 2/29) açıklamaktadır. İslam başkasının emeği ile geçimini sağlamaya, üretmeksizin tüketmeye, dolayısıyla başkasına bağımlı olarak yaşamaya, başkasına yük olmaya ve özellikle dilenerek hayatı sürdürmeye şiddetle karşı çıkmış, tevekkülü teşebbüsten sonraya bırakmayı tavsiye ederek boş kuruntulardan uzak, bilgili, becerikli, üretken ve başarılı bir insan olmayı iyi bir müslüman olma örneklerinden saymıştır. Günümüzde İslam dünyasının çektiği zillet, düçar olduğu sıkıntı üretmemekten, zihinsel ve bedensel tembellikten kaynaklanmaktadır. Düşünce, bilgi ve ekonomik değer üretmeyenler kesin olarak üretenlere mahkumdurlar. Ya da en iyiyi üretemeyenler üretenlere mahkumdurlar. Bu mahkümiyetİn faturası günümüzde giderek büyümektedir. İslam dünyası özgürlük ve bağımsızlığını işte bu sebeple kaybetmiş, dolayısıyla müslüman olmayan acımasızlara bağımlı halde yaşamakla karşı karşıya kalmıştır. Bu gün Filistin halkının çektikleri; müslüman kardeşlerimize uygulanan zulümleri yapanlar ile destekçilerinin, Amerika ve Avrupa ülkelerinin ,sahip oldukları üstün teknolojiye sahip olmalarıdır. İslamın ilk yıllarında İslam ülkesi olan beldelere sürekli savaş açan gayr-i müslimler idi. O zamanlarda müslümanlar ilkelde olsa kendi imkanları ile ayakları üzerinde duruyor, tek islam ülkesi olarak varlıklarını koruyorlardı. Bu halde iken islam ülkesi diğer ülkelere karşı varlıklarını sürdürüyorlar; inançlarını, ibadetlerini, ahlaki değerlerini muhafaza ediyorlar, dünya üzerinde bir güç olarak yaşıyorlardı. Dolayısıyla onlara saldırmaya kimse cesaret edemiyordu. İslam dışı inanca sahip olanlar kendi inaclarını ve kültürlerini ve zülümlerini,rahatlıkla kendi kültürlerini buralarda yayma şansını elde edemiyorlar; tam tersine, müslümanlar kendi kültürlerini bu ülkelere ihraç edebiliyorlardı. İslam işte böyle yayılmıştı. Şimdi nerde ise Hıristiyanlar, İslam ülkelerine kendi inançlarını, kültür ve medeniyetlerini, ürettikleri her şeyi ihraç ederek kelimenin tam anlamı ile onları sömürmektedirler. ‘’Ey iman edenler; küfredenlere uyarsanız ökçelerinizin üstünden sizi geri çevirirler de hüsrana uğrayanlardan olursunuz.’ (Ali imran:149) Bu durum, zamanla topraklarımızı kaybetme, inançlarımızdan ve manevi değerlerimizden sıyrılma tehlikesini her zaman beraberinde taşımaktadır. Öyle ise çalışıp üretmek bugün ve her zaman müslümanların birinci derecede kulluk görevidir, hatta büyük bir cihattır. Burada bir noktanın altını çizmek gerekir. Çalışmanın ibadet derecesinde önem taşıması, müslümanlar üzerine yüklenen ‘’ferdi plandaki belirli farz ibadetleri ihmal etmelerini gerektirmez’’ Çalışma ibadeti ile günlük ibadetler birleştirilmeli ve bu iki ibadetten doğan kuvveti kullanarak kalkınmanın hızı artırılmalıdır. İnsan sağlığı için ruh sağlığı kadar beden sağlığı da önem taşır. Ruhsal dengesi bozuk insandan tam bir insani fonksiyon beklenemediği gibi, ruhsal sağlığı mükemmel fakat bedensel yönden hasta olan insandan da ayni fonksiyon beklenemez. İnsanı insan yapan ve onu mükemmel kılan, hem beden hem de ruh sağlığının birlikte düzgün olmasıdır. Bunun gibi, ibadet kavramının kapsadığı çalışma alanı ile ruhsal ibadetler birleştirilerek aradaki dengenin düzgün kurulması gerekir. Bu dengeyi aslında İslam dini kurmuştur, fakat insanlar duygularının etkisi altında kalarak bunu bozma temayülü gösterebilmektedirler. Bunda şeytani ve nefsani arzu ve heveslerin etkisinin büyük olduğunda hiç şüphe yoktur. Bu heves ve arzulardan kurtularak ilahi fıtratın gereğini mutlaka yerine getirmek gerekir. Nefsine esir olan sonuçta düşmana da esir olur. Bu gün islam aleminin teknoloji ve çağın gereği bilgideki esaretinin temelinde işte bu nefse esaret yatıyor. İslam’a göre çalışmanın temposu fıtratın temposuna paralel olmalıdır. Dünyada ki sistem dengeli, sürekli ve süratli olduğu gibi, dünya hayatındaki çalışma ve faaliyetler de buna paralel süratli ve dengeli olmalıdır. Fıtratta kul ile Allah arasında elbette ki fark vardır. Allah gece gündüz hiç durdurmadan evrenin çalışma sistemini sürdürmektedir. Fakat kullar için çalışma yanında, dinlenme zamanları ayrılmıştır. Şöyle ki, Allah gündüzü çalışıp geçimi sağlama, geceyi ise dinlenme zamanı olarak ayırdığını Kur’an’da şöyle bildirmiştir. “” Sizin için geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme vasıtası kılan ve gündüzü de yeni bir diriliş ve yayılıp çalışma zamanı yapan O’dur. (Furkan:47 ) Bu ilkeye riayet etmeyenler beşeri gücü zorlayacakları için başarılı olamazlar, belki kendilerini yok ederler. Ancak, fıtratı takip ederek vardiya usulü ile yarışta öne geçmek mümkün olur. Böylece kullar Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmış olurlar. İslam dünyası bugün temposunu kat kat artırarak bir ibadet aşkı ile çalışmalı, çağımızın en üst seviyede teknolojisini ,mal, hizmet, düşünce ve bilgi üretmelidir. Kur’ an bize fıtrata uygun ilkeler getirdiği için bunlara uyarak çalışmak , başarılı ve mutlu bir hayat yaşamak için yeterlidir. Helal yollardan çalışıp kazanmak, hayır yapmak, elde edilen tecrübeyi ve sahip olunan mal varlığını toplum ile paylaşmak, iş üretmek, iş alanlarını genişletmek, toplumsal yapının güçlenmesine katkıda bulunmak, kalkınmayı , bir dini görev olarak telakki etmek; güçlü olmak, fert ve toplum olarak zayıf kalmanın günah olduğunun şuuruna varmak İslam’daki geniş çerçeveli ibadet düşüncesinin gerekleridir. Bir Müslüman sadece ruhsal yapıyı zenginleştirerek ibadet şekillerini arttırmakla , Allah’a karşı kulluk görevini ifa etmiş olamaz. Ruhsal ibadet yanında ,bedensel yapıyı ve günün teknolojisini öğrenerek dengeli bir şekilde kendisini ve ülkesini güçlendirerek dünyadaki kuvvetler dengesini kurmasını bilmelidir. Yüce Allah Kur’an’da düşmana karşı kuvvet kazanmayı ve güçlü silahlarla donanınayı kesin bir ifade ile emretmiştir:” Ey mü’minler! Düşmanlarınıza karşı bütün imkânlarınızı seferber ederek kuvvet hazırlayın ve beslenmiş, eğitilmiş savaş atları yetiştirin. Böylece, Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutun. Allah yolunda ne harcarsanız karşılığı size tastamam ödenir ve hiçbir haksızlığa uğramazsınız.’’(Enfal:60 ) Bugün İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı bela, musibet ve felaketler bu ilahi emri dikkate alınmamasının acı bir sonucudur. Allah müslümanlara kuvvet hazırlamayı bir emir ifadesi ile emir etmektedir. Bu emrin gerekçesi de ayette açık olarak gösterilmiştir. Düşmanı caydırmak, kötü olaylara dayalı düşüncelerini kırmak, dolayısıyla onu korkutmak gücümüzü göstermektir. Ayette geçen “Allah’ın düşmanları, sizin bildiğiniz ve bilmediğiniz düşmanlarınız” ifadeleri de müslümanlara karşı düşmanlık besleyen gizli ve açık kuvvetleri frenlemeyi ve onların kötü heveslerini kırmayı amaçlamaktadır. Bu kuvvet ekonomik, teknolojik ve siyasi gücü kapsar. Bugün ekonomik gücü elde edenlerin teknolojik gücü de kontrol altına aldıkları görülmektedir. Siyasal güce sahip olmak da müslümanların çok önemli bir meselesidir. Siyasal güce sahip olmayanlar, ekonomik ve teknolojik güce sahip olsalar da başarısız kalabilirler. Bu sebeple şunu belirtmeliyiz ki; Müslümanlar şu üç kuvveti elde tutmak zorundadırlar: Siyasal kuvvet, ekonomik kuvvet ve teknolojik kuvvet. Aksi takdirde dünya hayatında büyük balıkların küçük balıkları yutması, güçlü hayvanların güçsüz olanları parçalaması mukadder olduğu gibi, güçlü milletlerin güçsüz olanları ezmesi de mukadderdir. Bu gerçek, değişmez bir kural olarak karşımızdadır. Ancak, insan, İslam’dan elde ettiği insani ilkeler sayesinde tabiattaki diğer canlılardan farklı bir çizgide hayatını sürdürür, sürdürmelidir; gayri müslimler gibi maddi güce değil, İslamın esaslarına yani, hakka ve hakkaniyete dayanmalı, işlerini bu çerçevede yürütmelidir. Esasen insanı diğer canlılardan ayıran temel özellik de budur. İslam, insana bu ayırıcı özelliği kazandırmak için gönderilmiştir. İnsanı kamil kılmak, onu diğer canlılardan ayırmak gerekir. Müslüman kesinlikle bencil olamaz. İnsana, insan gözü ile bakar, muamelesini bu bakış açısına dayandırır. Üstün bir varlık olarak yaratılan insan, hemcinslerine karşı bütün gücünü ve şiddetini kullanmak suretiyle, hayvanlardan daha acımasız davranamaz, onlara böyle bir göz ile bakamaz; belki ikram edilmesi gereken ilahi gözle bakar. Asla saldırmaz, sömürmez; sahip oldukları nimetleri, maddi manevi değerleri ellerinden zorla almaya kalkışmaz. Belki bu nimetleri onlarla paylaşır; hem kendisi çalışıp kazanmanın mutluluğunu yaşar, hem de bu mutluluğu başkalarına yaşatır. Bu hususta din ve milliyet ayırımı da gözetmez. Esas olan İslam’ın sosyal güvenlikle ilgili emir ve tavsiyeleri sadece müslümanları değil, bütün insanları da kapsar. Allah kullarının rızkına kefildir. Ancak bu kefaletin temel şartı çalışmaktır. Şura suresinde şöyle buyuruluyor: “Allah kullarına çok şefkat edendir (lütfedendir). Dilediğine rızık verir, O güçlüdür, Azizdir. “ ( Şura:19) İster mümin, ister takva sahibi, ister asi, iter kafir olsun, aralarında bir ayırım yapmaksızın, koyduğu kurallara harfiyen uyanlara hazinesinden bolca verir. Bütün işlerde kullarına karşı lütfu devam eder, rızk da onun katındandır. Dilediğine dilediği kadar rızk verir. Bunun anlamı şudur: Allah her çalışana rızık verir fakat bunlar arasında dilediklerine de hesapsız verir. Bunun belirli bir ölçüsü yoktur. Kimine rızkı genişletir, kimine daraltır, O çok büyük bir güce sahiptir, her şeye galiptir, kimse ona galip değildir. Aklı ve ilmi fazla olanlara fazla verecek diye bir kural da koymamıştır. Bu tamamen Allah’ın isteği dahilindedir. Ona kimsenin itiraz etmeye hakkı yoktur. Eğer rızk kulun dilemesi ile genişleyecek olsaydı çok bilenlerin ve akıllı insanların daha çok kazanması gerekirdi. Oysa durum tam tersidir. Bugün ilmine ve aklına kıyasla geçimi ve geliri en dar olanlar bilgi ve akıl sahipleri olduğunu görmekteyiz.: ’’ İnsanlar, dünyadaki iman ve amellerine göre âhirette bedbahtlar ve mutlular olmak üzere iki gruba ayrılacaklardır.’’ (Hud:105) insanlar hayatları süresince yaptıkları her işin karşılığını, ahirette elbette ki noksansız olarak göreceklerdir. Bu nedenle yaşantımızın her anının Kur’an merkezli olarak yaşamamızın karşılığını dünya ve ahirette eksiksiz olarak göreceğiz. Allah cümlemize kendisinin emrettiği, Resulunun gösterdiği yolda gayretli ve samimi çalışmalar yapmayı cümlemize nasip eylesin,inşallah. Amin , selam ve dualarımla.
‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.

