
ABD KAYBETMEYE DEVAM EDİYOR!
ABD-(Siyonist) İsrail, konjonktürel olarak kazanıyor gözükse de, -kendilerini islam ile tavsif edenlerin ciddi bir güç/yapı olamadığı- “güçlü”nün haklı görüldüğü; hakim güçlerin, kendi koydukları kuralları/(sözde) evrensel ilkelerden ürettikleri putları/“helvaları” acıkınca yedikleri şirk/küfür koalisyonunun, düşüş/çöküş süreci yaşadığı bilinmektedir… Öyle ki küresel ve bölgesel yeni denge arayışı sürecinin temel dinamiklerine rağmen ABD, güya “yeniden büyük Amerika” hayalleriyle, (Siyonist) İsrail’in Teo-politik ütopyalarının ve beka kaygılarının tezahürleri ve malum provakasyonlarının güdümünde saldırılar yapmaktadır. Kimilerinin “Epstein Koalisyonu” dedikleri ve ahlaksızlığın, ilkesizliğin.., her türlü pisliğin/şeytani kötülüğün hakim olduğu bir dönemden geçilmektedir yani…
Çok gerilere gitmeye gerek yok, yeni denge arayışının kritik aşamasında/7 Ekim’de deşifre edilen ABD-(Siyonist) İsrail planının, -tüm hatalı okumalara rağmen- soykırım/katliam sürecinin yeni versiyonu sahneye konulmaktadır… Halbuki (Siyonist) İsrail’in tüm provakasyonlarına rağmen bölgesel ve küresel yeni denge arayışının, yeni güç dengeleri ve bölgesel ittifaklarla nereye doğru evrildiği malumdur.Ne var ki son zamanlarda ABD’nin Venezuella’daki haydutça yöntemlerle attığı adımlar ve oluşan dönemsel algılar, -Rusya’nın içinde bulunduğu açmazlar ve Çin’in “stratejik sabır” olarak tanımlanan sessizliğinden de yararlanarak- sözde başarılı bir harekat algısı oluşturuldu, İran’a yönelik saldırıların ilk günlerinde. Yine üst düzey yöneticilere suikastler, -Gazze’deki katliamlar ve soykırımı çağrıştıran- sivil hedeflerin bombalanması ve bu yoğun saldırılara misilleme olarak İran’ın da beklenenin ötesinde etkili karşılıklar vermesi savaşla ilgili algıyı değiştirmeye başladı. Asimetrik savaşın ilk haftasından sonra İran’ın kendi ülkesini korumak için yaptığı hamleler ve İsrail’in hava savunmasını da delen füze atışlarıyla İran’dan beklenilmeyen hamleler sahaya yansıdı. Hele hele İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü eline alması ve bölgedeki ABD üslerini etkili bir şekilde vurması da savaş atmosferini değiştirdi… ABD-(Siyonist) İsrail’in bazı provakasyonlarla Türkiye ve Azerbaycan’ı da savaşa dahil etme çabaları ise Suriye’deki rejim değişikliği sonrası kurgulanmaya çalışılan- yeni güç dengesinde etkili bir bölgesel güç olduğu kabul edilen-Türkiye’nin, provakasyonların arka planının farkında olarak, “stratejik sabır” göstermesine ve “stratejik duruşu”nu korumasına zemin hazırladı… Ve ABD-(Siyonist) İsrail’in, hiçbir ilke ve kural tanımayan katliamları ve suikastleriyle birlikte, ABD’nin, rejimi yıkma veya rejimi kontrolü altına almanın yanı sıra bölgedeki enerji yollarını denetimine alarak küresel yeni denge arayışı sürecinde stratejik bir avantajı daha elde etme hedefi boşa düştü. Buna karşılık (Siyonist) İsrail’in bölgedeki genişleme planındaki başarısızlık devam etse de, istikrarsız/kaos içinde bir bölge hedefi, tartışmalı bir şekilde daha görünür bir hal almaktadır…
Bu arada, ABD-(Siyonist) İsrail’in başta savaş uçakları olmak üzere gelişmiş tüm silah sistemleriyle İran’a yönelik saldırıları devam ederken İran’ın da hipersonik füzeleriyle etkili bir şekilde karşılık vermesi ABD’nin İsrail’in güvenliğiyle ilgili hesaplarını da boşa çıkardı. Bilhassa, BAE ve Katar başta olmak üzere körfez ülkelerinde (ve kimi komşu ülkelerde -Irak gibi-) bulunan ABD üslerine İran’ın yaptığı etkili vuruşlar ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılma noktasına gelmesi küresel enerji piyasasını ciddi düzeyde etkiledi. ABD içindeki malum muhaliflerin (…) Trump yönetimine baskıları ve savaşın bitirilmesi konusundaki ısrarlı çabaları, savaştan çıkış ve yeni denge oluşturma senaryolarını gündeme taşımaya başladı. Öyle ki ABD ve müttefikleri şu hususu çok net olarak okuyabiliyorlar artık… Haydutça yöntemlerle yeni denge arayışı sürecinde ön alma çabalarının oluşturacağı tahribatların doğuracağı sonuçları kontrol edebilmek kolay değildir. Beklenilmeyen gelişmelere alan açılması ciddi bir hatadır! Son gelişmelerin hemen ertesinde gündeme gelen Avrupa ekonomilerindeki ciddi kriz ve Avrupa Savunma mimarisinin ciddi açmazları Körfez’deki gelişmelerle daha da derinleşebilir. Bu arada Rusya-Ukrayna savaşındaki barış arayışları devam edecek mi? Yoksa Rusya’nın son gelişmelerden yararlanarak elde ettiği avantajlar ne gibi sonuçlar doğuracaktır? ABD’de yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin kaybetmelerinin doğuracağı sonuçlar bölgesel ve küresel gelişmelere ne yönde yansıyacak? gibi kritik sorularla karşı karşıya kalınmaktadır…
Bahse konu asimetrik savaşın gelinen aşamasında ve bilhassa savaş sonrası en çok konuşulacak hususlardan birinin, körfez ülkelerindeki ABD üsleri başta olmak üzere kritik hedeflerin, etkili bir şekilde vurulmasıyla güçlenecek kaygılarla güvenlik ve gelecek arayışlarıdır… ABD’nin, kendi üslerini dahi koruyamaz durumlara düştükten sonra Körfez/Arap ülkelerini nasıl koruyacağı, sorusu giderek güçlenecek ve derinleşecektir.
12 gün savaşlarına göre son ABD-(Siyonist) İsrail saldırılarına karşı İran’ın misillemelerinin, gerçekten çok isabetli ve etkili olduğu bir gerçekliktir. Bunu İran’ın nasıl gerçekleştirdiği, -Rusya ve Çin’in desteğinin boyutu ve sınırı- bir tarafa, böyle bir kritik gelişmenin konuyla ilgili tartışmaları hangi boyutlara taşıyabileceği üzerine de odaklanmak gerekir. Belli bir dönemden bu yana söz konusu ülkelerin vesayet altındaki yapıları ve -petrolü ABD doları dışında bir para birimi ile satmama taahhüdü- çeşitli yollarla haraç verip güvenlik ve geleceğini satın alma döneminin tartışmaya açılması anlamına gelecektir, bu kritik gelişme… Dolayısıyla malum bağımlılıkları ve haraç ödemeleriyle vaad edilen güvenlik ve geleceğin korunamayacağını açıkça gören bölge ülkeleri, bölgesel yeni denge arayışı sürecinin açtığı alandan yararlanarak kendi güvenlik ve gelecek kaygıları için yeni arayışlara gireceklerdir. Söz konusu ülkeler, ABD’nin kendilerinin güvenliğinden çok ABD’nin bölge hakimiyeti ve bununla doğrudan bağlantılı İsrail’in güvenliğinin öne çıkardığını bir kez daha gündemlerine alacaklardır…
Keza, İran’ın, bölge ülkelerindeki ABD üslerini vurması, haliyle, ilk planda misilleme olarak değerlendirildi. Ama bu bombalamaların, bazı yerlerde misillemenin ötesine geçmesiyle birlikte bazı tedirginlikler yaşandı. Aynı zamanda ABD-(Siyonist) İsrail, çeşitli teknikler kullanarak, -İran’ın komşularını- savaşa dahil edebilmek üzere provokasyonlara başvurdular. Algı yönetimi teknikleriyle kamuoyu oluşturma gayretine girdiler. Ancak, başta Türkiye olmak üzere, tahrik edilmeye çalışılan ülkeler, bu tür provokasyonların arka planını doğru okuyarak, -içinde bulunduğu ittifaklardaki has- sasiyetlere de dikkat ederek- dengeli duruşunu korumayı başardı. Aynı zamanda Azerbaycan’a yönelik provokasyon hususunda da kardeş olarak nitelediği bu ülkeye Türkiye’nin tecrübesinin aktarıldığından da şüphe yoktur.
Son planda, bahse konu asimetrik savaşla ABD, İran’ı kontrol altına alabilmesi halinde hemen akabinde Pakistan’ı kontrol altına alabilmek için kısa bir süre önce ateşledikleri Pakistan-Afganistan ve Pakistan-Hindistan savaşlarıyla bölgedeki kontrol alanlarını genişletmek niyetindeydiler. Şüphesiz böyle bir durumda, “sistem içi” çıkış arayışında dengeleri korumak zorunluluğuyla karşı karşıya olan (Ilımlı) Laik-Demokrat/NATO üyesi Türkiye’nin, dengeleri koruma zorunluluğunun çizdiği sınırlar içinde yaptığı hazırlıkları daha ileri bir düzeye taşıması kaçınılmaz hale gelmiş bulunmaktadır…
Yaşanan Sürecin Gerektirdiği Yeni İttifaklar…
Suriye’de yaşanan rejim değişikliğiyle birlikte bölgedeki güç dengelerinin değişimi, ABD-Türkiye-Suudi Arabistan/Körfez ülkeleri üzerinden kurgulanılmaya çalışılan yeni bölge dengesi, dolayısıyla yeni mutabakatları gündeme taşıdı. Ne var ki söz konusu yeni mutabakatların sahaya yansıması, (Siyonist) İsrail’in malum provokasyonlarıyla karşı karşıya kaldı. Ama her şeye rağmen, söz konusu mutabakatlar, -Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefiyle paralel bir şekilde saha ya yansıtılabildi… Suriye’deki kritik açmazlar, büyük oranda aşıldı. Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ilişkilerinin, yeni bir eksende derinleşmesi sürecinin önü açıldı. (Acele etmeden) dikkatli bir nazar ile takip edildiğinde, yeni ittifakları zorlayan gelişmeler yaşanacağını öngörememek neredeyse imkansız gözükmektedir…
Bu arada küresel ve bölgesel yeni denge arayışı sürecinin açtığı alanda Türkiye’nin, Kuzey Afrika’da, -Libya’dan Somali’ye, Sudan’a… -adeta okyanusun bir kapısını kontrol edecek, stratejik öneme sahip hamlelerini görmemek mümkün değildi. Keza, yaşanan süreçte, Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na açılan kapısının (Siyonist) İsrail’in kontrolüne girmemesi için yeni ittifakların sahaya yansımalarının emareleri de giderek güçlenmektedir. Bu bağlamda, İsrail’in BAE desteğiyle başlattığı iç savaş, bölünmüş Sudan’ı yeniden kaosa sürüklerken Suudi Arabistan ve Mısır’ın Sudan politikalarını değiştirmesiyle olumsuz gelişmeler tersine dönme yolunda ilerlemektedir… Tüm bu ve benzeri gelişmeler, -Türkiye’nin merkezde yer aldığı/alacağı- yeni ittifakların,(geniş anlamıyla) bölgedeki yeni denge arayışlarını etkileyeceği de aşikar gözükmektedir. Dolayısıyla yeni denge arayışı süreçlerinin geldiği aşama itibarıyla dönemsel/konjonktürel gelişmelerin yansımaları doğru okunmalıdır. Öyle ki, yaşanmakta olan ABD-(Siyonist) İsrail’in İran’a yönelik son saldırıları da bir kez daha göstermektedir ki (geniş anlamıyla) bölgedeki yeni denge arayışı süreçlerindeki “yeni dönem”, önceki dönemlere göre daha kapsayıcı ve daha derinlikli gelişmelere işaret etmektedir. Ki küresel aktörlerin gerçek gücünü belirgin hale getirecek gelişmeler, -kritik öneme ve ağırlığa sahip bölgesel güç sınırlarını zorlayan- aktörlerin de duruşlarını netleştirecek, onların da kendi güvenlik ve gelecekleri için stratejik kararlarını vermelerini sağlayacaktır. Keza bölgedeki hedeflerine ulaşabilmek için “kara gücü”ne ulaşmak isteyen ABD (Siyonist) İsrail’in malum terör örgütlerinden “Mayın eşeği” işlevini yerine getirmelerini istemeleri de, “ABD bizi sattı” serzenişlerinden daha rezil bir manzara ortaya koymaktadır…
Ezcümle, daha önceki yazılarımızda da altını çizerek belirttiğimiz gibi ABD, bölgedeki hakimiyetini kaybetme sürecine girmiştir. Her ne kadar, bir süre önce Trump ABD’sinin, (genişletilmiş) bölge dengelerinin kurgulanmasında öne çıkan bir görüntü vermesi söz konusu olduysa da bu, konjonktürel/dönemsel bir durumdur.
Gazze/Filistin katliamını/soykırımını, çeşitli nedenlerle hatalı okuyanlar, ABD-(Siyonist) İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan asimetrik savaşla birlikte açıkça gördüler ki “savaş ne şekilde biterse bitsin bölgedeki yeni denge arayışı, -yeni mutabakatlara ve yeni ittifaklara- alan açacaktır. Aynı zamanda Avrupa ülkelerinin, Trump ABD’sinden gördükleri beklemedikleri muamelenin tam anlamıyla eziklik oluşturduğu malumdur. ABD’nin Avrupa’ya yönelik bu tavrının geçici olmadığı da anlaşıldığından AB’nin yeni arayışlara girmesi de kaçınılmaz gözükmektedir. Dolayısıyla Trump ABD’sinin hesabına göre hızla güç kaybına uğrayan ABD, önce hala kontrolünü tam olarak kaybetmediği bölgelerde, özellikle (genişletilmiş) “Ortadoğu”da stratejik düzenlemeler yapacak ve sonra da güçlerini Asya-Pasifik’e aktaracaktı. Oysa İran’a saldırmasıyla gündeme gelen beklenilmeyen gelişmeler, tersine bir sonucu ortaya çıkarma eğiliminde…
Trump ABD’si savaştan çıkış arayışında… Ne var ki savaştan çıkış için Trump’ın ABD kamuoyunu, “İran’ı ağır bir yenilgiyle uğratmış” algısıyla manipule etmesine ihtiyacı vardır. Halbuki, birçok konuda olduğu gibi burada da, “algılar ile gerçekler arasındaki mesafe” giderek açılmaktadır. Yani, yanlış hesap Hürmüz’den dönüyor. Ama nasıl döneceği tartışma konusu…



