
Çokluğa Katılmak Her Zaman Fayda Getirmez..!
‘’Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı. Çoklukla (mal, mülk ve evladın çokluğuyla) iftihâr etmek sizi oyaladı. Mal, mülk edinme hırsı, bütün hayatınızı mal edinme peşinde harcamanıza neden oldu.’’ (Tekâsür 102/1-2)
İnsan yaratılış itibari ile ve dünya yaşantısının etkileri sonucu fayda getireceğine inandığı her çoğunluğa meyletmeyi tercih etmiştir. İnsan yaşadığı toplumda güçlü ve kuvvetli görünmeyi-sevilmeyi ve sayılmayı her zaman ön planda tutmuştur. Bu tercihin pek çok sebepleri olması yanında, yaşadığı toplumda karşılaşacağı olumlu ve ya olumsuz konularda hep desteklenmek ve korunmak arzusunun öne çıkmış olmasıdır. İnsanlar tercihlerini yaparken asıl olan nelere dikkat etmesi gerektiğini, fikri ve iman-i düşüncesinin dışında güç ve menfaat denkleminde değerlendirmeleri; gelecek için çeşitli olumsuzluklara düçar olmalarına sebebiyet hazırlamalarına vesile olmuştur…Bu konuda Cenab-ı Allah (c.c ) Tekâsur süresinde ve diğer sürelerde bizlere uyarılarda bulunmaktadır.
Tekâsur : Çoklukla övünme demektir. Biz çoğuz, hayır, siz değil biz çoğuz diye birbirleriyle çokluk yarışına girmek, çoklukla övünmek, dünyada insanların çoğu kere kapıldığı ve aldandığı bir haldir. Kur’an’ı kerimin pek çok ayetinde, insanların mal ve evlat çokluğuna düşkünlüğünün sonucu, kişilerin Allah’a ibadet ve şükürden uzaklaştıklarına dikkatimiz çekilmektedir. Mal mülk, çocuk v.s gibi dünya nimetleri ile insanlar kendi aralarında karşılıklı övünmenin, insanları felakete sürüklediği anlatılmaktadır. Bu durumun, Allah’ı zikre, şükre O’nu hakkıyla bilmeye, azamet ve kudretini düşünmeye, O’na itaat ve ibadet etmeye engel olduğu anlatılmaktadır.
‘’Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.’’ Enfâl Sûresi (8/28)
Aslında insanın sahip olduğu zenginlik ve servet, oğullar ve torunlar dünya hayatının birer süsüdür. Dünyanın bütün güzellikleri geçicidir. İnsanın dünya hayatında işlediği güzel amellerin sevabı ise sürekli olup ahiret mutluluğuna vesiledir. Esasen mal ve servette pek çok faydalar ve güzel icraatlar yapmak imkânı vardır. Müminler, Allah’ın verdiği rızıktan kendileri yararlandıkları gibi yakından uzağa doğru başkalarının da ondan yararlanmasına imkân verirler; nafaka, zekât ve sadaka verme, vakıf kurma, ödünç verme ve kullandırma, ikram etme gibi malî vazife, yardım ve iyilikleri ihmal etmezler. Ayet-i Kerime de “kendilerine rızık olarak verdiğimizden” buyrularak nimetin, Allah’tan geldiği vurgusu yapılmakta ve müminlerin, O’nun adına fedakârlıkta bulunarak toplumu veya fakirleri ellerindeki mallardan yararlandırma bilincini kazanmaları öğütlenmektedir.
‘’Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor’’ Tevbe Sûresi (9/55)
Bunları yerinde kullanmak ,ihtiyaç sahipleri ile paylaşmak, Allah (c.c) yolunda cihâd edenlere yardım etmek, gelecek için imanlı gençler yetiştirmeye ve bunları evlendirme ye, iş güç sahibi yapmaya, dini bilgilerin basım ve yayınına katkıda bulunmak, güzel amellere destek olmak gerekir.. Dünyada edinilen mal miktarı arttıkça, insanın sorumluluğu da artmaktadır. Dinimizde malın, mülkün ve çocukların çokluğu ile övünmek yerine, iyi ve güzel işleri çoğaltmak, sevabı kalıcı olan işler yapmak tavsiye edilmiştir. Dünyadaki mal ve servet insanın elindeki her şey zamanı geldiğinde tükenmeye ve yok olmaya mahkum olduğunun da unutulmaması gerekir..
Çoğunluk ve dünya malı derken bunlarında nasıl elde edildiği de çok önemlidir. Kur’an da ; ‘’Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi olanlarından yiyin” (Bakara, 172);
“Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin” (Mü’minûn, 23/51);
“O Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar” (A’râf, 157). Denilmektedir.
Asıl olan çok şeye sahip olmak değil Helal ve tayyip olana malik olmayı bizlere buyurmuştur. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Helal rızık talep etmek/helal rızık peşinde koşmak, cihattır.” (bk. el-Kudai, Müsned, 1/83) Dünya hayatı gibi malik olduğumuz her nimetle, övünmek, böbürlenmek, kendimizi beğenmek, çoğunluğumuz ile gururlanmak ömrümüz gibi zamanla yok olup gidecektir. Ancak her şey Allah’ın(c.c.) yanında bakidir.
“Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl 16/96)
Aklıselim sahibi Müslüman geçici olanlara değil, baki ve ebedi olana, dünyada ve ahirette faydası dokunacak şeylere mesaisini sarf etmelidir.
İnsanlar; Tercihlerine göre dünya nimetlerine sahip olmakla yetinmeyip, sadece mal mülk, çocuk, şeref, maddi kazanç, mevki yanında kalabalıklara da dahil olmanın onlara ahirette de menfaat sağladığını zan ederler.
Örneğin: İnsanlar, bir sosyal kuruluşa, derneğe, siyasi partilere, Futbol kulüplerine, yardım derneklerine vs. gibi kuruluşlara üye olmayı beşeri münasebet ve fiili menfaatlerden faydalanmayı ve övünmeyi de severler. Aslında bu kuruluşlar da dünyevi ve ahiret için faydalarda bulunmasına karşın kişilerin özellikle gönlünde yatan arzu ve düşünce önem arz eder.
Bu durumlarda kişinin beklentisinin ilâhi rıza doğrultusunda olabilmesi çok önemlidir. Mümin bir kişinin böyle bir teşebbüsünde göz ardı etmemesi gereken hususları da düşünebilmelidir. Katılacağı toplumun öncelikle ilahi rıza doğrultusundaki gayret ve çalışmalarını, düşünerek katılmalıdır. Katılmak istenilen çoğunlukta göz ardı edilmemesi gereken bazı hususların dikkate alınması da çok önemli olacaktır. Bu çoğunluklar; Kur’an eksenli İslam’ı-doğru yorumlayanların kuruluşları olabilmeli. Hayal mahsulü, uydurma ‘İsrâiliyât menkıbeleri anlatılan toplantılardan kaçınmalı, İslâm’ın, bütün insanlığa gönderilen İlâhî bir nizam olduğunu bu nizamın dışına çıkılmaması gereği hatırlardan çıkarılmamalıdır. İslâm’ın bir şahsın, bir zümrenin, bir kavmin vs. inhisarında olamayacağını kabullenmiş çoğunluk olmalıdır. Çoğunluğun yaşantısının örnek müminin yaşantısı olduğunu, görerek ve bu yaşantıyı benimseyerek katılmayı düşünmeliyiz. Katılımcı olarak her ne sebeple olursa olsun vazifemizin dinini yaşamak ve dine hizmet etmek olduğu unutulmamalıdır…
Kişilerin çoğunluğa katılmaları nedeni ile dinlerinden taviz vermekten ve fikren ve icraat olarak yanlış yönlere, inanç ve uygulamalara kaymaktan sakınmış olmaları gerekir. ‘’Eğer ülkedeki, yeryüzündeki insanların çoğunluğunun düşüncelerine, inançlarına ve uygulamalarına uyarsan, onlar, seni başına buyruk hale getirerek, Allah yolundan uzaklaşmana, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine imkân sağlarlar. Onlar kesinlikle, ilme, delile dayanmayan zanlarına uyarlar ve onlar kesinkes yalan-yanlış saçmalarlar.’’
(En’âm : 116)
Katıldıkları çoğunlukta Allah’ın ölçülerinin esas alınıp, alınmadığını bu ölçülere göre yaşantılarını değiştirip değiştirmediklerini bilmeleri gereklidir. Genellikle bu kıstaslara uygun her sivil toplum kuruluşunda görev almak beşeri ilişkilerin arttırılması hususunda önemlidir. Gerçek hayatta maalesef bunlar uyulmadığı gibi insanların inanç ve ibadetleri şu ve ya bu nedenlerle ertelenerek “dünyevi işler daha çok önem arz etmektedir.’’ Çoğunluğunun, İslamı teşkil ettiği söylense de çalıştırdığı personelin dini inançlarını yerine getirmesi için zaman ayırılmaması, diğer çoğunluğa uyulması önerisi ile karşılaşmak ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yöneticilerin kendi dini bilgi ve çözüm önerilerini, personeli ile paylaşan, iş yerlerimizin ülkemizdeki çoğunluğunun değerlendirilmesini vicdanlara bırakmalıyız. Bu çoğunluğa dâhil olanlar zamanla inanç ve ibadet şuur ve zevkinden, farziyetinden gittikçe uzaklaştıklarının bile farkına varılamamaktadır. Stadın dibinde vaktin ezanı okunurken, top oynamaya ve seyretmeye devam edenler, siyasi kuruluşlara gönül verenler, gösterdikleri dünyevi gayret ve inançları dışında davranışları, dünya mevkii için başkalarının önünde eğilmeler, bükülmeler tavizler sonucu, insanlar küçülmekte zor ve zavallı duruma düşürülmektedir.
‘’Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.’’ ( Munâfikûn Sûresi 63/9)
‘’De ki: Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resulü de, müzminlerde göreceklerdir. Sonra kaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O’da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.’’ (Tevbe 9/105)
Allah (c.c) bu ayette bizlere hitaben: “yapacağınızı yapın, ne işleyecekseniz işleyin, Allah, Resulü ve müzminler amellerinizi görecektir. Yapacağınız hiç bir amel Allah’a gizli kalmaz. Hatalarınızdan mı döneceksiniz, ibadet mi yapacaksınız, fakirlere ve yoksullara harcamada mı bulunacaksınız? Çoğunluğun olduğu guruplara mı, aklınızı kullanmadan, düşünmeden ve tefekkür etmeden inancınızdan fedakârlıklar yaparak katılmak mı istiyorsunuz? Haydi, ne yapacaksınız onu yapın buyurmaktadır. Böylece sorumluluğumuzu bilip kendimizi iyi davranışlara yönlendirmemiz istenmektedir. İslam dini konusundaki samimiyetimizi sözle değil pratikte göstermelidir. Çünkü ortada amel olmadan sadece sözün dolaşması tek başına bir şey ifade etmediği gibi mesuliyetlerimiz de vardır. Başkalarının bu kişileri görerek, onlarında çoğunluğa katılma isteğini sağlamanın vebali oluşacaktır. Zira sapanla saptıran ortaktır; birisi öbürünü saptırmış, öbürü de onun saptırmasına boyun eğmiş, onu desteklemiş olacaktır. Bu durumda günahı ikisi beraberce yükleneceklerdir.
‘’Saptırmanın bilgisizce olması’’ saptırılana dönük bir tercihtir. Yani uydukları yolun sapıklık olduğunu bilmeden sapmışlar dır/da olabilir, diyebiliriz. Bu durumda kişilerin îman-ı (kırmızı çizgilerini ) değerlerini, düşünmeden ve gözden geçirmeden, sadece iyi niyetle, ihlasla karar vermiş olmalarının yetersiz olduğunu doğrunun tespiti için gayret sarf etmenin gerekli olduğunu düşünmemiz gereklidir.
Bu kısa hayatta geçici ve boş şeylerle oyalanma yerine, kalıcı, huzur verici Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak şeylerle meşgul olmak daha doğru bir davranış olmalıdır. Akıllı kimse kendisine faydası dokunmayan değil, faydalı olanı, geçici olanı değil ebedi olanı tercih etmelidir. Allah cümlemize kendisinin razı olduğu topluluğa dâhil olmayı ve kendisinin hoşnut olacağı amellerle meşgul olmayı bizlere nasip eylesin inşallah. Kalın sağlıcakla, selam ve dualarımla. ‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.


