GenelMektuplara Cevap

“İnsanın Allah ile aldatılması” Ne demektir?

Cevap: Ayetin anlamı şöyle: “Ey insanlar Allah’ın vaadi haktır. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok gururlu da sizi Allah ile aldatmasın.

Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman bilin. O kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.”(35/5-6)

Beşinci ayete şöyle anlam verenler de olmuştur:

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da sizi Allah hakkında kandırmasın.”

Burada Allah’ın affediciliği ve bağışlayıcılığı gündeme getirilerek, Şeytan’ın Allah’ın affına güvendirerek günaha teşvik edeceğinden bahsedilmiştir.

Biz bunun, ayetin bulunduğu bağlama pek uygun düşeceği kanaatinde değiliz. “Şirkin dışındaki günahları dilediğine bağışlayacağını” ve “Allah’ın rahmetinden kafirlerden başkasının ümidini kesmeyeceğini” bildiren ayetleri de hatırlanırsa, burada ifade edilmek istenenin farklı bir şey olduğu anlaşılır.

Burada Allah ile kandırmak (vela yegurranne küm billahi) ifadesi daha farklı bir anlam içermektedir. Allah inancı, Allah söylemi, Allah düşüncesi paravan yapılarak kullanılmakta ve batıl hak suretinde takdim edilerek hakka mani olma amaçlanmaktadır.

Maksadın doğru anlaşılması için surenin 4. ayetinden 6. ayetine kadar birlikte okuyup düşünmek gerekir. Sure Mekke’de peygamberin (a.s) yalanlandığı bir ortamda inmiştir. Peygamber toplum tarafından yalanlanmaya devam edildiği için, Allah tarafından sünnetullah hatırlatılarak, Peygamber teselli ediliyor (35/3). Sonra da insanlara yönelerek onların nelerle karşı karşıya bulundukları ve bu durumda ne yapmaları gerektiği bildiriliyor.

Bu minval üzere olayı zihnimizde canlandırdığımız da şunu görüyoruz:

Allah’ın dinini insanlara anlatan ve onun ilkelerine çağıran bir peygamber ve karşısında ise ona inanmayan ve onun getirdiği dini ve değerleri yalanlayan, alaya alan, hakaret eden bir toplum var. Peygamber (a.s)’ın söylediklerini boşa çıkarmak için ellerinden geleni ardına koymadan çalışanlar var.

Bu faaliyeti gösterenler sadece kuru bir inkarla kalmayıp peygamberin getirdiklerini ve söylediklerini etkisiz hale getirmek için de bir faaliyet yürütüyorlar. Bu nedenle “Allah’ın vaadi haktır” buyruğuyla inkarları cevaplandırdığı gibi, şeytani bir planın peşinde olanlara da hüsranlarını bildiriyor.

“Sakın sizi o, garur (gururlu, kibirli Allah’a itaat etmeyi gururuna yediremeyen Şeytan “Ademe secde et” emrine uymayarak bu sıfatı almıştı) Allah ile aldatmasın”. (Nas suresinde bahsedildiği gibi buradaki şeytanın sadece cinlerden olduğu düşünülmemeli. Şeytani anlayışta olan tüm insanlar, cemaatler, kurumlar ve şahıslar da bu tabirin içinde düşünülmeli.)

İşte burada bu ifadeyle Allah, Şeytan ve şeytanlaşmış insanların, aldatmak için izledikleri farklı bir yöntemi ifade ederek; “Onlar sizi Allah ile aldatmasın” buyuruyor. Ardından da Şeytan’ın insanlara apaçık düşman olduğunu bildirerek ondan ve hilesinden uzak durulmasını istiyor.

Burada şu soru akla geliyor: İnsan Allah’la nasıl aldatılır?

Buna Samiri’nin davranışını Kur’ani bir örnek olarak verebiliriz.

Tur’a Rabbi ile görüşmeye giden Musa (a.s)’ın ardından İsrail oğullarını saptırmak için fırsat kollayan Samiri bir buzağı heykeli yaparak:

“İşte bu sizin de Musa’nın da Rabbi’dir. Fakat onu unuttu”(28/88) diyerek İsrail oğulları’nın iğreti duranlarını saptırmıştı.

Tarih boyu Samirileşenler batılı hak kılığında Allah adına insanlara takdim ederek insanlığı haktan uzaklaştırmışlardır. Allah kimseyi gaybına muttali edip kendisine ortak edinmemiştir. Fakat şeytanlaşan insanlar Allah’ın gaybına vakıf oldukları ve bir takım imtiyazlara sahip oldukları iddiasıyla ortaya çıkarak insanları Allah ile aldatmışlardır.

Ortaçağ’da Papa ile işbirliği yapan krallar, iktidarlarını Tanrı’dan aldıklarını söyleyerek Tanrı’dan başkasına hesap vermeyeceklerini ve yeryüzünde Tanrı’nın gölgesi olduklarını söylemişlerdir.

Halkı müslüman olan ülkelerde Kur’an’ın “sizden olan emir sahiplerine de itaat edin”(4/59) hükmünü delil göstererek nice sultanlar keyfi iktidarlarına Allah’ın ayetini payanda yapmış, Allah ile halkını aldatmıştır. Laik ve Demokratik Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve seksenli yılların muktedirleri de Devrim hükümetine aynı ayeti okuyarak itaat istemişlerdi.

Bugün halefleri de aynı anlayışla aynı yolu izliyorlar. Zihniyet değişmedikçe anlayış ve davranışlar da değişmeyecektir. Bunun en yeni örneği Abant toplantılarıyla sergilenmektedir. Çeşitli mesleklerden oluşturulan insanlarla varılan sonuç, sahibinin sözü olarak “Demokrasi eşittir İslam” olarak tezahür etmişti. Bu açıklama özellikle dini kimliğe sahip insanlar eliyle yaptırıldı ki ikna gücü yüksek ve hazmı kolay olsun…

Allah ile aldatmanın bir başka biçimi ise Türk sinemasında bolca mizahi bir görünüm içerisinde verilen sakal, takke, tesbih, cübbe aksesuarları ile donatılmış; dilinde dolaştırdığı “Allah” lafzıyla sergilenen tiplerin ortaya koyduğu manzaranın mizahilikten çıkarılmış halidir. Olayı mizahi olmaktan çıkartıp “ağır ol molla desinler” edasına bürüyünce bu toplumda akan sular durmaktadır. Bunlardan biri sakalını sıvazlayarak şöyle diyor:

“Allah’a şükür bu sakalın kırk yıldır ekmeğini yiyoruz”. Bu dini istismar ederek insanların Allah’la kandırılmasıdır. Bu ülkenin yakın geçmişinde yaşanan A. Kalkancı ve F. Şahin olayları bu toplumun hafızasından silinmiş değildir. Sözümüz Allah’ın adını istismar ederek insanları aldatmak için kullananlaradır. O’nun dinini gerçekten tebliğ ve teşyi için gecesini gündüzüne katanlara değil. Onlar ecrini Allah’tan alacaklardır.

Bunun bir diğer uzantısı ise muttaki kılığına bürünmüş, özel tasarruflar elde etmiş olduklarını gizemli bir biçimde çevrelerine yayarak nüfuz alanı oluşturanlardır.

Tanınmış simalardan biriyle ilgili bir olayı bizzat muhatap olan kimse şöyle anlatıyor:

“Annem vefat etmişti. Cenaze mezara konulurken malum şahıs da orada bulunuyordu. Annemle akrabalık bağı vardı. Cenaze defnedildi. Hoca telkin verirken o sürekli kabre bakıyordu. Sonra da yanıma geldi ve şöyle dedi:

Bazı Allah dostları bir cenazeye iştirak eder. Allah o cenazenin günahlarını o Allah dostunun yüzü hürmetine bağışlar. Annenin hesabı zordu. Ancak cenazesine gelen bir Allah dostunun iştirakiyle hesabı kolay geçti. Korkma annen kurtuldu”.

Şimdi bunu duyan cenaze yakını o insana nasıl bakacak? Kişi kendisini öyle (tecahülü arif sanatıyla) anlatıyor ki, karşısındaki neredeyse ayaklarına kapanacak.

Çünkü karşınızda bir Allah dostu duruyor. Üstelik annenizi kurtarmış olarak.

Kerameti kendinden menkul bu insanların, bunu niçin yaptıklarını anlamaya çalıştığımızda görülecektir ki, bu insanlar da kendilerine paye çıkarmak için insanları Allah ile aldatıyorlar. Bilinmelidir ki her mümin Allah dostudur. Ancak Allah kimseye böyle bir yetki verdiğini söylemiyor. Allah dostu olduğunu, gayb alemini gördüğünü ve oraya müdahale ederek kişiyi hesaptan kurtardığını söyleyen ne yaptığını bilmiyor mu? Bu insan Allah dostu olduğunu söylerken kendi ilahlığını ifade ediyor. Allah hiç kimseye böyle bir yetki vermemiştir. Onun hesabını bozacak hiçbir güç de yoktur. Ama buna rağmen bu insan Allah’ı ve Allah dostluğunu paravan yaparak insanları aldatıyor.

İnsan gaybı bilmeye o kadar hevesli ki, aslında gaybı bilmemek insan için en büyük lütuf ve ihsandır. Eğer gaybı bilseydik dünyada huzurumuz kalmazdı.

Gaybın bilgisi ancak Allah’a aittir.

“De ki: Göklerde ve yerde, gaybı Allah’tan başka bilen yoktur. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”(27/65)

“Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O gönüllerde olanı da bilir.”(35/38)

Bir takım insanları takdim ederken, “onun huzuruna giren kimsenin soru sormasına hacet kalmadan gönlünden geçenleri bilip ona göre hacet sahibinin ihtiyacını bilip söylediğini” iddia edenlerin ne yaptıkları, yukarıda geçen ayetlerin ışığında yeniden düşünülsün istiyoruz. Allah’a ait bir sıfatı Allah’tan başkasına vermenin insanı hangi konuma getireceği malumdur.

Tarih boyu yaygın bir şekilde kullanılan ‘kişi merkezli’ bu düşünce, devletler ve iktidarlar tarafından kullanılagelmiştir. Bu ekolün bir ferdi olan Ferit Aydın uzunca bir söyleşide bunun nasıl kullanıldığını anlatmıştı. Avam için Kadiriliğin, bürokratlar için de Nakşiliğin kullanıldığını ve bu kanaldan halkı kontrol etmenin daha kolay olduğunu vurgulamıştı.

İnsanları Allah ile kandırmanın en gizemli ve en etkin yolu olarak keşfedilen bu yöntem, yerli işbirlikçilerin yardımıyla şimdi de küresel emperyalizmin temsilcileri tarafından kullanılmaktadır. Türki Cumhuriyetler de Yeseviliğin, Balkanlarda da Bektaşiliğin körüklenmesi bunun tezahürüdür. Bununla sınırlı olmayan bu anlayış her ülke ve bölgeye göre değişik isim ve kalıpta karşımıza çıkmaktadır.

Bunları tanımanın ve şerlerinden korunmanın yolu, İslam’ın aslını çok iyi tanımaktan ve anlamaktan geçmektedir. Bir şeyin gerçeğini bilmeyen sahtesini nasıl anlayacak? İslam’ın gerçeği Kur’an’la takdim edilmiş, Peygamber (a.s) ile hayata geçirilmiştir. İslam öğrenilecek ise Kur’an’dan öğrenilecek, müslüman olunacak ise (ki maksadımız odur) Kur’an’la müslüman olunacaktır. Allah peygamberine:

“Sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Hiç kuşkusuz sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.

Gerçek şu ki; bu Kur’an sana ve toplumuna bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız”(43/42-43) buyuruyor. Sorumluluğunu bilene selam olsun diyoruz.

Böylece Allah, insanları sorumlu tutacağı kitabı Kur’an, örnek olarak alınacak insanı da Hz. Muhammed olarak ilan etmiştir. Dünyada bundan başkasına itibar edenlerin hesap günü sonları hüsran olacaktır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir