GenelYazarlardanYazılar

İslami Dilin Yozlaşması Üzerine

Dil, bir düşünce dünyasının hem taşıyıcısı hem de kurucusudur. İslam düşüncesinde dil yalnızca iletişim aracı değil; vahyin muhatap olduğu, anlamın inşa edildiği ve ahlâkın somutlaştığı bir zemindir. Kur’an’ın nüzulüyle birlikte Arapça, yalnızca kelimelerden oluşan bir yapı olmaktan çıkmış; kavramlar, değerler ve yönlendirici ilkelerle yüklü bir anlam sistemi haline gelmiştir. Ancak tarihsel süreçte bu anlam sisteminin aşınmaya uğradığı, İslami dilin kavramsal derinliğini yitirdiği ve giderek biçimsel bir söyleme dönüşmüştür. Bu yazıda, İslami dilin yozlaşmasını nedenleri, görünümleri ve sonuçları ele alınacak.

  1. İslami Dil Nedir?

İslami dil, sadece dinî terimlerin kullanımı değildir. O, vahyin inşa ettiği anlam dünyasında şekillenen bir kavram dilidir. Kur’an’da geçen iman, küfür, takva, adalet, zulüm, merhamet, salih amel gibi kavramlar; sözlük anlamlarının ötesinde, ahlâkî ve ontolojik bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle İslami dil, kelimelerle birlikte bir dünya görüşünü de taşır.

İslami dilin ayırt edici özelliği, niyet–söz–eylem tutarlılığı üzerine kurulmuş olmasıdır. Kur’an’da “yapmadığınız şeyi söylemeniz” eleştirilirken (Saff 61/2–3), dilin ahlâkî sorumluluğu açıkça vurgulanır. Dolayısıyla İslami dil, hakikati gizleyen değil, açığa çıkaran bir işlev üstlenir.

  1. Yozlaşmanın Kavramsal Zemini

Yozlaşma, kelimelerin tamamen terk edilmesi değil; anlam kaymasına uğramasıdır. İslami dilde yozlaşma, çoğu zaman kavramların içinin boşaltılması, bağlamından koparılması veya ideolojik amaçlarla yeniden tanımlanması şeklinde ortaya çıkar.

Örneğin:

Takvâ, ahlâkî duyarlılık ve sorumluluk bilinci iken; zamanla sadece bireysel dindarlık göstergesine ve çokça ibadet etmeye indirgenmiştir.

Cihad, çok boyutlu bir ahlâkî, bireysel ve toplumsal çaba iken; ya bütünüyle şiddetle özdeşleştirilmiş ya da tamamen pasif bir kavrama dönüştürülmüştür.

Şeriat, adalet ve maslahat eksenli ilkesel bir çerçeve iken; donuk ve tarih dışı bir hukuk düzeni gibi sunulmuştur.

Kavramların içinin boşalmasıyla takvâ korkuya, sabır pasifliğe, itaat sorgusuz boyun eğmeye, kader sorumsuzluğa evirilmiştir. Bunlar Kur’an’daki anlamları değil, rivayet merkezli donuk dilin ürettiği gölgeleridir.

Bu dönüşümler, dilin vahiy merkezli anlam üretme gücünü zayıflatmıştır.

  1. Yozlaşmanın Temel Nedenleri
  2. a) Rivayet Merkezli Donuk Dil

Rivayet merkezli donuk dil, İslâmî söylemin merkezine metnin (Kur’an’ın) kendisi yerine, tarihsel bağlamda üretilmiş rivayet kalıplarının yerleştirilmesiyle oluşan; yoruma, sorgulamaya ve anlam üretimine kapalı bir dil biçimidir.

Vahyin evrensel ilkeleri yerine, tarihsel rivayetlerin mutlaklaştırılması; dili tekrar eden, sorgulamayan ve üretmeyen bir yapıya dönüştürmüştür. Bu durum, Kur’an’ın canlı hitabının yerini, kalıplaşmış ifadelerin almasına yol açmıştır.

Bu dil, anlamı değil aktarımı, hikmeti değil tekrarı, vahyin maksadını değil rivayetin lafzını önceleyen bir yapı üretir. Sonuçta İslâmî dil, canlı bir hitap olmaktan çıkar; ezberlenmiş cümleler deposuna dönüşür.

  1. b) Siyasal ve İdeolojik Kullanım

İslami kavramlar, tarih boyunca iktidar mücadelelerinin meşrulaştırıcı araçları hâline getirilmiştir. Bu süreçte dil, hakikati ifade eden bir araç olmaktan çıkıp iktidar diline dönüşmüştür. Adalet, itaat; şûra, biat; emr bi’l-ma‘rûf, baskı aracı gibi sunulabilmiştir.

İslâmî dil, iktidar ilişkilerinin hizmetine girdiği anda, anlam üretme kapasitesini kaybeder ve meşrulaştırma aracına dönüşür. Bu dönüşümde dil, hakikati açmaz, vicdanı uyandırmaz, iktidarı sınamaz. Aksine, iktidarı kutsar.

Kur’an’da din, zulme karşıdır, güç sahiplerini sınar, adaleti merkeze alır. Siyasal-ideolojik kullanımda ise, din iktidarın ahlâkını denetlemez, iktidar dinin sınırlarını çizer.

Bu noktada İslâmî dil; “adalet” yerine istikrar, “emanet” yerine itaat, “şûrâ” yerine biat üretir. Böylece Kur’an’ın eleştirel dili susturulur.

  1. c) Modern Dönemde Tepkisel Söylem

Modernite karşısında geliştirilen savunmacı refleks, İslâmî dili ya romantik bir geçmiş söylemine ya da sloganlaştırılmış bir karşıtlık diline indirgemiştir. Bu da derinlikten yoksun, yüzeysel bir din dilini beslemiştir.

Modern dönemde İslâmî dilin yozlaşmasının temel dinamiklerinden biri, tepkisel (reaktif) söylemin baskın hale gelmesidir. Bu söylem biçimi, İslam düşüncesinin kendi iç tutarlılığı, ahlaki hedefleri ve vahyin kurucu dili üzerinden değil; büyük ölçüde moderniteye, sekülerleşmeye, Batı düşüncesine ve siyasal dönüşümlere verilen refleksler üzerinden inşa edilmektedir.

  1. Yozlaşmanın Sonuçları

İslâmî dilin yozlaşması, doğrudan düşünceyi ve pratiği etkilemektedir. Anlamını yitiren kavramlar, ahlâkî duyarlılığı köreltir, eleştirel düşünceyi zayıflatır, dinî söylemi güvenilirlikten uzaklaştırır, inanç ile hayat arasındaki bağı koparır. Bu noktada dil, birleştirici olmaktan çıkar; ayrıştırıcı, hatta çatışmacı bir unsur hâline gelir.

İslâmî dilin yozlaşması, en başta temel kavramların anlam dünyasını daraltmıştır. Kur’an’ın ahlaki ve ontolojik derinlik taşıyan kavramları; tarihsel bağlamından, amaçsal yöneliminden ve insan merkezli içeriğinden koparılmıştır. Bunun sonucu olarak, kavramlar açıklayıcı olmaktan çıkmış, hakikati açan değil örten işaretlere dönüşmüş, düşünceyi beslemek yerine onu sınırlandırmıştır. Bu durum, Müslüman zihinde parçalı ve yüzeysel bir din tasavvuru üretmiştir.

  1. Yeniden İnşa İmkânı: Anlam Merkezli Dönüş

İslâmî dilin yeniden ihyası, nostaljik bir geri dönüşle değil; vahiy merkezli, semantik ve bağlamsal bir okuma ile mümkündür. Kur’ân kavramlarının, nüzul bağlamı, Kur’ân bütünlüğü, ahlâkî hedefleri esas alınarak yeniden düşünülmesi gerekir. Bu, dili sadeleştirmek değil; derinleştirmektir. Ayrıca İslâmî dil, güncel insanî sorunlara temas eden, adalet, merhamet ve onur eksenli bir söylem üretebildiği ölçüde yeniden işlevsel hâle gelecektir.

Sonuç: İslami dilin yozlaşması, sadece kelimelerin değil; anlamın, ahlâkın ve düşüncenin yıpranmasıdır. Bu yozlaşma fark edilmediği sürece, dinî söylem biçimsel bir tekrarın ötesine geçemeyecektir. Kur’ân’ın inşa ettiği anlam dünyasına yeniden yönelmek; İslâmî dili sloganlardan, ideolojik yüklerden ve donuk kalıplardan arındırarak, insanı hakikatle yüzleştiren asli işlevine kavuşturmanın tek yoludur.

Rivayet merkezli donuk dile karşılık Kur’an, anlam merkezlidir, soruya açıktır, aklı muhatap alır, her çağda yeniden konuşur.

Rivayet, açıklayıcı olduğunda değerlidir, mutlaklaştığında ise vahyin önüne geçen bir perdeye dönüşür. İslâmî dilin yozlaşması, Kur’an’ın susması değil; Kur’an adına başkalarının konuşmasıyla başlar. Rivayet merkezli donuk dil, müslümanı metnin öznesi olmaktan çıkarır, onu geçmişin yankısına mahkûm eder.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı