GenelYazılar

Selam ile

Değerli okuyucularımız!

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi hakka tabi olanların üzerine olsun diyerek söze başlamak istiyoruz. Gönül isterdi ki sizlere ilkbaharın ılık meltemleri gibi güzel haberlerden söz edelim. Ancak küfür dünyasının Müslümanlar üzerine tahmil etmiş olduğu savaş, hala can almaya şehirleri harabeye çevirmeye devam ediyor. Buna rağmen İsrail Gazze’yi harabeye çevirirken sesi çıkmayan sözde İslam ülkeleri bir araya gelerek İsrail’in saldırganlığına cevap veren İran’ı kınama kararı almışlar. Ne büyük bir cesaret! Ne hikmetli bir davranış!  Bu davranış bizleri 57 parçaya bölen ezeli ve ebedi düşmanımız olan zihniyetin sahiplerine nasıl davranacağımızı hala öğrenemediğimizin resmidir. Medya gücünü kullanarak hala yaptıkları zulmü masum göstermeye çalışan zalimler, umduklarını bulamayacaklardır. Hakikati görmek isteyenler artık onların yalanlarına kanmıyor; sahte vaatlerine de itibar etmiyorlar. Kendilerini dünyanın hakimi yenilmez gücü zannedenler; gale almadıkları Müstezaflardan beklemedikleri karşılığı görünce apışıp kaldılar. Ebrehenin filleri gibi uçak gemileri, radar üsleri, askeri mühimmat depoları vurulunca ne yapacaklarını şaşırdılar. Artık yalanları ile kimseyi kandıramayıp dünyaya rezil oldular. İranlı doktor bir hanımın şu sözü tüm müminlerin yüreğindeki mücadele ruhunu ayağa kaldırdı:

“Bombalarınız büyük olabilir… Ama Allah daha büyüktür. ALLAHU EKBER bombalardan büyüktür” dedi. Olayın devamı şöyle anlatılıyor:  Tam o anda patlama oldu. Ama insanlar kaçmadı. Çığlık yerine “ALLAHU EKBER” nidaları yükseldi. Korku yerine öfke, dağılma yerine daha sıkı kenetlendiler. O an sadece bir patlama değildi; bir halkın geri adım atmayacağının ilan edilişiydi! Böyle bir durumda rabbimizin müjdesi şudur:

“Allah, müminlerin kalplerini uzlaştırdı. Eğer sen dünyadaki her şeyi harcasan yine onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onları uzlaştırdı. Hiç kuşkusuz O, üstün irade ve hikmet sahibidir.” (Enfal 8/63)

Dostu Allah olanın gayriden korkusu olmaz. Kâfirler zannediyorlardı ki iki patlama olunca çil yavrusu gibi dağılırlar. Fakat beklediklerini bulamadılar.

Allah iman eden kullarına; Üzülmeyin gevşemeyin inanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz müjdesini veriyor. Bütün mesele gerçekten inanıyor olmaktır. Allah inanıyormuş gibi yapanlara itibar etmiyor. İmanlarını eylemleri ile görünür kılan müminlerin gönüllerine sekinet, davranışlarına sabır ve şecaat vererek küfrün karşısında sarsılmaz kale gibi durmalarını sağlıyor. Yaptığınız işleriniz sizin inancınızın dışa yansımasıdır. Eğer bu ümmet bu gücün, bu değerin farkında olsaydı; dünyanın müstekbirleri bu ümmete asla posta koyamazdı. Bu ümmetin geçmişinde bunun sayısız örnekleri vardır. Yeryüzüne 14 asır nizam veren bir milletin çocuklarıyız.  Bu ümmet bu şerefe yeniden talip olduğu zaman; Allah’ın yardımını yanlarında bulacaklardır. Bu şerefli göreve talip olmayıp dünyayı ahirete tercih ettiğimiz için; Ümmetin bir kısmı Arakan da, Myanmar (Burma) da, Gazze de, Lübnan da, İran da, Doğu Türkistan da ve tüm dünyada zulmün her çeşidini görüp, mahrumiyetin tarifsiz acısını tadarken; diğer coğrafyalarda refahın dibine vuranlar zannetmesinler ki bu hayat böyle gidecek bu devran böyle dönecek! “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” Rabbimiz bir gün bu hesabın döneceğini ve herkesin yapıp yaşadıklarının karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette göreceğini haber veriyor.

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun karşılığını görür.” “Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.”(Zilzal 99/78)

“Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.” “insan bilsin ki (hesap günü) kendi çalışmasından başka bir şeyin (kendisine yararı) olmayacak.” “Ve çalışması da yakında görülecektir.” (Necm 53/38-40) buyruyor.

O yakın denilen gün ise, hem dünyada hem de ahiret hayatında karşımıza çıkacaktır. Dünyada inancının gereğini yerine getirmeyenlerin yaşadıklarını görüp duruyoruz. Ahiretteki ise;  yeniden dirilip herkesin hesaba çekileceği gün “O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.” (İnfitar 82/19)

Ümit ederiz ki o gün rabbimizin rahmetine ve merhametine mazhar olan kullarından olalım. Dünyada mazlumların yanında duran, yetim ve yoksulların elinden tutan, açları doyuran,

Çıplakları giydiren sokaklarda hayat süren, uyuşturucu bataklığında çürüyen yavrularımızı kurtarmak için çalışan insanlara yoldaş olalım. Çorbada tuzumuz bu yolda izimiz bulunsun…

Değerli okuyucularımız!

Dünyada ilahlığa, Firavunluğa,  Tagutluğa soyunan müstekbirlerin halkı nasıl ehlileştirdiklerini rabbimiz Zuhruf suresinin 54. Ayetinde Firavun üzerinden şöyle anlatıyor:

“Firavun, kavmini küçümsedi/ ‘bir şey anlamayan ahmak yerine koydu’, ama onlar yine de kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar, fasık olan bir kavim idi.” (Zuhruf 43/54)

(Fasık; en hafif ifadeyle helal haram tanımayan işine gelen her şeyi yapan ilkesiz kimseler demektir.) Bu ayetin mesajını oluşturan anahtar kelime “FESTEHAFFE.” (Noktalı Hı harfiyle) Kelimenin mazisi Ha. Fe. Fe. Lügatlerde anlamı kullanıldığı yere göre; hafifletmek, Küçük düşürmek, gevşeklik yapmak, kolayca taşımak gibi anlamlara gelmektedir.

Bu ayete mana verenler bu kelimeye aldatmak, küçümsemek, hakaretle bakmak gibi anlamlar da vermişlerdir. Bir kısmı da “Tahfif etti” şeklinde Arapça orijinalini tercih etmiştir.

Aslında bir şeyi kolayca taşımak için yâda hafifletmek için onu ağırlaştıran ne ise ondan ayırmak gerekir ki kolayca taşınabilsin. Mesela içi dolu olan bir sandığı, dolabı kolay taşımak için içini boşaltırız. Onu hafifletiriz. İşte Firavunun yapmış olduğu da budur. Halkını istediği yere getirmek, kendi görüş ve düşüncelerini kolayca kabul ettirebilmek için halkının fikrî ağırlığını oluşturan değer yargılarını değiştirecek uygulamalar, manipülasyonlar, algı operasyonları gibi uygulamalar ile kendisini kolayca kabul edebilecekleri bir anlayışa getirmiştir. Artık millet onun ağzına bakar bir vaziyete geldiği için, onun doğru dediğine doğru yanlış dediğine de yanlış diyen kuklalar olmuşlar. Aynen bir tarikat disiplinine girenlerin kafa yapısının o tarikat şeyhinin telkinleri ile değiştirilerek kendi içinde tartışılmaz doğru kabul edilmesi gibi… Bu sayede ona itiraz edecek, söylenenleri farklı şekilde ölçüp biçip değerlendirecek fikir ve yargılarından uzaklaştırmıştır.  Bunun için zamanın medyası olan sihirbazlarını, kâhinlerini ve tapınak azizlerini kullanmıştır. Bunlar da halkı algı operasyonları ile manipüle ederek firavunun rabliğine inanmışlardır. Musa (a.s.) insanları ve firavunu Âlemlerin rabbine imana çağırınca; Firavun onlara kendinden emin bir vaziyette;

“Ene rabbikümül a’la” “ Sizin en yüce rabbiniz benim» demiştir.

Bu kelimenin bu ayetteki anlamı; halkını hafife alması, küçük görmesi, hakaret etmesi gibi anlamlardan daha ziyade halkın zihniyetini değiştirmek için o günün medya gücünü kullanarak hafızalardaki eski bilgileri boşattığını / değiştirdiğini ifade etmesi daha uygun düşmektedir.

Bu kısım çok önemlidir ki, bu günün müstekbirleri de aynı yöntemi kullanıyorlar. Yazılı sözlü ve görsel medyayı kullanıyorlar. Kurdukları haber ağı ile tüm dünyayı onlar bilgilendiriyorlar. Çağdaş haber ağını kuranlar, bundan daha vahim yalanlarla olaylar hakkındaki haberleri oluşturup dünyaya yayıyorlar. Zalimi mazlum mazlumu zalim olarak gösterebiliyorlar. İşin bundan daha garibi dünya insanlarının birçoğu da bunlara inanıyor. Çünkü başka alternatifleri yok. Zaman uzadıkça hassasiyetler köreliyor bunlar da meşru hale geliyor. Yıllardır temelden tavana eğitim yöntemleriyle, bu uğurda verdikleri mücadeleler ile insanların inançlarını değer yargılarını, dinini ve ahlak anlayışlarını değiştirmek için her yolu denediler. Ne gariptir ki bunu da büyük oranda başardılar. Hem nefisler üzerinde hem de nesiller üzerinde muvaffak oldular. Örnek mi istiyorsunuz? Sizin uğruna can verdiğiniz değerleriniz için çocuklarınızın ne düşündüğüne, nasıl yorumladığına ve neler yapabileceklerine bakabilirsiniz. Bunun batısı doğusu, İslam’ı Hıristiyan’ı yok. Bir Alman gencine soruyorlar, Almanya için ölüme gider misin? Genç parmağını kafasına götürerek, ben deli miyim diyor? Nesiller mankurtlaştırılıyor. Aynen firavunun halkını İstihfaf ettiği gibi.

Küresel üst akıl, medya sihirbazları ve yerli işbirlikçilerin de yardımı ile bu değişimi gerçekleştirmiştir. İstisnalar kaideyi bozmasa da çoğunluk bu tuzağa düşmüştür. Yediden yetmişe gözünü medyadan alamayan ve verdiği bilgilere itibar eden, sergilediği ahlakî seviye( sizlik) den rahatsız olmayan bir vaziyete geldiğimizin resmidir!.. Bu durum karşısında ne yapalım sorusunu soranlara rabbimizin şu ayetini hatırlatarak halimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz:

“Ey iman edenler! Allah’a, resulüne, resulüne indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaba (/kitaplara) da iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve kıyamet gününü inkâr ederse uzak bir sapıklıkla (haktan/ doğru yoldan) sapmış olur.“ (Nisa 4/136)

İman ettim deyip imanının gereğini yapmayan ve  bir ömür bu söz ile avunanları da rabbimiz şöyle uyarıyor:

“İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir.” “Münafıkları ise, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele! (Nisa 4/137-138)

 Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, arka kapak içinde “kulağımıza küpe yolumuza ışık olsun” için paylaştığımız ayet meallerini ve ayın derin başlıklarını  sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir