GenelYazarlardanYazılar

Tevazu/ Mütevazı

Sözlükte “kendi itibar ve derecesini düşük görmek, birine boyun eğmek” anlamındaki vaz‘ kökünden türeyen tevâzu‘ (Lisânü’l-ʿArab, “vażʿ” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “vażʿ” md.) kibrin karşıtı olup kişinin başkalarını aşağılayıcı duygu ve davranışlardan kendini arındırmasını ifade eder. Türkçe’de alçak gönüllülük sözüyle karşılanmaktadır. Râgıb el-İsfahânî tevazuun “aşağılık, itibarsızlık, onursuzluk” anlamındaki da‘at (ضعت) kökünden geldiğini ve “insanın lâyık olduğundan daha düşük bir dereceye razı olması” mânasına geldiğini belirtir (eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa, s. 299). Tehânevî tevazuu “aza razı olma ve halkın yükünü çekme” diye tanımlar (Keşşâf, II, 1488). Kaynaklarda tevazu ile aynı veya yakın anlamda tezellül ve huşû‘ kelimeleri de geçmekte (meselâ bk. Kuşeyrî, I, 380-381), sözlüklerde tevazu bu kavramlarla da açıklanmaktadır (Tâcü’l-ʿarûs, “vażʿ” md.; Kāmus Tercümesi, “vaz‘” md.). Ancak Râgıb el-İsfahânî’ye göre tevazu ile huşû arasında fark vardır. Tevazu hem ahlâkî melekeler hem açık ve gizli fiiller için, huşû ise özellikle organların hareketleri için kullanılır, kalpteki tevazu organlara huşû olarak yansır. İslam ansiklopedisi

Mütevazı bir kişi, sahip olduğu başarıları, zenginlikleri ya da yetenekleri gösteriş yapmadan ve başkalarına karşı üstünlük taslamadan, alçakgönüllü bir şekilde davranır.

Örnek bir tanım olarak, “yeryüzündeki sevimli, sempatik, emek vererek başarı elde etmiş,  nadir bulunan, birçoklarının örnek alması gereken, her yaştan, her yerden, her kesimden insanla iletişim kurma becerisine sahip nitelikli insan” ifadesi de kullanılabilir.

Bunun zıddı olan” Kibir,  hakikati inkâr etmek ve insanları küçük görmektir”
“Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selam!’ derler geçerler”

Buraya kadar kelimenin ne anlama geldiği konusunu açıklamış olduk. Geleneksel muhafazakâr tarafların yaşadığı geçmişte ve hali hazırdaki dünyada konuya bakış açısındaki gereksiz yüklemeleri irdelemek istemekteyim.

Şöyle ki; Malum bildiğimiz “Hacı Ebu Cehil”

Esas künyesi “Amr bin Hişam, diğer adıyla Ebu’l-Hakem veya bilinen adıyla Ebû Cehil,
Mekke’nin eski liderlerinden biridir. Muhammed’e muhalefeti ve Müslümanlara karşıt olan davranışları dolayısıyla tanınmıştır. Vikipedi
Kendimize soralım. 49/11 ayetinde anlatılandan hiç mi nasibimiz yok ki! Sevilmese bile bu kişiye böyle bir isim takılıyor?

“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın.

CAHİLLERİN BABASI! Ne demek? Ebu Cehil! Bu ismi Allah’ın elçisinin taktığını söyleyenler, resulün ayete muhalefet ettiğini hiç mi düşünmediler? Tevazu bu mu? Aslında normal künyesi ile hitap etmek daha şahsiyetli bir hareket değil mi?

Övmekle, sevmek arasındaki dengeyi tutturamamak hakikaten sahibini sahte mütevazilikle onursuz ve değersizleştiriyor.

O gün de, bu gün de, bir insanın yüzüne söylenemeyecek bir sözün arkasından söylenmesi ne kadar çirkin! Bir de bu sözü söyleyenin Allah’ın elçisi Muhammed olduğunu söylemek düpedüz ona hakaret etmek değil mi?

Üstelik gıybetini yapma gibi azim bir hatayı nasıl yakıştırıyorlar, anlayan varsa beri gelsin.

Övmekle, sevmek arasındaki dengeyi tutturamayan taraftarlık belası ile hakaret etmek nedir? Kim bu yetkiyi nereden/kimden almış?

Övmekle, sevmek arasındaki dengeyi tutturamayan taraftarlık belası ile geçmişe sövmek, hakaret etmek nice siyasi fırkaların dilinde pelesenk olmuş!

Bin beş yüz yıl öncesinde yaşanmış, haklısı ile haksızı ile olaylara bu gün hiçbir kimse hakem /hakim olamaz, ve hüküm vererek hakareti kendilerine hak sayamazlar. Lanet (!)okuyarak cennet kazanacağı kimin kitabında yazar? Övgüde ve yergide haddi aşmak hangi tevazu ile anlatılabilir. Haddi aşmak Mütevazilik değildir. Allah’ın hudutlarını çiğneyerek tevazu gösterisinin sonu cehennemdir.  Buram buram kibir kokan bu ve benzer fiiller Müslimler tarafından dillendirilemez.

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor: “Allah katında en değerliniz en çok Allah’tan korkanınızdır” (Hucurat, 49/13).

Öyleyse insanların kendilerini üstün görmeleri yanlış bir davranıştır. Başka bir ayette de Allah Teâlâ: Siz nefislerinizi övmeyiniz, kimin müttakî olduğunu Allah daha iyi bilir” (Necm, 53/32) buyurarak yine bize mütevazi olmamızı emretmiştir.

Mezhep veya diğer taassup ögelerinin etkisi ile birilerine sövmek ve bunu karakter haline getirmek İslam’ın inşa ettiği kişilikle uyuşmaz, kibir üreten şeytanın adımlarını takiple elde edilebilir.

Allah’u Teala kulu ve elçisi Musa’yı firavuna yollarken yaptığı tavsiyeye bakın, nezaketli, mütevazi ol, yumuşak konuş, yani hakaretsiz. Edebinle. Ona söylenen bu emir veya tavsiyeden hiç nasibimiz yok mu? Biz üzerimize alınmıyor muyuz?

Birileri ibadet zannı ile sahabeye hakareti önceliyorsa, kendilerini aşağı/ bayağılaştırıp takdim ediyordur.

Hal bu ki; ayette rabbimiz ne buyuruyor?  “Şayet onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen, hiç kuşku yok sen hem izzet hem hikmet sahibisin.” Maide 118

Hiç kimsenin geçmişi yargılayarak taraftarlık iddiasında bulunmaması gerekir. Geçmiş, geçmiş. Geleceğinden şüphe olmayan O gün onların hesabını Allah görecektir. İnsan kendisini Allah’ın konumunda görerek yargılayamaz. Çok büyük bir kusur işlediğinin farkında olması gerekir.

Onu bunu övmek de, dövmek de sövmek de bizim işimiz değil. Bizim işimiz Vahyin önergelerini/yönergelerini takip edip takva ve tevazu sahibi olmaktır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir