YAKUP ve YUSUF(as)
İktibas Dergisi Kayseri temsilciliğinde bu yıl yapılan Ramazan etkinliğinde, Seyfullah TENGİZER kardeşimiz “YAKUP ve YUSUF (as)” konularını işledi, bu konuşmanın tam metnini siz sitemiz okuyucularına sunuyoruz
YAKUP (A.S.)
Yakub aleyhisselam, Ken’an diyarında, yani Fenike denilen Sayda, Sur, Beyrut, Filistin ve Suriye’nin bir kısmından ibaret olan bölgede yaşayan insanlara gönderilen bir peygamberdir. İsmi Yakub olup İbranicede Saffetullah, yani “Allahütealanın saf ve temiz kıldığı kul” manasına gelmektedir. Diğer adı İsrail olup “Allah’ın kulu” manasına gelmektedir. İbrahim aleyhisselamın küçük oğlu olan İshak aleyhisselamın oğludur.
Yakub aleyhisselamın on iki oğlu vardı. Bu yüzden, onun on iki oğlunun torunlarına beni İsrail, yani İsrailoğulları denilmiştir. Oğullarından her birinin sülalesine “Sıbt”, hepsine birden torunlar manasına gelen “Esbat” denir. Sonradan Yahudi adı verilmiştir. Yakub aleyhisselamın neslinden birçok peygamber geldi; Musa, Harun, Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya ve İsa aleyhimüsselam bunlardandır.
Yakub aleyhisselam insanları Hak dine ve tek olan Allahütealaya inanmaya ve O’na ibadet etmeye davet etti. Ken’an diyarı ahalisinden çok kimse ona iman etti. Ken’an diyarını idare eden Şüceym bin Daran isimli kral, Yakub aleyhisselama karşı çıktıysa da başarılı olamadı.
Yakub aleyhisselam anneleri vefat etmiş olan oğulları Bünyamin ve hazret-i Yusuf’u diğer oğullarından çok seviyordu. Çünkü bu ikisi anne şefkatinden mahrum kalmışlardı. Yakub aleyhisselamın özellikle hazret-i Yusuf’a karşı aşırı muhabbeti olduğu için onu bütün oğullarından üstün tutuyor ve yanından ayırmıyordu. Hazret-i Yusuf yedi yaşındayken rüyasından on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyasını babasına anlattı. Rüya tabirini iyi bilen Yakub aleyhisselam oğluna ileride büyük nimetlere kavuşacağını ve kendisine peygamberlik verileceğini söyleyerek rüyasını kardeşlerine anlatmamasını tavsiye etti.
Kur’an’da Yakub (a.s.) ile alakalı tahmini 17 ayet geçiyor;bunlardan birkaçını nakledelim;
2:132– Bu dini ibrahim, kendi oğullarına vasiyet etti. Yakub da öyle yaptı: “Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca müslüman olarak can verin!” dedi.
2:133– Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakub’a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” dediği zaman, oğulları: ”Senin Allah’ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın Allah’ına, tek olan o Allah’a ibadet edeceğiz. Biz ancak O’na boyun eğen Müslümanlarız.” Dediler.
2:136– Deyiniz ki, “Biz, allah’a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa’ya ve İsa’ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O’na boyun eğen Müslümanlarız.”
21:73– Onları buyruğunuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.
38:47– Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdir.
YUSUF (A.S.)
Günlük yaşamımızı çok yakından ilgilendiren Yusuf (a.s.)’ın kıssası da, biz insanların örnek alması gereken ibretlerle doludur. Zaten Kur’an gibi ilahi bir kitapta söz konusu edilip sahifelerce anlatılan bir olayda hikmetten başka bir şey olamaz. Önemine binaen Kur’an-ı Kerim’de “Yusuf” adıyla mustakil bir süre de vardır.
Bütün peygamber kıssalarında olduğu gibi, Hz. Yusuf’un kıssasında da, ders alınacak hikmetler, nasihatler, edeb ve inanç konularına taalluk eden konular, özlü bir şekilde, hem Hz. Muhammed (s.a.s.)’e, hem de onun şahsında bütün insanlara anlatılmaktadır.
Yusuf süresi şu ayetlerle başlamaktadır:
“Elif Lam Ra. Bunlar, gerçek ve apaçık Kitabın ayetleridir. Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Biz sana Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin”(Yusuf 1-3)
Ayet-i Kerimede de beyan edildiği gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine Kur’an gelinceye kadar bu meseleleri bilmiyordu; zaten bilmiyor oluşu da onun peygamberliğinin delillerinden biridir.
İşte Allah Teala, bu hususları öğrenmek isteyenler için Yusuf kıssasında hikmet dolu gerçekler olduğunu beyanla, Yusuf ve kardeşleri arasındaki hadiyesi şöyle anlatmaktadır:
“Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (hakikat arayıp) soranlar için ibretler vardır. Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz (sevilmeye daha layık olduğumuz) halde Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir”. “Yusuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimleler olursunuz”. Onlardan bir sözcü, “Yusuf’u öldürmeyin, onu bir kuyuya atın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi”.( Yusuf 7-10)
Şimdi de, Yusuf (a.s.)ın ailesinde yaşanan bu dramı tahlil etmeye çalışalım:
Ya’küb (a.s.)ın on iki tane oğlu vardı ki birinin adı Yusuf’tu.
Yusuf (a.s.), bir gün rüyasında on bir yıldız ile güneş ve ayın kendisine secde ettiklerini görür ve rüyasını babasına anlatır. Babası kendisini dinledikten sonra, onun ileride büyük bir insan olacağını anlar ve kendisine bir kötülük yapılmaması için, “Yavrucuğum! Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar!” der. “Çünkü Şeytan insana apaçık bir düşmandır”. Ve Yusuf’un babası Ya’kub (a.s.) bu sırrı sakladığı takdirde, Allah’ın kendisini yücelteceğini söyler:
“Rabbin bu şekilde seni seçecek, sana olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan olan İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya’kub soyana da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir”.( Yusuf 6)
Kardeşler Yusuf konusunda bu şekilde anlaşınca, babalarını nasıl kandıracaklarının planlarını yapmaya başladılar. Çünkü gerçekten babaları Yusuf konusunda çok hassastı. Kardeşler kendi aralarında anlaşmış, Yusuf’a bir şeyler yapmaya karar vermişlerdi. Nitekim kararlarını gerçekleştirmek için, Yusuf’u beraberce kıra götürüp onu eğlendirmek, oynatmak, dinlendirmek istiyorlarmış gibi tavır takınarak, babalarına gittiler ve aralarında şu konuşmalar cerayan etti:
“Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yusuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz. Yarın onu bizimle beraber gnder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz. Babaları “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum” dedi. Onlar da, “Andolsun ki biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler”.( Yusuf 11-14)
Çocuklarının bu ısrarına dayanamayan Hz. Ya’kub, çaresiz Yusuf’u onlara teslim etti ve beraberce gittiler. Planlarını uygulayacakları yere varınca da, kendi aralarında kararlaştırdıkları gibi Yusuf’u bir kuyunun içerisine attılar. İşte bu sırada Allah, onu yalnız bırakmadığını ona peygamberlik verdiğini vahyetti. Kur’an, olayı şöyle özetliyor:
“Yusuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona “Andolsun, (Senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik”.( Yusuf 15)
Yani ayet-i kerimede belirtildiği üzere Allah, Yusuf’a, kardeşlerinin bu planlarını bildiriyor ve ileride Yusuf’un da kendilerine bu olayı hatırlatıp onlarını utandıracağını haber veriyor.
Yusuf’u kuyuya atan kardeşler, akşam olunca ağlayarak babalarına gelip, Yusuf’un kurt tarafından yendiği yalanını uydurdular ve yalanlarını kanıtlamak için de Yusuf’un gömleğine bir kan, muhtemelen kan renginde bir boya sürüp getirdiler. Bunu yaparken de Yusuf’u ihmal ettiklerini itiraf ettiler. Babaları ise sabretmekten başka yapılacak bir şeyin kalmadığını söyledi. Kur’an anlatıyor:
“(Yusuf’u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. “Ey bebamız! Biz yarışa girmiştir. Yusuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştır. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylüyor olsak da, sen bize inanmazsın” dediler. Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Ya’kub dedi ki: “Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah’tır”.( Yusuf 16-18)
Hz. Ya’kub olanları öğrenmiş fakat yapılacak bir şey kalmamıştı. Yusuf’un ise, kuyuda beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktu. Ve nihayet, oradan geçen bir kervan Yusuf’un atıldığı kuyuya yakın bir yerde mola verdi. Sucuları, kuyudan su çekmek için kovasını daldırırken, kuyunun içindeki Yusuf’u görüp arkadaşlarına haber verdi. Yusuf kuyudan çıkarılarak Mısır’a götürüldü ve orada satıldı. İşte bu şekilde Yusuf’u kurtaran allah, daha genç yaşındayken ona ilim ve hikmet, ayrıca olaylarımı yorumlama yeteneğini bağışladı. Kur’an, kıssanın bu bölümünü şöyle anlatıyor:
“Bir kervan geldi ve sucularını suya gönderdiler. Sucu kovasını kuyuya salınca “Müjde! Müjde, İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sattılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu. Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı. Onu satın alan Mısırlı kişi hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yusuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. Olgunluk çağına erişince ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükafatlandırırız”.( Yusuf 19-22)
Hz. Yusuf Mısır’da
Yusuf’u satın alan o adam, o zamanki Mısır devletinin maliyeden sorumlu bakanı konumunda biriydi.(ibn-i kesir)
Yusuf (a.s.)ın, çileler ve imtihanlarla dolu hayatının Mısır’daki serüveni böylece başlamış oluyordu. Önce kardeşlerin ona ihanet etmiş, ardından da Mısır’da köle gibi satılmıştı.
Yusuf’u satın alan zatın hanımı ki rivayetlere göre adı “Ra’il” yada Züleyha idi. Yusuf’un yakışıklılığına dayanamamış, ona göz koymuştu. Fakat zina yapmaktan çekinen Yusuf Allah’a sığındı. Allah da onu kadının şerrinden korudu:
“Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi”.( Yusuf 23)
Yusuf (a.s.) hem zinadan kaçmak, hem de evinde kaldığı efendisine ihanet etmemek için, kadının isteğine boyun eğmedi ve ondan kaçtı:
“Andolsun kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı Yusuf da ona meyledecekti. Biz ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımzdandı”.( Yusuf 24)
Allah Teala Yusuf kıssasının bu bölümünde bize şu dersi veriyor: bütün insanlar bir takım kötü şeylerle imtihan olunabilir. Ancak Allah’a sığınanları allah kötülükten korur. Bir beşer olarak Yusuf da, kendisine tecavüz etmek isteyen kadına meyletti. Fakat daha işin başında Allah’a sığınıp O’ndan yardım istediğinden, Allah onu bu zor durumdan kurtardı. Yusuf, kendisine arzuyla saldıran kadından kaçarken, kadının kocasıyla karşılaştılar. Kocasını gören kadın, “Yusuf senin ailene kötülük yapmak istedi” deyip iftira etmeye başladı. olay, kadının bir akrabasına nakledildiğinde, o adil bir hüküm verdi. Kur’an anlatıyor:
“İkisi de kapıya koştular. Kadın Yusuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyen cezası, ancak zindana atılmak veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir?” Yusuf, “Asıl o benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun (Yusuf’un) gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiş, o (Yusuf) ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiş, o (Yusuf) ise, doğru söyleyenlerdendir.” Kadının kocası, Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.” “Ey Yusuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey Kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile çünkü sen günah işlemiş olanlardansın.”.( Yusuf 25-29)
Kadının kocası, bu konuda konuşulmamasını, yani olayın duyulmamasını emrettiyse de, dedikodu çevreleri her zaman çalıştığından, olay duyuldu ve çevredeki kadınlar, “Bakanın karısı Yusuf’a göz koymuş, ona sahip olmak istiyor, bu kadın sapıtmış mı ne?” kabilinden sözler sarf etmeye başladılar. Onların bu dedikodusunu duyan Bakan’ın karısı, dedikoduyu yapanları evine davet edip onlara Yusuf’u gösterir. Kur’an bu süreci şöyle anlatıyor:
“Şehirde bir takım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından yararlanmak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler. Kadın bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer divanları hazırladı. Her birinin eline de bir bıçak verdi. (Kadınlar meyve soymaya başlayınca) Yusuf’a “Çık karşılarına!” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce onun yakışıklılığı karşısında tekbir getirip şaşkınlıkla ellerine kestiler. “Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler. Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan yararlanmak istedim. Fakat o (iffetinden dolayı) bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacaktır!”( Yusuf 30-32)
Yusuf’un yakışıklılığına kapılıp ona sahip olmak isteyen kadın, kendisi hakkında dedikodu yapanlara Yusuf’u göstererek, sureta kendisini haklı göstermeye çalışıyor. Yani demek istiyor ki: siz hakkıma dedikodu yapıyorsunuz amma, bu genç, öyle sıradan birisi değil. Böyle bulunmaz birisi olmasa, ben bu işe girişir miyim? Onun içindir ki, ihtirasında ısrar ediyor ve “benim arzumu yerine getirmezse, onu zindana attırırım” diyor.
Hz. Yusuf’un Zindan Hayatı
Hz. Yusuf ise iffetin en güzel örneğini göstererek zindan hayatını zina yapmaya tercih ediyor ve bu konuda allah’a sığınıyor:
“Yusuf, ‘Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeylerden daha tercihe şayandır. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum’ dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir”( Yusuf 33-34). Kıssanın burasında, Allah’ın darda kalan kuluna yardım ettiği, fakat bu yardımın, ihlasla allah7a bağlılığın karşılığı olduğu vurgulanıyor. Çünkü Hz. Yusuf’ta öyle bir ihlas ve allah’a bağlılık vardı ki, zindanda çürümeyi, O’na isyan etmeye tercih ediyor.
Bakanın karısının adamları Yusuf’un haklı olduğunu gördükleri halde, onun zindana atmayı yeğlediler. Muhtemelen böyle yapmakla bakanın karısının işlediği suçu örtbas etmek istediler. Ayrıca bu süreç, Yusuf’un geçirmekte olduğu büyük imtihanının da bir parçasıydı.
Hz. Yusuf hakkında bir karar verilince, onu zindana attılar. Bir müddet sonra Yusuf’un yanına iki kişi daha atıldı. Yusuf ikisiyle de arkadaş oldu. Sohbet ediyor. her hapishanede olduğu gibi, birbirlerine başlarından geçen olayları anlatıyorlardı. Gerek Yusuf, gerekse zindan arkadaşları, bütün insanlar gibi bazen rüya görüyorlardı. Yukarıda arzettiğimiz gibi, Allah Teala, daha küçüklüğünden itibaren Hz. Yusuf’a rüyaları tabir etme yeteneği verdiğinden, arkadaşları rüya görünce, onların rüyalarını tabir ediyor, yorumluyordu.
İşte Hz. Yusuf’un o hapishane sürecini Kur’an-ı Kerim şöyle anlatıyor:
“Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yarımını haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan biliyoruz” dedi. Yusuf dedi ki: “Yiyeceğiniz yemek gelmekten önce onun ne olduğunu size haber vereceğim. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahiret’iinkar eden bir milletin dinini terk etti. Atalarım İbrahim, İshak ve Ya’kub’un dinine uydum. Bizim herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşit çeşit ilahlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan tek Allah mı? Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ey zindan arkadaşlarım (rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri asılacak kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir”. Yusuf, aralarından, (zindandan) kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan ona efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o birkaç yıl daha zindanda kaldı”.( Yusuf 36-42)
Hz. Yusuf’un Zindan Arkadaşı Onu Hatırlıyor
Hz. Yusuf bu şekilde arkadaşlarından birisiyle zindanda birkaç yıl geçirdi. Derken o ülkenin, yani Mısır’ın kralı bir rüya görüp, rüyasının tabir edilmesini istediği Fakat rüya tabircileri, onun bu rüyasına bir yorum getiremediler. İşte tam o sırada, Yusuf’un hapisten çıkmış olan arkadaşı onu hatırladı ve Kral’ın rüyasını yorumlayabilecek olan birini tanıdığını söyledi. Kur’an-ı Kerim olayın bu bölümünü de şöyle anlatıyor:
“Kral, “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın” dedi. Dediler ki: “Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz”. Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yusuf’u) hatırladı ve “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi”.
Hz. Yusuf, Kral’ın Rüyasını Yorumluyor
Yusuf’un arkadaşı böyle konuşup zindana gidince olaylar şöyle gelişti:
“(Zindana varınca), “Yusuf! Ey doğru sözlü! Rüyanda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da doğruyu öğrenirler,dedi. Yusuf dedi ki: “Yedi yıl adetiniz üzere ekin ekersiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Saklayacağınız az bir miktar hariç bu yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek. Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O zaman (bolluk olacak, meyve suyu) ve yağ sıkacaklar.”
Yusuf (a.s.)’ın Masum Olduğu Ortaya Çıkıyor
Hz. Yusuf, Kral’ın rüyasını bu şekilde yorumlayınca, kral onun sıradan birisi olmadığını anladı ve onun kendisine getirmesini emretti.
Hz. Yusuf da, bunu fırsat bilerek, kendisini hakkındaki suizanları kaldırmak için, Aziz’in karısının kendisine yaptığı ihanetin Kral’a anlatılmasını istedi:
“Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yusuf’a gelince (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön de ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor! Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir”. Kral kadınlara, “Yusuf’tan murad almak isteğiniz zaman derdiniz ne idi?” dedi. Kadınlar, “Haşa! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı da, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben nefsim için ondan yararlanmak istedim. Şüphesiz Yusuf doğru söyleyenlerdendir” dedi. (Yusuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içini” dedi. “(Bununla beraber) ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi”.( Yusuf 50-53)
Yukarıdaki ayet-i kerimelerde görüldüğü gibi, Hz. Yusuf, kendisi dahil her insanın nefsinin daima kötülüğü emrettiğini, hainlerin, ihanet edenlerin er ya da geç oraya çıkacağını, allah’ın bu suçluları cezalandıracağını vurgulamak için bu şekilde hareket ettiğini belirtiyor.
Kral, Hz. Yusuf’un İlminden Yararlanmak İstiyor
Kral, Hz. Yusuf’u yanına getirtince, rüyasının yorumunu bir de kendisinden dinledi ve Hz. Yusuf’a, kıtlık konusunda alınması gereken tedbirleri nasıl alacağını sordu. Hz. Yusuf da bu işe kendisinin ehil olduğunu söyleyince Kral onu, bütün Mısır ülkesinin ekonomisinden sorumlu bakanı olarak tayin etti. Kur’an bu durumu şöyle anlatıyor:
“Kral, “Onu bana getirin, onu özel danışman olarak yanıma alayım!” dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin”. Yusuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi. Böylece Yusuf’a, dilediği şekilde hareket etmek üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz. Elbette ki, ahiret mükafatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir”.( Yusuf 53-57)
Hz. Yusuf bu şekilde devletin en yetkili kimsesi haline gelince, Kral’a söz verdiği gibi, hemen işe koyuldu ve gelmesini beklediği kıtlık için alınması gereken tedbirleri almaya başladı. tarıma el atarak çok iyi bir ürün elde etti. Ülkede israfı önleyerek, ihtiyaç fazlası olan ürünlerin tamamını yedek olarak stok etti.
Hz. Yusuf bu tedbirleri aldıktan sonra kuraklık ve kıtlık yılları geldi. Bütün bitkiler kurudu; halk ekmeğini yapacağı buğdayı bulamaz oldu. Bunun üzerine Hz. Yusuf, stoklamış olduğu ürünleri, dikkatlice insanlara dağıtmaya başladı.
Yusuf (a.s.) Kardeşleriye Karşılaşıyor
Mısır’ın merkezinde hal böyle olmasına rağmen, civardaki insanlar, ticaret yapka için oraya gelmeye devam ediyorlardı. Her taraftan kervanlar geliyor, Hz. Yusuf’un bu tedbirinden dolayı stoklamış olduğu üründen satın alarak hayatlarını idame ettirmek istiyorlardı. Ve nihayet bir gün, bizzat Hz. Yusuf’un kardeşleri de alışveriş yapmak üzere, bir kervanla Mısır’a geldiler. Hz. Yusuf, ticaret için gelen kardeşlerini tanıdı. Onlar ise onu tanımadılar ve aralarında, Peygemberler tarihinde çok meşhur olan hadiseler cereyan etti.
Hadiseyi Kur’an’dan okuyalım:
“(Derken) Yusuf’un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise Yusuf’u tanımıyorlardı. Yusuf onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizinle baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağıralayanların en iyisiyim”. “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek (zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın”. Dediler ki: “Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak buu yaparız”. Yusuf adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Mulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.”( Yusuf 58-62)
Yusuf’un Kardeşlerini Babalarının Huzurunda
Yusuf’un kardeşleri, Mısır’da bu şekilde alışverişlerini yaptıktan sonra babalarına geldiler ve aralarında şu konuşmalar geçti:
“Onlar, babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki (onun sayesinde) erzak alalım. Onu biz elbette koruruz” dediler. Ya’kub onlara, “daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiyse bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi. Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler. Babalır, “Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim” dedi. Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak allah’ındır. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız ona tevekkül etsinler” dedi. Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Ya’kub içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, Biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler”. ( Yusuf 63-68)
Yusuf (a.s.) Kardeşlerine Oyun Yapıyor
Babalarını bu şekilde ikna eden kardeşleri, en küçükleri de yanlarında olduğu halde tekrar Yusuf’un yanına gittiler.
Yusuf’un kardeşlerini hiç birisi onu tanımıyordu. Yusuf ise onları tanıyor, sesini çıkarmıyordu. Fakat bir ara yalnız kaldıklarında, en küçük kardeşine, yani kendisiyle anne bir olanına, kardeşi olduğunu söyledi:
“Yusuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi Bünyamin’i bağrına bastı ve (gizlice) “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme” dedi”.( Yusuf 69)
Daha sonra Yusuf, kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoymak için, diğerlerine bir oyun düzenliyor. Kur’an bunu şöyle anlatıyor:
“Yusuf onların yüklerini hazırlatırken (bir) su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir tellal şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız.” Yusuf’un kardeşleri onlara dönerek, “Ne yitirdiniz?” dediler. Onlar, “Hükümdar’ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim” dediler. Dediler ki: “allah7a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz”. Onlar, “Peki, yalancıysanız, bunun cezası nedir?” dediler. Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa o kimsenin kendisi(nin alıkonması)dır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler. Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz Yusuf7a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak allah’ın dilemesi başka… Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde, ondan daha iyi bilen birisi vardır. Dediler ki: “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı”. Yusuf bunun içinde sakladı ve onlara belli etmedi. İçinden, “Siz kötü bir durumdasınız; anlatığınızı Allah çok daha iyi biliyor” dedi. Onlar, Yusuf’a “Ey güçlü vezir! Bunun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Şüphesiz biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler. Yusuf, “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz” dedi. Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. Siz babanıza dönen ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik. Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz”.( Yusuf 70-82)
Hz. Ya’kub Hala Oğlu Yusuf’u Arıyor
Bu şekilde ümitsiz olarak babalarına gelip, alıkonan kardeşleri hakkındaki hükmü bildirdiler. Fakat babaları:
“Hayır! Nefisleriniz sizi bir iş yapmağa sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi. Onlardan yüz çevirdi ve “Vah Yusuf’a vah!” dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. Oğulları, “Allah’a yemin ederiz ki, sen hala Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helak olacaksın” dediler. Ya’kub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben Allah tarafından sizin bilmediğniz şeyleri bilirim” dedi. “Ey oğullarım! Gidin Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah7ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez”.( Yusuf 83-87)
Hz. Yusuf Kendisini Kardeşlerine Tanıtıyor
Babalarını Yusuf ve kardeşi hakkında ikna edemeyen kardeşler, babalarının emri üzerin etkrar Mısır’a gittiler. Üzüle büzüle Yusuf’un makamına çıkıp dertlerini anlatmaya çalıştılar. Kur’an-ı Kerim bu durumu şöyle anlatıyor:
“Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yusuf’un yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Ölçümüzü tam yap, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükafatlandırır” dediler. Yusuf dedi ki: “Siz cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” Kardeşleri, “Yoksa sen yusuf musun?” dediler. O da “Ben Yusuf’um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu. Çünkü kim kötülükten sakınır ve sabrederse şüphesiz Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez” dedi. Dediler ki: “Allah’a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştir”. Yusuf dedi ki: “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin” dedi”.( Yusuf 88-93)
Hz. Ya’kub’un Gözleri Açılıyor
Yusuf’un kardeşleri önce Yusuf’un gömleğini bir müjdeciyle enden gönderdiler, sonra da kendiler yola koyuldular:
“Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları, “Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” dedi. Onlar da, “Allah’a yemin ederiz ki sen hala eski şaşkınlığındasın” dediler. Müjdeci gelip gömleği Ya’kub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakup, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. Oğulları, “Ey Babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik” dediler. Ya’kub, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi”.( Yusuf 94-98)
Hz. Yusuf’un Ailesi Birbirine Kavuşuyor
Yusuf’un kardeşleri, anne ve babalarıyla birlikte Mısır’a gittiler ve birbirlerine kavuştular. Kur’an olayı bize şöyle anlatıyor:
“(Mısır’a gidip) Yusuf’un huzuruna girdiklerinde; Yusuf, annesini ve babasını bağrına bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi. Annesini ve babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf’a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirererek bana çok lütufta bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler lutfeden dir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir”.
Ve bütün bu olanlardan sonra Hz. Yusuf, Allah’ın kendisine verdiği bu lütuflardan dolayı şöyle yalvarıyor:
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana olayların yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da Ahiret’te de sadece Sensin benim sahibim. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere ulaştır.”( Yusuf 101)
Yusuf (a.s.)’ın kıssası böyle son buluyor. Ve Allah bu ve diğer peygamber kıssalarını bize anlatmaktaki gayeyi, Yusuf Süresinin son ayetinde şöyle belirtiyor:
“Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve iman eden bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.”
Değerlendirme
1) Hz. Yusuf’un kardeşlerinin onu kuyuya atmaları, insanların gafil olanlarının en yakın akrabalarına bile kötülük yapabileceklerini gösteriyor.
2) Kuyuya, daha sonra Mısır’da satıldıktan sonra zindana atılan Hz. Yusuf’un, sabrı ve Allah’a olan güveni sayesinde nasıl mükafatlandırıldığını görüyoruz.
3) Yusuf’un kardeşlerinin, babaları Peygamber olmasına rağmen ona yalan söylemeleri, Allah’ın emrettiği yolda olmayan kimselerin babalarını bile kandırabileceklerini, kandırmaya çalışabileceklerini gösteriyor.
4) Peygamber olmasına rağmen, Hz. Ya’kub’un, oğlu Yusuf’un kuyuya atıldığını bilememesi, Allah’ın emri olmadan, peygamber de olsalar, hiç kimsenin gaybı bilemeyceğini gösteriyor. Dolayısıyla bazı Müslümanların, “benim şeyhim veya efendim her şeyi bilir” demeleri hiçbir şey ifade etmediği gibi, imani açıdan da çok sakıncalıdır. Allah istemese hiç kimse gaybı bilemez! Ama Allah isterse, herhangi bir kuluna gösterebilir. Yani bir şeyi bilip bilmemek, tamamen Allah Teala’nın iradesine bağlıdır.
5) “Yusuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha tercihe şayandır. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum” dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz i O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” şeklindeki ayet-i kerime, Hz. Yusuf’un iffet derecesinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Nitekim o, zindanda yatıp çürümeyi, zina yapıp Allah’a karşı gelmeye tercih ediyordu.
6) “Kral, “Onu bana getirin, onu özel danışman olarak yanıma alayım”, dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilinir bir kişisin”. Yusuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi. Böylece Yusuf’a, dilediği şekilde hareket etmek üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz. Elbette ki, Ahiret mükafatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir” ayet-i kerimesi, bir Müslüman’ın, kendi dini yaşantısından taviz vermemek şartıyla, bir gayrimüslimle çalışabileceğini gösteriyor. Kaldı ki Hz. Yusuf’un, yanında çalıştığı Kral, ona çok güzel muamelede bulunuyor…
7) (Yusuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerine tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi” dedi. “(Bununla beraber) ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi” ayet-i kerimesi, ihanet edenlerin hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaklarını gösterdiği gibi, nefsin daima kötülüğü emrettiğini, nefsin kötülüklerinden korunmak için daima Allah’a sığınmamız gerektiğini belirtiyor.




