GenelMektuplara Cevap

Cuma Namazı İslam da Ne Zaman ve Nasıl Farz Kılındı?

Soru: Ben bir üniversite örencisiyim, hocalarımız Cuma namazının sünnet olduğunu ifade edi­yorlar. Olayın sebebini de şöyle açıklıyorlar: Medine de bir Pazar kurulurmuş; insanlar Cuma günü işi gücü bırakır topluca namaza giderlermiş. Ardından her Cuma bunun tekrarlanması ile Cuma namazı gelenekselleşmiş. Böylece farz değil sünnet haline gelmiş. Bazı insanlar da pazarda alış veriş ile ilgileniyorlarmış. Cuma suresindeki ayetler inmiş ve herkesin namaza gitmesini istemiş. Durum bundan ibaretmiş. Benim sizden ricam bu olayın aslı esası nedir? Gerçekleri aslına uygun olarak anlatmanızı istiyorum.

Cevap: Bu konuyu bizimle paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyoruz. Baştan şunu teslim ede­lim ki, duyarlı olmak işi ciddiye almak öğrenmek için gerekli bir haslettir. Dinimize ve dünyamıza kar­şı duyarlı olalım ki, bir kez yaşama şansına sahip ol­duğumuz bu hayatı doğru yaşama imkânımız olsun. Kitabı ve hikmeti öğreten rabbimiz takip etmemiz gereken usulü şöyle belirtiyor:

“İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartışıyorsunuz; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysaki Allah, her şeyi bilir siz ise bilmezsiniz.” (Ali İmran3/66)

İslam haktır, hakikatin kendisidir, insanları hakka ve hakikate çağırır. Ciddiyete, samimiyete, hayatın gerçeklerini doğru olarak öğrenmeye, se­bep sonuç ilişkisini doğru kurmaya, bilgiyi doğru kaynaktan almaya, yaratanı ve yaratılmışları doğru anlayıp doğru inanmaya çağırır. Bunun için de insan, hayat ve kâinat hakkındaki en doğru bilgileri içeren tek kaynak olarak gönderilen kitaba Kur’an’a çağırır.(İsra 17/9) İnsana aklını kullanmayı öğütler ve aklını doğru kullanmayanları davarlara benzetir. (Furkan 25/44) Bu kitabı düşünen, akleden bir ka­vim için gönderdiğini ifade eder. (Rum 30/24)Akledenlere dinin sahibinin Allah olduğunu ve dinde hüküm koymanın da Allah’a ait olduğunu anlatır.

İnsanlar şunu bilmelidirler ki, bir dinin Pey­gamberi dinin tebliğcisidir. Allahtan almış olduğu vahyi ümmetlerine tebliğ eder. İnananların ilki olma sıfatıyla yapıp, yaşayıp gösterir. Dinde bir ibadeti koymak onun elinde olmadığı gibi; konul­muş olan bir ibadeti değiştirmekte onun elinde inisiyatifinde olan bir durum değildir. Bu ancak di­nin sahibi olan Allah’ın elinde olan bir yetkidir. Bu nedenle daha önce farz kılınmış olan dört rekâtlık öğle namazını kaldırıp yerine Cuma namazı namıyla iki rekât bir namaz koymak, Elçinin yetkilerini aş-maktadır. Bu nedenle Cuma namazının hükmünün sünnet olması söz konusu olamaz. Cuma suresinin 62/9-10’ cu ayetlerinin açık beyanıyla Müslümanla­ra o gün öğle namazının vaktinde iki rekât toplantı namazı kılmaları emredilmiştir. Özellikle “toplanma günü namaz için çağrıldığınızda “alış verişi” yani bü­tün işlerinizi bırakıp Allah’ı anmaya koşun.” İfadesi kesindir. “Emir” kipiyle yapılması istenen bir hüküm farz; yapılması yasaklanan bir fiil de haramdır. Bu nedenle Cuma namazı Müslümanların üzerine farz kılınmış bir namazdır sünnet değil.

Sünnetin fıkıhtaki tanımı ise “nafile demek-tir.” Yani farz ve vacip olmayan, yapanın sevap ala­cağı, yapmayanın ise günahkâr olmayacağı bir dav­ranış olarak tanımlanır. Cuma namazı ise kesin bir emirle yapılması istenen farzı ayın (herkesin bizzat yapması gereken bir farz.) olan bir ibadettir.

Cuma namazının ilk uygulaması, Resulullah henüz Medine’ye gelmeden önce başlamıştır. Aka­be kayalıklarında Medinelilerle Resulullah’ın yapmış olduğu ikinci akabe biatinden sonra Medineli Müs­lümanlar kendilerine İslam’ı öğretecek bir muallim istemişlerdi.

Muhammed (as) da onlara Mus’ab bin Umeyr’i göndermişti. Cumayı farz kılan ayetler (Cuma 62/9-10)                  hicretten önce gelmiş, Muham­med (as) bu durumu bir mektupla Medine’nin reisi olan Esad bin Zürare’ye bildirerek şöyle demiştir: “Arube günü öğle namazının vaktinde iki rekat toplantı namazı kılın. Yahudilerin ibadet için hazır­lık yaptıkları günde.”

Çünkü Arap takviminde bu ayetler gelmeden önce bu günün adı” Arube” günüdür. Yahudiler için Cumartesi günü çalışmak ha­ram olduğundan Arube gününde ibadet için hazırlık yaparlarmış.   Yanlış anlaşılmasını önlemek için bu günü tanımlarken Resulullah bu ayrıntıyı da zikre­derek Yahudilerin ibadet için hazırlık yaptıkları gün­de diyerek doğru anlaşılmasını temin etmiştir. (Bu mektup, Muhammed Ebu Zehra’nın “Resulullah’ın Mektupları” kitabında mevcuttur.)

Mektubu alan Esad bin Zürare bu günden sonra Arube günü şehir dışındaki bir taş ocağında Müslümanları toplayarak Musab bin Umeyr’in İma­metinde “toplantı namazını”Cuma namazını kılmış-lardır. İlk yapılan bu toplantının ayrıntıları anlatılır­ken Esad bin Zürare’nin bir koyun kestiğini ve bunun etini iki öyünde yediklerini ifade etmişlerdir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Resulullah’ın hicretini müte-akip Kuba Köyünden Medine ye gidişinde Ranune de kıldırdığı Cuma namazı kılınan ilk Cuma değil; Resulullah’ın kıldırdığı ilk cumadır. Daha önceleri Esad’ın riyasetinde ve Musabın imametinde kılındığı ifade edilmişti.

Mekke de Resulullah’ın kıldırmayışının sebe­bi, orada Müslümanların hâkimiyetinin olmaması idi. Medine’de ise hâkim olan Müslümanlardı. As­lında Resulullah hicret etmeden önce Medine de İslam devlet olmuştu. Sadece devlet başkanı Esad tarafından vekâleten yürütülüyordu. Resulün gel­mesiyle bu da asaleten tamamlandı. Malum devleti meydana getiren dört unsur vardır. Vatan/Medine, Millet/ Ensar – Muhacir ve tüm Medine halkı, rejim/ İslam, Lider/ Resulullah.

Resulullah Medine ye gelir gelmez; Mescidin inşası, sınırların tespiti, nüfus sayımı, vatandaşlık anlaşması, Şehir dışına gönderilen Küçük askeri birliklerin teşekkülü, yolların denetimi, belli yerlerde gözcülerin ve nöbetçilerin bulundurulması vs gibi devlet olmanın gerekleri de icraya başlanmıştı.

Medine de İslam dan önce de Pazar vardı. Resulullah geldikten sonra İslam’a uygun şartlara sahip yeni bir ticaret ve Pazar anlayışını oluşturdu. Bu anlayışa göre ticaret yapılıyordu. Cuma ayetlerinden sonra surenin en son ayetinin gelmesine se­bep olan olay ise kıtlık yıllarında Cuma günü tam Resulullah minberde cemaate hitabedenken kerva­nın Medine’ye girdiğini duyan bir gurup Müslüman kervanı karşılamak için mescidi terk etmişlerdi. Bu­nun üzerine Allah Teâlâ yapılan yanlışı düzeltmek için surenin son ayetini göndererek şöyle buyur­muştur:

“Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri za­man hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bıra­kırlar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma 62/11)

Cumayı farz kılan ayetler önceden gelmiş ol­duğu için Resulullah Cuma namazını kıldırıyor, na­mazdan sonra da hutbeye çıkarak Müslümanlara hitap ediyordu. Ümeyye oğullarından Muaviye’nin devleti ele geçirmesine kadar da bu böyle devam etmiştir. Muaviye namazdan sonra kimse beni din­lemek için beklemez diyerek hutbeyi namazdan önceye almıştır. Bu olayda Resulullah önce namazı kıldırdığı için konuşma esnasında nasıl olsa namazı kıldık işimiz bitti düşüncesi ile kervanın geldiğini du­yan cemaatten bazıları mescidi terk etmişlerdi. İşte surenin son ayetinin anlatmış olduğu olay budur:

“Ey iman edenler; cum’a günü namaz için çağ-rıldığınızvakit,hemenAllah’ ın zikrinekoşunvealış-ve-rişi bırakın. Bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”

“Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umu­lur ki kurtuluşa erersiniz.”

“Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri za­man hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bıra­kırlar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma 2/9-11)

Görüldüğü gibi önce gelen ayetler alışverişi bırakıp Allah’ı anmaya/namaza koşmalarını söylü­yor; namazı eda ettikten sonra da rızık için yeryüzü­ne /işlerini yapıp rızıklarını kazanmak için işe koyulmalarını istiyor. Ancak icra edilen ibadet bitmeden Resulullah konuşmasını sürdürürken, rızık endişesi ve ya eğlence için kalkıp gidenleri uyarıyor Ve bu­yuruyor ki; “Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. Onlara deki, Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

Olayın aslı esası budur. Bu ibadetin zamanını tayin eden ve hükmünü belirleyen Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle Cuma namazı Müslüman, mukim/yolcu olmayan, aklı ve sıhhati yerinde olan kadın ve erkek tüm müminler üzerine farzı ayındır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir