GenelYazarlardanYazılar

Kavimlerin Helâkı ve Alınması Gereken Dersler   

“Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allâh’ın âyetlerini) yalan sayanların akıbeti ne olmuş, görün! (Âl-i İmrân, 137)

Kur’an-ı Kerim’de helâk olduğu bildirilen kavimlerle ilgili olarak, “karye”, (Araf 34,164…) ve “ümmet” (Yunus 49, Hicir 5…) kelimeleri kullanılmaktadır. Bu kelimeler; memleket halkı, nesil, az veya çok, büyük veya küçük toplum anlamını da ifade etmektedir.

Helâk Kavramının Anlam Alanı “h-l-k” (fiil kökünden mastar olan helâk kelimesi sözlük anlamı itibariyle, düşmek, yuvarlanmak, yatağa düşmek, yani yaşlılık veya zayıflıktan halsiz düşmek gibi anlamlara gelmektedir. Ayrıca günaha, kötülüğe ve kötü duruma düşmeye de helâk denilmekte (M. Demirci, Tefsir Usûlü)

İnsanlara o günden bugüne kadar anlatılan tarihi olayların gerçek iç yüzünü ve bize lazım olan kadarını, ders vermek için, bir konuyu kıssa halinde bir hadise üzerinden anlatıldığında daha etkili ve kalıcı olduğu bilinmektedir. Bu metodu Kur’an-ı Kerim’de, kullanmaktadır. Bu tarihi olaylar üzerinden mesajını muhatabına ulaştırmak için bu olayları araç olarak da kullanmıştır. Önceki resullerin ve kavimlerin başlarından geçen olaylar, muhatap toplumlara ders ve ibret olması için anlatılmaktadır. Sözü aktarmada ve mesajı iletmede daha etkili ve dikkat çekici olduğu için söz konusu olaylar kıssalar halinde verilmektedir. Bu nedenle Kur’an kıssaları eğitici, öğretici ve ibret verici, hadiselerin iç yüzünü doğru ve gerçekliğiyle ortaya koyan özelliklere sahiptir. Kıssalar bazen de Allah resulünü ve ümmeti için teselli edici, moral ve cesaret verici mahiyette anlatılmıştır. Bu yönüyle kıssalar her dönemde yaşayan mü’minleri motive edici, inkârcıları ise ikaz etmektedir. Yani kıssaların verdiği dersler ve mesajlar güncelliğini hala korumaktadır.

Kur’an’nın haber verdiği, helâk edilen kavimler, helâk olma sebepleri, elan yaşayan toplumların ibret almaları, geçmişte yaşamış kavimlerin düştükleri yanlışa düşmemeleri ve aynı helâkın (g)azabına uğramamaları için anlatılmaktadır. Ayetlerde, helâk edilen toplumların işledikleri cürüm, zulüm kavramıyla ifadelendirilmektedir: “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? resulleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı” (Yunus 92) Yani onlar suçsuz iken haksız yere ceza verilmemiştir. Şu ayet de bunu haber verir: “Onların her birini günahından dolayı yakaladık. Onlardan kiminin üzerine taş yağdıran kasırga gönderdik, kimini şiddetli çığlık aldı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de (suda) boğduk. Allah onlara haksızlık edecek değildi. Ama onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.” (Ankebut 40)

Bir toplumun fıtratı bozulmamış ve azabı hak edecek eylemlerde bulunmamış ise, Allah o toplumu cezalandırmaz; “Rabbin, ahalisi ıslah edici iken o beldeleri haksız yere helak edecek değildi.” (Hud 117)

Bir genelleme yapacak olursak toplumların helâk olma sebepleri; inanç, amel, ve fıtratı bozan ahlâkları ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Ama genel itibariyle bozulma da düzelme de inançta başlar. Bu da amellere ve ahlâka yansır. “Andolsun, biz çevrenizdeki kentleri de yok ettik ve belki (inkârlarından) dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık”. (Ahkậf 27, Araf 74-79)

Her canlı gibi millet ve toplumların da dünyada belli bir yaşama süreleri vardır, doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiçbir ümmet/kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimlerin de eceli geldiği zaman “ne bir saat ertelenir ne de geri bırakılırlar” tarih sahnesinden silinir giderler. (Araf 34, Hicir 4-5) Bu, Yüce Allah’ın kậinatta tesis ettiği sünnetullah (değişmez kanun) gereği bu böyledir.

Tarih; tekrar tekrar sahnelenen bir tiyatro oyunu gibidir. Rol alanlar değişse de, senaryo değişmez. (İbn-i Haldun)

Kuran’ın yaklaşık olarak üçte biri geçmiş kavimlerin haberlerini oluşturur. Dolaysıyla bu üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biridir. Bu kavimlerin kahir ekseriyeti, kendilerine gönderilen elçileri yalanlamışlar ve onlara düşmanlık yapıp mücadele etmişler. Taşkınlıkları hat safhaya ulaşınca da hem yaşayanlara hem de sonradan geleceklere ibret o(a)lması için Yüce Allah çeşitli şekillerde helâk etmiştir.

“Biz bunu, onlara ve onlardan sonra gelecek olanlara ibret; muttakilere de öğüt olarak yaptık.” (Bekara 66)

Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu bu kıssalar, insanlara sadece malumat vermek ve tarihten haberdar etmek için değildir. Dolaysıyla üzerinde düşünülmeden sadece okuyup geçmek için de değildir, her hadiseden dersler çıkarmak, hikmet ve öğütlerinden ibret almak için okunduğunda maksat hasıl olur. Aslında Allah’ın gönderdiği vahyin tamamı bu minval üzere okunduğunda şunu rahatlıkla göreceğiz; Allah’tan başka ilah olmadığını, uluhiyetin ve rububiyetin sadece Allah’a has kılınmasını insanlara hatırlatmak ve “temiz akıl” sahiplerinin düşünüp öğüt almaları için olduğu sürekli vurgulandığına şahit olacağız. (İbrahim 52)

“Hiçbir can, Allah’ın izni olmadan ölmez. O, belirlenmiş bir ecele göredir. Kim dünyanın yararını isterse ona ondan veririz; kim de ahiretin yararını isterse ona da ondan veririz. Şükredenlerin karşılıklarını vereceğiz.” (Al-İmran 145)

Ayette geçen “izin” kelimesine birden fazla anlam yüklenmiş, bundan dolayı birçok meal yazara farklı anlamlar vermiştir. (Allah’ın ilmi, bilgisi, müsậdesi, izni…) hangi anlamı verirseniz verin, denilmek istenen (maksat) “ölümün ve hayatın” (Mülk 2) Allah’ın elinde olduğunu O’ndan başka hiçbir şeyin baki olmadığının bilincine bizleri götürür.

Kavim/ümmet/karye/topluluk ve insanların helậk zamanlarını takdir eden Allah’tır. Bu takdir ve ecelin dışında hiçbir kimsenin ölmesi, hiçbir ümmetin yok olması söz konusu değildir. Ayetlerde belirtildiği gibi, her ümmetin ve her nefis/canlının bir eceli vardır. Allah’ın koyduğu yasalar tahakkuk edip zamanı gelince nefislerin ve ümmet/kavimlerin ölümü gerçekleşir. Bu ecelin zamanını insanlar bilemez, ancak Allah bilir.

“Hiçbir şehir (karye) yoktur ki biz o şehri, kıyametten önce helâk edip şiddetli bir azaba uğratmayalım. Bu, kitapta yazılıp, taktir edilmiştir.” (Araf 58)

Kur’an’ın ifadesiyle, Allah ezeli ilmiyle geçmiş ve geleceğin künhüne vakıf olandır. (Nemil 65) Bundan dolayı kimin iman edeceğini kimlerinde küfürde inat edeceğini elbette bilmektedir. Dolaysıyla insanların bahanesi kalmaması mazeret ileri sürmemeleri için onlara yeterli süre tanımakta ve kendisinin yeterli gördüğü zamanın dolmasının sonucunda helâkı hak edenlerin üzerine azap indirmektedir.

“Andolsun, sizden önceki nice nesilleri elçileri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız” (Yunus, 13)

Allah insanlara zulmetmez, (Yunus 44) iyiliklerin karşılığını kat kat fazlasıyla verir. İşlenen kötülüklerin hepsine ise ceza vermez, bir kısmını da bağışlayacağını buyurmaktadır. İnsanların başlarına gelen felaket ve âfetlerin kendi hataları sebebiyle gerçekleştiğini, böylece isyan eden insanların kendi kendilerine zulmettiklerini ifade etmektedir.

“Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.” (Nisa 40)

Sonuç itibariyle herkes eceli geldiğinde ölecek, bu dünyada yaşam süresi son bulacak ama ebedi bir hayat başlayacak esas güzel olan ve yaşanması gereken de o hayattır. Onun için burada Allah’a karşı gelmekten sakınıp, nefislerimizin arzu ve isteklerimize uymak değil de O’nu hayatımıza müdahil ederek ve istediği gibi bir hayatı irademizi kullanarak nefislerimize hakim kılarak yaşatırsak, rızasına nail olur ve ahiretimizi de kurtarmış oluruz. (Ra’d 11)

Toplumda adaletsizlik, ahlaksızlık, kötülükler ve zülüm hat safaya ulaşır da hak temsilcileri de buna dur deme mücadelesi vermez de es geçerlerse, onlarda zalimlerle aynı gazaba uğrar, helak olurlar. Ve yerlerine Allah daha iyi olan toplumları getirebilir. Çünkü Allah’ın hiç kimseye minneti yoktur!

“Nice zalim olan kenti helak ettik ve onlardan sonra başka kavimler var ettik.” (Enbiya 11)

Kur’an da bildirdiğine göre Allah, her kavme doğru yolu göstermeleri için elçiler göndermiş, elçiler onları sadece (Tevhid’e) Allah’a iman ve itaate çağırmışlar, taşkınlık, zulüm ve isyanı terk etmelerini istemişlerdir. Ancak o kavimlerin pek çoğu bu elçilerin davetine uymadığı gibi onları yalanlamışlar, hatta eziyet edip öldürmüşlerdir. (Maide 70) Allah o kavimleri defaatle çeşitli şekillerde uyarmış, ama düzelmeyince helậk etmiştir.

“Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi idrak etmiyorlar mı? Yeryüzünde size vermediğimiz imkânları onlara vermiştik. Üzerlerine bol bol yağmur göndermiş ve yerlerde ırmaklar akıtmıştık. İşledikleri suçları nedeniyle kendilerini yok ettik. Onlardan sonra başka nesiller meydana getirdik.” (Enam 6)

Helak edilen kavimlerin en başta gelen hataları/suçları/kabahatleri; onları imana, itaate ve doğruluğa davet eden elçilere (Vahye) isyan etmeleri ve onları yalanlamalarıdır. Toplumların helậkına sebep olan cürümleri işleyenlerin, her ne kadar biz bunların bu dünyada sonlarının gelmesini/helâkını görmüyorsak da esas itibariyle mahkemeyi kübra (ahirette ki büyük mahkeme) da helak olan topluluklarla aynı yerde azaba birlikte gireceklerini bize Kur’an haber vermektedir. (Yunus 45) Esas olan da zaten sonsuz/ebedi olan hayattır. Diğer yandan, Kur’an-da anlatılan kıssalarının amacı, davetin her sahası ve safhası için bütün çağlardaki davetçilere örnekler oluşturmak, metot ve programlar sunmaktır. Bu yönüyle kıssalar günümüzün iman eden toplumlarına ve onların davetçilerine mesajlar vermekte “siz bu yolun yolcularının ilkleri değilsiniz” ve onlar için örnekler oluşturmaktadır…

Not: Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçmeyen daha pek çok helak olan kavimlerde mutlaka vardır elbette. Biz sadece Kur’an’da yazıldığı kadarını biliyor ve itimat ediyoruz. En doğrusunu Allah bilir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir