
Gerçek Mü’minlerin Bazı Özellikleri
*“Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rabbini tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçekten müminlerdir. Onlara, Rabbi katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.”* (Enfâl, 8/2-4)
- İnanan insanların imanlarıyla duyguları arasında büyük bir etkileşim söz konusudur; mümin Allah’ı öyle bir sevgiyle sever ki O’nun ismi anıldığında heyecanlanıp adeta kalbi yerinden çıkacakmış gibi bir duyguya kapılır. Kendisine Allah’tan söz edildiğinde gönlünde heyecan ve coşku karışımı duygular oluşur. Müminlerin bu duyguları başka ayetlerde şöyle ifade edilmektedir: “… Rabbinden korkanların onun etkisiyle tüyleri ürperir, sonra da Allah’ı anmakla onların bedenleri ve kalpleri yumuşayıp rahatlar…” (Zümer,39/23)
“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 13/28)
- Müminler, Allah’ın âyetleri kendilerine okunduğunda veya kendileri bu ayetleri okuyup anladıklarında yeni bilgiler elde edip bunlara iman etmek suretiyle inançlarını kuvvetlendirirler. Ayrıca her bir âyet, ihtiva ettiği incelik, güzellik, hikmet ve bilgiler sebebiyle Kur’an’ın Allah’tan geldiğine delil teşkil ettiği için nitelik yönünden de müminlerin imanlarını güçlendirir. Bu husus başka bir ayette, “O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir…” (Fetih, 48/4) şeklinde ifade edilir.
- Müminler sadece Allah’a güvenirler. Bütün işlerimizde sadece Allah’a güvenmek, O’na dayanmak, O’nu vekil edinmek imanımızın zirveye ulaştığının nişanesidir. Bizlerin insanlar olarak mal, mülk, evlât, eş ve dost edinmemiz en tabii hakkımızdır. Ancak, bu varlıkların bizler için bir imtihan aracı olduğunu dolayısıyla onlara dayanıp güvenmenin bizlere hayal kırıklığı yaşatacağını dikkate alarak asıl güvenilecek olanın fâni varlıklar değil, her şeyi yaratan ve mülkün gerçek sahibi olan Rabbimiz olduğunu unutmamamız gerekir.
- İslam dini ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun yaratıcısı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de getirmiştir. Bu düzenlemelerin bir parçasını da ibadetler oluşturmaktadır.
Namaz ibadeti ise bunların başında gelir. Namaz, Allah ile kurulan bağın gerçekleştiği en uygun ve en güzel bir vasıta olduğu için müminler olarak onu büyük bir özenle yerine getirmeye çalışırız. Namaz kılarak, Allah’ın büyüklüğünü düşünür, O’nun karşısında acizliğimizi ve zayıflığımızı anlarız. Bunu bu şekilde anlayan kimse,hep iyilik yapmaya gayret eder. Başka insanlara kötülük düşünmez. Böyle fertlerden meydana gelen toplumlarda huzur ve mutluluk olur.
- Müminler, Allah’ın verdiği rızıktan kendileri yararlandıkları gibi yakından uzağa doğru başkalarının da ondan yararlanmasına imkân verirler; nafaka, zekât ve sadaka verme, vakıf kurma, ödünç verme ve kullandırma, ikram etme gibi malî vazife, yardım ve iyilikleri ihmal etmezler. Âyette “kendilerine rızık olarak verdiğimizden” buyrularak nimetin, Allah’tan geldiği vurgusu yapılmakta ve müminlerin, O’nun adına fedakârlıkta bulunarak toplumu veya fakirleri ellerindeki mallardan yararlandırma bilincini kazanmaları öğütlenmektedir.
*EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OLMAK*
*”Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenlerde dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”* (Hûd, 11/112)
Rabbimiz *”Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”* buyurarak doğruluğun ne kadar önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmektedir. İslam dininin özünü oluşturan doğruluk; insanın içi ile dışının, özü ile sözünün bir olması, söyledikleriyle yaptıklarının (söz ile filinin) birbirine uyması demektir. Bunun zıddı ise yalancılıktır. Yalancılık ise dinimizde yasaklanmış, İslam ahlakı ile bağdaşmayan çok çirkin bir davranıştır. Hayatı boyunca doğruluktan ayrılmayan, düşmanlarının bile emin, güvenilir dediği yüce Peygamberimiz, bu ayet nedeniyle dosdoğru olamazsam düşüncesiyle ihtiyarladığı, saçlarının ağardığını belirtmiştir. Su halde bizim ne kadar daha fazla dikkatli olmamız gerektiğini bir düşünelim. Düşünelim de kendimize çeki düzen verelim. Acaba biz bu emir karşısında gereken titizliği gösterebiliyor muyuz? Çevremizdeki insanlara, komşularımıza, arkadaşlarımıza bizim hakkımızda bu insan nasıldır? Doğru, dürüst ve güvenilir birisi midir? diye sorsalar acaba, bizim hakkımızda ne derlerdi? Bu insan doğru dürüst biridir mi derler yoksa yalancı biridir mi derlerdi? Her işimizde doğru olmalıyız ki toplum da bizim hakkımızda güzellikle şahadette bulunsun. Biz doğru olmalıyız ama bununla beraber yakınlarımıza ve çevremizdeki insanlara örnek olarak olanın da doğru birer insan olmasını sağlamalıyız. Nitekim Peygamberimiz kendisi doğruluktan ayrılmadığı gibi kendisinden nasihat isteyen ashabına da bu konuda tavsiyelerde bulunmuştur.
Söyle bir düşünelim; acaba çevremizde kaç kişi konuştuğumuzda, ticari ilişkilerimizde ve söz verdiğimizde sözümüzü tutacağımız konusunda bize tam olarak güvenmektedir. Yahut biz karşımızdaki insanlara bu konularda ne kadar güvenmekteyiz? Eğer bu gün kimse kimseye güvenmiyor diyorsak işte bunun sebebi ‘’Rabbimizin dosdoğru ol” emrini hakkıyla yerine getirmeyişimizdendir. Yalandan uzak durmak ve doğruluk üzere bulunmak, hepimizin en başta gelen dini ve ahlaki görevlerimizdendir. Doğruluk şeref, izzet, yücelik; yalancılık ise zillettir. Yapmayacağımız şeyleri söylememizin doğru olmayıp büyük günah olduğunu (Saff, 61/1-2) belirten Allah (c.c), sosyal ilişkilerin sağlıklı bir zeminde devam edebilmesi için doğruluk ilkesine vurgu yaparak şöyle buyurmaktadır:
*”Ey iman edenler! Allah ‘tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resülüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır”* (Ahzab, 33/70-71)
*”Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin.”* (Fussilet, 41/30)
Bu ayet-i kerimelerde: söz söylerken ve iş yaparken doğru ve dürüst olmamız emredilmiş, böyle olduğumuz taktirde işlerimizin düzeleceği ve günahlarımızın bağışlanacağı, sonuçta da bize vaat edilen cennete ulaşacağımız belirtilmiştir. Hepimiz hayatımızı doğruluktan ayrılmadan devam ettirelim, önce aile fertlerimiz olmak üzere diğer Müslüman kardeşlerimizin de doğru ve dürüst olmaları için dini sorumluluklarımızı yerine getirmeye gayret gösterelim.
Amin , Selam ve dualarımla.
‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’


