
İnsanların Çoğu Vahiyden Yüz Çevirirler !!!
Yüce Kuran’ın kullandığı kesir ve ekser çokluk ve çoğunluk kavramları genellikle olumsuz anlamlarda kullanılmaktadır. Çoğunluğun temsil ettiği bir düşünce değil kaynağı hak ve hakikat olan bir düşünce doğru kabul edilmek zorundadır. Bir davanın doğru olması çok eskilere dayanmış olmasından ve taraftarlarının çokluğundan onay alamaz ya da almamalıdır. Kimi zaman hak ve hakikat bir kişi veya bir kaş kişi tarafından temsil edile bilinir. Allah’ın insanlar içerisinden seçip gönderdiği elçilerin tamamı bu kategoride türlerinin tek temsilcileridir. Kimi zaman elçileri kabul eden insan sayıları bir elin parmaklarının sayısını geçmemiştir. Yine kimi zaman bu elçilere biyolojik ya da ev halkından bile bazıları iman etmemişlerdir. Hz. Nuh’a oğlu Hz. Lut’a hanımı iman etmemiştir. Hz. Muhammed’e en yakın akrabaları karşı çıkıp onunla kıyasıya mücadeleye girişmişlerdir
Çokluk ve çoğunluk kavramının Kuran’da olumsuz manada kullanıldığına dair birkaç ayet meali verelim: “ Ey elçi! Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu( çoğunluğu) asla iman edecek değildirler.” “ Onları çoğu (çoğunluğu) ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.” ( Yusuf- 103 ile 106.) ayetler. “ Onlar ne zaman Allah ile bir sözleşme yapmışlarsa, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu kendi değerlerine inanmıyorlar.” ( Bakara- 100 ) Bu ayetlerde insanların çoğunun hiçbir zaman iman etmeyeceği mesajına yer verilmektedir. Dünyanın bir gün bütünüyle iman edenlerden oluşacağı, birilerinin bütün insanları iman edenlerden oluşturacağı vs. şeklindeki kabuller bu ayetlerin mesajlarına aykırıdır.
Kalabalıklar ve rakamların üstünlüğünü elliye rağmen elli bire dayanan anlayışların tamamı batıldır. Günümüzde dünyayı ve içerisindekileri ifsat edip insanoğlunu huzurdan ve merhametten mahrum bırakan gittiği yerlere kan ve gözyaşından başka bir şey götürmeyen demokrasi dini de doğrulara değil sayıların üstünlüğüne dayanmaktadır.
Yine Kuran’ın ifadesiyle insanların çoğu ya da çoğunluğu Allah tarafından gönderilen vahiylerden yüz çevirmişler bu durum an itibariylede: devam etmektedir: “ De ki ! Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu Kuran büyük bir haberdir.” (Sad 37-38) Burada geçmişin ve günümüzün müşriklerinin ilahi vahye karşı tutum ve davranışları ortaya konulmaktadır. Oysa Kuran büyük bir haber olup sıradanlaştırılacak bir kitap değildir.
Ayette sözü edilen “büyük haber “den maksadın “Yüce Allah’ın tekliği” “peygamberlik, son saat, kıyamet ve mahşer” ile ilgili bilgiler olabilir. Ancak bu ve benzer konulardaki bilgiler bütünüyle Kuran’da yer aldığı için, ayetin başındaki hüve zamiri surenin ilk ayetindeki el- Kuran veya yirmi dokuzuncu ayetteki kitap ya da kırk dokuzuncu ayette geçen zikir kelimesi olabilir. İlahi vahiylerden yüz çevirenler Kuran’ın değişik ayetlerinde değişik ayetler ile benzetme sanatı kullanılarak onların özelliklerinden bahsedilmektedir: “Bekledikleri şefaatçilerin şefaati onlara hiçbir yarar sağlamaz. Onlara ne oluyor da aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri gibi bu hatırlatmadan (Kuran’dan) yüz çeviriyorlar.?” ( Müddessir – 48- 49- 50-51)
Bu ayette vahiyden yüz çevirenler aslandan kaçan yaban eşeğine benzetilmektedir. Vahiyden yüz çevirenlerin bu şekilde bir benzetmeye tabii tutulması, bizzat şahısları hedef almaktan ziyade, onların vahyin gerçeklerinden hızlı ve kararlı bir şekilde uzaklaşmalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sürünün kaçışı bir menfaat doğrultusunda gerçekleşmektedir. Çünkü onlar kurtuluşa kaçmaktadırlar; yaşamayı ve hayatta kalmayı amaçlamaktadırlar.
Vahyin aydınlığından kaçanlar ise bundan çok daha farklı bir konum arz etmektedir. Çünkü onlar aydınlıktan ve hayattan, üstelik hem dünya hayatından, hem de ebedi ahiret hayatından kaçıyorlar. Onlar aydınlıktan kaçmak ve karanlıkta kalmak için vahiyden yüz çeviriyorlar. Bu açıdan bakıldığında ayetlerde kast edilen anlamın, insan ile hayvan karşılaştırması olmadığı, sadece hızlı kaçışla ilgili bir benzetmenin yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Esasında iradelerini doğrudan yana kullanmayanlar, en düşük konumun sahipleri olarak tanıtılmaktadırlar. Kuran öğüdünden yüz çevirmek, kişiyi dünyada sıkıntılı ve dar bir hayatın sahibi yapar; kendisine şeytanın musallat edilmesine neden olur; ahirette ise söz konusu kişiyi sürekli zorlaşan bir azaba sürükler: Yüce Allah şöyle buyuruyor! “Kim de benim zikrimden (Kuran’dan) yüz çevirirse, şüphesiz ki onun için dünya da sıkıntılı bir hayat olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak dirilteceğiz.” (Taha-124)
İnsanoğlu için vahiyden uzak kalmanın hem bu dünyada hem de ahirette çok kötü sonuçları olacaktır. Bu bağlamda vahiyden yüz çevirmek, en başta gaflette kalmayı tercih etmek anlamına gelir. Hakikati başka yerde veya yerlerde aramak, başka yolların peşine takılmak gibi sonuçları da beraberinde getirmektedir. Öteye şaşkınlık ve sapıklık kalacağı Kuran’ın ortaya koyduğu bir gerçekliktir. “ İşte O, sizin gerçek olan rabbiniz Allah’tır. Artık gerçeklerden sonra sapkınlıktan başka ne kalır ki! Nasıl da sapkınlığa döndürülüyorsunuz!” ( Yunus-32)
Vahyin yolunu takip etmemek yolsuz kalmaktır; vahyin ve dolayısıyla onun hayata yansıtıcısı olan Allah elçilerinin örnekliğine bağlanmamış bir hayat, değerlerden ve hakikatten yoksun bir hayattır. Bu tür hayat sahipleri hem dünya da hem de ahirette rezil ve rüsva bir hayata mahkûm olacaklardır. Yanlış anlaşılmasın Allah bunlar hakkında her hangi bir şey takdir etmiş değildir. Tam aksine onlar vahiyden uzak yaşayarak bunu hak etmiş olmaktadırlar. Vahiyiz bir hayat tercihi sebep azaba duçar olmak ise sonuçtur.
Bu gün içerisin de yaşadığımız dünya da genel olarak insanlar vahye şu iki şekil de bakmaktadırlar. Bunların en yaygın olanı vahyi inkâr edip hayatlarına yansımasına müsaade etmeyenlerdir. Batı ve batılın temsilcileri bu duruşlarını yaşam tarzlarına dönüştürmüşlerdir. Bunlar her fırsat ve durumda bu niyetlerini açıklayıp İslam’ın kutsallarına saldırmaya devam etmektedirler. Bunlar İslam’a ait olan her ne var ise düşmandırlar. An itibariyle abd. ve israilin yaptıkları bundan başka bir şey değildir. Bu zihniyet sahipleri halkı Müslüman olan coğrafyadan edindikleri hainler vasıtasıyla bu toprakları ve halklarını yok etmekten ve taş devrine! göndermekten söz edebilmektedirler. Aslında yaşadıkları bu devri unutarak özellikle İranlı kardeşlerimize tehditlerine! devam etmektedirler.
Malumunuz “ hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz imiş” atasözü tamda Müslüman coğrafya halkının içler acınası durumunu ortaya koymaktadır. İktidarları dâhil her şeylerini borçlu oldukları efendilerine bir çift laf etmekten bile acizler. Zamanla ülkelerinden tahsis ettikleri üslerden İran’a yapılan saldırıları bile önlemekten aciz ve güçten yoksundurlar. Oralardan ülkesine yapılan saldırılara cevap veren İranlı kardeşlerimizi suçlamaktadırlar. Maalesef durum an itibariyle böyledir.
İkinci gurubu oluşturanlar ise: Fiziken yüce Kuran’a sahip olanlar ancak; Kuran’ın kendilerinden ne istediğinden ve nasıl olmalarını emrettiklerinden yoksun ve uzak olanlar. Çünkü bunlar yüce Kuran’ın indiriliş gayesini ve amacını tamamen asıl gayesinden uzak algılayan ve adına Müslüman halk denilen bu topluluktur yüce Kuran’ı sadece seslendirerek ona karşı görevlerini yerine getirdiklerine inanan kalabalıklardır. Kuran’ı indiriliş gayesinden uzaklaştırıp dirilerden çok ölülerle ilişkilendiren ve hayatlarından kovan bu insanlar sonrada “Müslümanlar niçin bu durumda diye” şikâyet etmektedirler.
Yüce Kuran’ın emrettiklerini yok sayan, savsaklayan, hayata uygulanabilir bulmayan düşünce sahiplerini değişik ayetlerde birden fazla yerde Allah eşeklere benzetmektedir. Bunların içerisin de konumuza ışık tutacak şu ayet mealini sizler ile paylaşmak istiyorum: “ Tevratı ( Allah’ın gönderdiği vahiyleri Kuran’ı) anlama ve uygulama ile yükümlü tutulup bunun sorumluluğunu yerine getirmeyen kimseler, üzerinde ciltler dolusu kitap taşıyan eşek gibidirler. Allah’ın ayetlerini anlayıp uygulamayan bir toplumun hali gerçekten içler acısıdır. Allah ayetlerini anlayıp fakat uygulamayan bir toplumu amaçlarına ulaştırmaz.” ( Cuma- 5 )
Bu ayette ilahi vahyi anlayıp hayata taşımayanlar, ne taşıdığından habersiz bir şekilde vahiylerden oluşan kitabı yüklenen eşeğe benzetilmektedir. Ayette eleştirilen şey eşekler değil, ne yaptığından habersiz olup ilahi vahye karşı sorumluluğunu yerine getirmeyenlerdir. Kuran ayetlerini belirli bir zaman aralığına hapsetmek veya bir tane nüzul sebebi bulup ayetin mesajını ve evrenselliğini sınırlandırmanın hiçbir geçerli nedeni olamaz veya olmamalıdır.
Daha önce gönderilen vahiylerden olan Tevrat’ı veya İncil’i anlayıp ancak hayatlarına uygulamayan kimseler nasıl ki kitap yüklü eşeğe benzetiliyor iseler an itibariyle dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar ilahi vahiyle tanışıp duyan veya anlayan ancak gereğini yapmayan herkes bu ayet kapsamında değerlendirilir ve eşek benzetmesinin muhatabı olur.
Günümüz dünyasında sorun ilahi vahyin insanlara ulaşmaması değil sorun vahyin gereklerinin yerine getirilmemesi sorunudur. Halkı Müslüman coğrafya da yüce Kuran’ın fiziki varlığı sorun edinilmemekte hatta Kuran’ın gönderiliş gayesi dışında bir takım yarışma ve etkinliklere müsaade edilmekte. Mesela Kuran’ı güzel okuma yarışmaları ve okuduğunu anlamayan hafızlık kurumlarının canlı ve diri tutulması tarikat ve tasavvufun özendirilmesi an itibariyle aklımıza gelen faaliyetlerdir.
Bu tür uygulamalar İslam’ı olmayan rejim ve ideolojilerin mevcut halklar tarafından kabullerini kolaylaştırmaktadır. İslam’ı sadece ezan ve camilerin halka açık olmasından ibaret zanneden bu zavallılar bununla paçayı yırtacaklarını zannediyorlar ama nafile. Zira İslam’ın tamamı gönderilen en son vahiy olan yüce Kuran ve onun yürüyen hali olan Hz. Muhammed (as) ın yaşanılarak gelen sahih sünnetinin tamamından oluşmaktadır. Bu emir ve yasakların biri diğerinden çok önemli diğeri ise daha az önemsiz gibi bir anlayış mümince bir tavır olamaz.
Zira! “ ….. Yoksa siz, kitabın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmak ve kıyamet gününde azabın en şiddetlisine uğratılmaktan başka nedir? Allah sizin yaptıklarınıza karşı asla duyarsız değildir.” ( Bakara- 85 ) Kuran ayetlerini kendisi hariç diğer bütün insanlar ile ilgili ve ilintili gören hastalıklı zihniyet mensupları bu tür ayetleri kendi bağlam ve konu bütünlüğünden uzaklaştırarak kendi çarpık zihniyetlerine meşruluk kazandırmaya çalışmaktadırlar. Oysa Kuran okuyan her insan sanki Kuran kendisine yeni nazil olmuş gibi okumalı, anlamalı, aktarmalı ve yaşamalıdır.
Son iki yüz elli yıldır Yüce Kuran’ı önlerinden alıp arkalarına atan ve onu yürürlükten kaldırıp uygulana bilir olmaktan çıkarıp mehcur eden halkı Müslüman coğrafya İslam’ın ve iman edenlerin düşmanları olan kâfirlerden tercüme yoluyla elde ettikleri ve tamamı insan aklının ürünü olan ithal kanunlarla şan ve şerefini yeniden kazanacağına inandırıldı. Ancak durum beklenen gibi olmadı. Bu yola tevessül eden bütün toplumlar şan ve şerefini kaybettiler. Abartmıyorum Osmanlı döneminde sadece bir paşa ile idare edilen topraklarda yirmi den fazla ulus devletçikler! kurarak lime lime bölüp parçaladılar. Bu gün o zamanlar kurdurdukları devletlerden edindikleri askeri üsler ile on bin mil öteden gelip İran ’a saldırıp masum çocukları katledebiliyorlar.
Günümüz dünyasında haklının değil güçlünün! borusunun öttüğü kötü bir dönemi yaşamaktayız. İran’daki ABD Yanlısı olup mevcut yönetime karşı olanların idam edilmesini istemeyen episteyin çocuğu! söz konusu İsrail hapishanesinde hiçbir haklı nedene dayanmayan Filistinli mahkûmların idam edilmesini onaylayan Siyonistleri ayakta alkışlaya bilmektedir. Allah aklını kullanmayanları rezil bir hayata mahkûm eder. Gelin duygularımızla değil vahyi esas alarak aklımızla hareket edelim. Başka bir yazıda buluşmak dilek ve temennisi ile Allah’a emanet olunuz.
