
Devletin Dini?
Meselemiz konumuz nedir?
Küfrün şirkin yırtıklarını tamir etmek mi? İslam’dan yamalık bulmak mı? Meselemiz; Allah’ın tevhit akidesini anlamak, yaşamak, yaşanması için her hal ve şartlarda zemin bulmak mı?
Allah’ın nizamı Kulların yöntemleri ile mi hayat bulur bulacaktır? Yoksa Allah’ın direktifleri ile hareket eden elçisinin yaşam biçimi haline getirdiği “Ahlak kitabı ile mi “?
Bu soruyu, Müslümanlara sormak kadar acı ve zül olamaz! Müslüman tüm amellerini Allah’ın elçisinden öğrenir.
Lakin; dinlerini bilemeyenlere / bilmeyenlere sormak zorunda olmak /kalmak ayrı bir zillet.
Niyet düşünce, Vahiyden hareket etmiyorsa ciddi bir sorun var demektir.
“Laik demokratik şirk savrulmalarını Allah’ın dini ile kıyaslamaya kalkanlara sözüm o ki
“Tevhit ile Şirk ” asla aynı zeminde yaşayamaz, birbirini kesinlikle kabul etmez edemezlerken, Laik şirkin Müslümanlar eli ile düzeltilmeye çalışılması da ayrı bir garabettir.
* Devletin Dini, Adalet midir? Başlığa dönerek şu soruya cevap arayalım istiyorum.
– 1.Devletin dininin adalet olduğunu iddia edenler hangi hakikati dile getirmiş oluyorlar!-2.Bilakis hak ve batılın daha çok birbirine karıştırılmasına mı hizmet ediyorlar!
Hakikati dile getirdiklerini iddia edenlerin bu sözlerini doğrudur diye alacak olursak, adalet diye bir dinin olduğuna inanmamız gerekecektir!
Hâlbuki adalet bir dinin ismi değil, dinlerin(ideolojilerin) hemen hepsinin ilke edindiklerini iddia ettikleri yönetimsel bir anlayıştır. Toplumsal düzeni sağlamakla ilgili olan bu ilke her dine/düzene ideolojiye göre değişiklik gösterir.
Mesela beşeri dinler(sistem ve ideolojiler) adaleti ilke edindiklerini iddia etseler de, İslami hükümleri dikkate almadıkları için ancak kısmi ölçülerde belki adaleti sağlayabilme iddiasında olabilirler.
Bu konu, siyaset felsefesi ve ilahiyat alanlarında sıklıkla tartışılan, Devletin dini adalettir! Terkibinin değişmeceli mi yoksa ontolojik bir hakikat mi olduğu tartışmasına işaret ediyor.
Bu görüşe yönelik eleştiriyi farklı başlıklarda incelemeden; önce tarifle başlayalım.
Adalet, haklı ile haksızın ayırt edilerek herkese hak ettiğinin verilmesi, hukuka uygunluk, eşitlik ve doğruluk ilkelerine dayalı denge sağlama kavramıdır.
Toplumsal huzurun temelini oluşturan bu değer, hakların korunmasını ve tarafsızlık içinde hakkaniyetli muamele yapılmasını ifade eder.
Bu tarifi doğru kabul ederek konuyu irdelemeye çalışırsak,
Adaleti, vahiyle belirlenen inanç esaslarının (dinin) yerine koymak, “Adaletli olduğu sürece her inanç veya yönetim meşrudur” gibi, hak ile batılı ayıran sınırları belirsizleştiren bir yaklaşıma (seküler/dünyevi bir bakışa) kapı aralayabilir. Bu da teolojik açıdan eleştirdiğiniz hak ve batılın karışması durumunu doğurabilir.
İslam siyaset düşüncesinde, adaletin tecellisi (zulmün/ münkerin önlenmesi) devletin farz olan görevlerinden biridir, ancak adalet dinin kendisi değil, dinin uygulanması gereken temel bir emridir.
Bu sözü kullananlar, genellikle adaleti bir inanç sistemi olarak değil, devletin temel varlık sebebi ve ahlaki temeli olarak tanımlarlar. Veya öyle görmek/göstermek istedikleri için kullanırlar.
Hz. Ömer’e atfedilen (ancak kaynağı tartışmalı olan) “Adalet mülkün (devletin) temelidir” sözünün daha retorik ve vurgulu bir versiyonu olarak kullanılır. Yani, “Devletin dini adalettir” derken kastedilen, “Devletin işleyişindeki en üstün ilke adalettir” anlamı olabilse de, Yalnız başına adalet gerçek adaleti istihsal etmez.
Her adalet iddiasının arka planında bir düşünce/ fikir ideoloji vardır. Bu bağlamda “ Devletlerin ana ilkelerine göre adalet ortaya çıkar. Bizinin adalet dediğine diğeri zulüm diyebilir.
Manipülatif sözlerle “ Devlete adalet dini biçmeye gerek olmadığını düşünmeliyiz. Devlet kendi ismi ile anılırken eğer İslam ise, elbette Allah’ın yasalarından ortaya çıkan nizam Adil/adalet olacaktır. Din İslam’dır, hukuku İslam hukukunun adil yasalarındır.
Kelime oyunlarına ihtiyaç duymaz. Hiçbir şart ve şekilde zalim ve müşrik yasaların uygulanmasının “” Devletin dini adalettir! Sözü ile temize çıkartılamaz.

