
Bir yazıya yoğunlaşırken, düşünceye yatmışken bin bir soru akla geliyor. Soru sormakla başlar sorunların üstesinden gelme. Ya da sorunları kurcalama ve bir yol bulma. Bin bir soruya bin bir çözüm yok ne yazık ki. Sorusuzluk sorunsuzluk anlamına gelir. Bu, şu zaman için geçerli değil. Bin bir yabancılığın kuşatmasındayız. Bize ait olmayan, yabancı bir dünyanın ruhuyla var olmaya bakıyoruz. Bu, sanki bize aitmiş gibi benimsiyoruz.
Müslümanların kimyası bozuldu. Geçen yüzyılın başından itibaren başlayan ve ağır bir şekilde insanımızın üzerine abanan yabancılığa karşı bir direniş bir karşı çıkış, bir yol buluş sürecine girildi. Bu, farklı biçimlerde seyredildi. Onun üstesinden gelinecekken benimsendi ve onun bir parçası hâline gelindi. Parçası olmaktan öte savunuculuğu yapılır oldu.
Batı, ideolojileriyle bizi kuşattı. Yalancı, yalancıktan bizden görünen, bizim gibi olan veya uydurulan ideolojik kavramlarla. Hepsinin kökeni bir ve aynı. Renkleri ve tonları farklı. Ama yabancı.
Sağcılık, liberalizm, kapitalizm, sömürge ruhu, emek hırsızlığı sağcılık kılıfı altında bize yutturuldu. Bugün de bu kılıf altında bulunuyor Müslümanlar. Bu, bile isteye benimsendi. Yutulmaktan çok razı olundu.
Sağcılık kavramı başımızın belâsı. Belâ olmaktan çok sanki bizmişiz, bize aitmiş gibi onun iyice kökleşmesine neden olduk. Ellerimizle bu kara dünyanın ruhunu özümsedik. Bunu daha sevimli hâle getirmek için farklı anlamlar yükledik, büründürdük.
Sağcılık liberalizmin kapitalizmin özü ve ruhu. Eskiden kimi kavramların keskinliği safların ayrışmasına nedendi. Solculuk ile ateizm ve inkârcılık ile özdeşti. Bu karanlıktan kaçılırken tanrısı para, sömürü olan sağcılığa sığınıldı. Gerekçeler çok basitti. Orada ateizm yok gibi görünüyordu. Oysa dünyanın ruhunu sömüren bir oluş. Bugün ise Müslümanların en büyük belâsı. Sağcı görünmenin gerekçeleri, ticaretin helâl, Kur’an’ın Ahiret Günü inanmış olanlara sağ ellerine veriliyor olması. Bu basit gerekçelerle kapitalizme, liberalizme ve sömürüye teslim olundu.
Müslümanlar; Müslüman görünümlü, ibadetlerini de gayet iyi yapıyorlar. Ama liberal, ama kapitalist, ama faiz düzenini tam bir parçası. Ama ırkçı, ama ayrıştırıcı, ama dünya mülkünü, gelirlerini paylarını sadece kendine bilici.
Bir Müslüman, bir diğer insanın İslâm’a geliş kapılarını kapatıyorsa, yolunu kesiyorsa, bu camiler, bu mülkler sadece bana ait diyorsa… Evet diyorsa bu sağcılığın yeni bir versiyonu olmuyor mu?
Bir Müslüman, hal ve davranışlarıyla eylemleriyle Müslüman insan tipine olumsuzluk yüklüyorsa, bu, daha tehlikeli değil mi? Bir Müslüman güven vermiyorsa, eminliğinden emin olunamıyorsa bu diğer sağcılardan nesiyle ayrı ya da farklı.
Bir Müslüman kibriyle, gururuyla dünya benden ibaret, benden başka kimse yok diyorsa bu zararlı bir tip değil mi? İnsanları küçümseyen, dalga geçen, aşağılayan, insan onurun kıran bakış bize mi ait? Ya da bu tür bir yaklaşımla Müslümanlar nasıl temsil edilebiliyor?
Efendimizden sonra kendilerine sorumluluk yüklenen o güzel insanlar bundan kaçarken, bu ağır yükün hakkını teslim edemeyeceklerinin endişesini taşıyorlarken, bugün ille ben ile ben diyen ve benden başka bir kurtarıcı yok diyorsa, buna nasıl bir isim verilebilir?
Bu yazının başlığı, “Bugün yaşananlar ve oluşanlar İslâm adına değil” olacaktı vazgeçtik. Bir insan dünya hırs ve tamahı için yaptıklarının İslâm adına olduğunu söylüyorsa bin oturup bin düşünmek gerek. Gerisi boş, bomboş. Bu da sağcılık ruhunun bir sonucu. Çok şükür ki sağcı değiliz.


