
Külfete katlanmadan Nimete Ulaşılmaz
Murtaza İkbal /Samsun
Soru: Kur’an ayı olan Ramazanla birlikte Kur’an okumaya başladım. Bunu hep yapmaya çalışırım, ancak bu sefer farklı bir şey oldu. Bakara suresinin ilk ayetlerini okurken İsrail oğullarına yapılan iltifatlar, … dikkatimi çekti. Özellikle 40. Ayetten başlayıp 74. Ayete kadar devam eden iltifat, ikaz, öğüt-nasihat ve tehditlerden oluşan bir bölümün sonunda şu ifadeler yer alıyor:
“Bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” (Bakara 2/74)
Bu nasıl bir şeydir? Üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen onlardan doğanlar da aynı. Taşlaşmış kalplerine hiç merhamet girmemiş. Filistin halkına reva gördükleri muamele, insanlıkla ifade edilebilir bir durum değildir. Ne ramazan dinliyorlar ne de bayram. Bu zulmü Müslümanlara reva gören zalimleri Allah Teâlâ niçin yok etmiyor?
Cevap: Allah Teâlâ’nın eşyaya verdiği özellik gereği bir şey zıddının yanın da daha çok hissedilir. Soğuğun yanında sıcak, karanlığın yanında aydınlık, huzurun yanında da zulüm daha net anlaşılır. Müslümanların hassasiyet göstermiş oldukları günlerde yapılan zulüm ve haksızlığın daha çok hissedilmesinin sebebi bundandır.
İnsanlık tarihi boyunca nice zalimler ve mazlumlar gelip geçmiştir. Bu konuda ne İsrail oğulları ne de Filistin halkı tek örnek değildir. Kur’an’ın şahadetiyle biliyoruz ki nice zalimler insanlık suçu işlemekte birbiriyle yarışmışlardır. Allah Teâlâ da gereken dersi vermiş, hepsini kırıp geçirmiştir.
“Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleye geldiler.”
“Böylece Allah’ın elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.” (Hakka 69/9-10)
“Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?” (Hakka 69/8)
Gün gelecek ne batılı canilerden ne de İsrail ve yandaşlarından da bir iz bir eser kalmayacak. Ancak biz gaybı bilmediğimiz için hayıflanıyoruz. Acilen halledilmesini istiyoruz. Hâlbuki bir sivrisineği bile örnek gösteren Rabbimiz, bir musibetle birçok insanı imtihan etmekte; onları bu olaylar karşısındaki tavır ve davranışlarıyla mahkûm etmektedir.
“O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk 67/2)
İşte dünyada yaşayan zalimi de mazlumu da bu imtihan sürecinden geçmektedir. Böylece zalim zulmünü icra ederken, mazlumun buna verdiği tepki, gösterdiği sabır ve sebat, sığınıp dayandığı rabbine olan bağlılığı gibi birçok yönlü denenip sınanması ile birlikte; insanlığın bu zulme karşı takındığı tavır, gösterdiği duyarlılık ve zulmün karşısındaki duruşuyla onlar da bu imtihanın bir ucundan nasibini almaktadır.
İsrail oğullarının durumuna gelince, bu onların genel karakteri haline gelmiştir. İsra suresinin 4. Ayetinden 8. Ayetlerinde bu durum anlatılmaktadır. Bu aynı zamanda sadece İsrail oğulları için konulmuş bir yasa değil; tüm insanlık için genel geçer bir sünnetullah olduğu anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ tüm kavimleri hem ferdi hem de toplumsal bazda güç ve imkânlarla denediği gibi; imkânsızlıklarla da denemektedir. Verilen musibetlerin ardından defa atla “sabredenleri müjdele” ifadesini kullanmaktadır. Böylece güçlülükte ve zayıflıkta, zenginlikte ve fakirlikte, zalimlikte ve mazlumlukta ne yapmışsak hesabı sorulmak üzere bir kitapta toplanmaktadır.
“Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır.” (Yasin 36/12)
Böylece hesap günü kimse önüne konulan hükme itiraz etme imkânı bulamayacaktır. Size verilen ömrü nasıl yaşadığınız bizzat kendi davranış ve anlayışlarınız ile önünüze konulmuş ve buna göre de hüküm verilmiş olacaktır.
Hak batıl mücadelesinde haktan yana olduğu iddiasında olanlar, hakkın gerektirdiği gibi mücadele etmiyorlarsa, zulmün karşında durmaları mümkün olmayacaktır. Güce güç ile mukabele etmek işin, tabiatı gereğidir. Gücü elinde bulunduran haktan yana olanlar ise, uygulamanın sonucu adalet olurken; eğer güç zalimin elinde olursa sonuç zülüm olur. Bu gün dünyanın dört bir yanında yaşanan da budur.
Görüldüğü gibi adalet ve zulüm sonuçtur. Bu sonucu hazırlayanlar ise bu günü yaşayan insanlıktır. İnsanlık kendi hidayetine rağbet etmeyip hevasının peşine takılınca, felaketi kendi elleriyle davet etmiş olmaktadırlar. Dün İngilizlere bu gün ise ABD ye yaslanan Yahudiler sınır tanımıyor. Müslüman toplumların haremi ismetinde silahsız insanları göz göre göre katlediyorlar. Bu, gücün insanı getirdiği noktadır. Bunun üstesinden gelmek ise güce misliyle muameledir.
“ Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”(Enfal 8/60)
Bir Filistin için değil tüm dünya mazlumları için cehd ve gayret sarf etmek tüm Müminlerin vazifesidir. Bu nedenle Müslüman olduğunu iddia eden tüm insanların bu kutsal görev için gerekli hazırlıkları yapmak, çalışmak zorundadır. Aksi halde Rabbimiz son sözünü söylüyor:
“ Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: «Ey Rabbimiz! Bizleri bu halkı zalim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder» diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa 4/75)
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa 4/76)
De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 9/24)
İşte insanımızın bir türlü anlamadığı veya anlamak istemediği durumu bu ayeti kerime önümüze koymaktadır. Hamasi duygular ile esip yağıyoruz. Tarihimizle övünüp avunuyoruz. Evet ecdadımız cihadı hayat tarzı haline getirdikleri için tarihin şeref sahifelerini doldurmuş; tüm müstezafların ümit kaynağı, tüm kimsesizlere kimse olmuşlardır. Bunun için anadan yardan ve serden geçmişler. Ayette sayılan dünyevi zevklerden vazgeçerek Allah yolunda cihad etmeyi tercih etmiş olmalarının sonucunda Allah Teâlâ onlara bu başarıyı ve şerefi bahşetmiştir. Arif Nihat Asya bu gerçeği şu mısralarla dile getirmiştir:
“ Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden.
Senin de destanını okuyalım ezberden…”
Bir şey istiyorsanız bunun bedelini ödeyeceksiniz. Bedelini ödemeden hiçbir değere sahip olamazsınız. Bu hakikat dünyanın her yerinde hem hak hem de batıl için böyledir. Bu bedeli ödemeden hiçbir şeye sahip olmanız mümkün değildir. Selahaddini Eyyubi, Kudüs’ü alıncaya kadar gülmeyeceğini söylemiş ve bunun için çalışmış. Allah Teâlâ da o şerefi ona bahşetmiştir. Dünyanın geçici zevklerinin kulu olmuş bir toplum kimin nesli olursa olsun zillete mahkûmdur. İşte bu gün üç buçuk Yahudi’nin karşısında başımızı eğen, yüzümüzü kızartan olay budur. Allah, gerçek anlamda kendisine kulluk edenlerin yardımcısıdır. Babalarının başarıları arkasına sığınan “evlatların” değil!..


