GenelYazarlardanYazılar

Halis Dine Karşı GDO lu Ya Da Şişirilmiş Din!

GDO: Genetiği değiştirilmiş organizma anlamına gelen gdo, bitki ve hayvanlara istenilen bir özellik katmak için başka bir canlıdaki genetik özelliği kopyalayarak diğer canlıya aktarma işlemine gdo denir. Bir takım faydalarının olduğu söylense de zararının daha çok olduğu bütün otoritelerce kabul edilmektedir. Mesela gdo bazı alerjik hastalar için oldukça tehlikelidir. Hatta öldürücü etkilere bile sebep olmaktadır. Bütün bunları yediğimiz veya içtiğimiz besinler için düşünebilirsiniz. Böyle bir bozulma veya müdahale nasıl ölüm ile sonuçlanıyor ise bunu Allah’ın gönderdiği ve adı İslam olan din için düşünelim.

Kuran’ı kerim de insanların veya diğer canlıların hatta bitkilerin ölümüne ve telef olmasına yol açacak bir eylemin veya çalışmanın iman edenlerin özelliklerinden olmaması gerektiğini çok net olarak anlıyoruz zira : “Onlara iktidar verdiğimiz zaman yeryüzünü ıslah ederler ve namazlarını kılarlar” (Hac-41) ifadesinden bu sonuca varmak pek de zor olmasa gerek. Ancak bir gurup daha vardır ki bunlar iman edenlerin pasifliğinden, beceriksizliğinden, akıllarını kullanmamalarından veya Kuran’ ı önlerine değil de arkalarına atmalarından dolayı bunu fırsata dönüştürüp gücü ve devleti ele geçirenler ise aynen şunu yapmaktalar: “ Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken kalbinde olana Allah’ı şahit tutan, iş başına gelince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır. Allah bozguncuları hiç sevmez.” (Bakara-205) Bu ayetten şu sonucu çıkarmamız çok daha doğru olacaktır. İman edenlerin iktidarında bozgunculuk değil barış ve esenlik hâkim olacaktır. Böyle bir durumdan inanın hem iman edenler hem de inkâr edenler mutlu ve müreffeh bir hayat yaşayacaklar. Aksi tutum ve davranış her iki tarafında hem dünyalarının hem de ahiretlerinin perişan olması anlamına gelmektedir. Özellikle son iki yüz yıldır Allah ve iman edenlerin düşmanları olan kâfirlerin gücü ve iktidarı zorla da olsa ele geçirip dünyayı bir kan gölüne çevirip yaşanılmaz hale getirdiklerine hepimiz şahit olmaktayız. Bunlar bu projelerini uzun yıllar uygulamak için çokça çaba ve gayretler harcadılar. Gelecek zaman için de nasıl bir proje uygulamaları gerektiği konusun da önümüzdeki elli ve yüz yılın stratejik planlarını hazırlamaktadırlar. Belli ki kâfirler başlarına gelenlerden epey bir ders almışa benziyorlar. Buna karşılık halkı Müslüman coğrafya ise üzerine adeta ölü toprağı serpilmiş kabirler misali uyumaya ve uyutulmaya devam etmektedirler. Ne yazık ki halkı Müslüman coğrafyanın bugünden yarına uygulaya bilecekleri ne bir projeleri ne de bir stratejik planları hala yoktur.

Yahudi ve Hristiyan toplumları Allah’ ın gönderdiği din olan İslam’ın gdo ları yani genleri ile oynamak için ilk teşebbüsleri onlara gönderilen peygamberleri olan Hz Musa as. ve Hz İsa as. Hayatta iken başlamışlardır. Allah’ın onlar için gönderdiği ve hayata uygulansın hükümleri hayata tatbik edilsin anlamına gelecek hükümleri görmezlikten gelerek alternatif hükümler ortaya koyarak kendilerine gönderilen halis dini bozarak yeryüzünde fesat çıkaranların ilki olmuşlardır.

Öyle ki Allah’ ın peygamberi Musa as. dan : “ Ya Musa sen de bizlere şu kavmin ilahi gibi bir ilah edin.” Teklifinde bulunmuşlardır. Hristiyanlar ise İsa Peygamberi ve aynı zaman da bilgin ve rahiplerini ilah edinerek dümdüz yoldan sapmışlardır.

Gelelim günümüze bugün insanların ihtiyaç duyduğu besin maddeleri üzerinde en çok oynayan ve gdo larını bozan ülkelerin başında Siyonist İsrail ve onun her yaptığını meşru gören özelde büyük şeytan ABD genel de ise batıdır. Para verip aldığınız bir kilo tohumu ikinci kez ekip tekrar bir ürün daha alamıyorsunuz. Buna kısırlaştırılmış diğer bir adı ile hibrit tohumlar deniyor. Siyonist İsrail dünyaya bu tür tohumları satarak çok büyük paralar kazanmaktadır. Bu durum insan sağlığını dolaylı yoldan etkilemektedir. Hatta tüketilen bu ürünlerin insanlar üzerinde oldukça etkili olduğu ve doğurganlık oranını olumsuz yönde etkilediğide bilinmektedir. Yine bu tür ürünlerin tüketilmesi kanser riskini tetikleyerek yüzbinlerce insanın ölümüne neden olmaktadır.

Sizlerde takdir edersiniz ki buraya kadar sayıp ortaya koyduklarımız genellikle işin maddi yönü ile alakalıdır. Bir de işin manevi yönü vardır ki: Kanaatimce maddi yönünden çok daha önemlidir. Manevi yöndeki çürümeler toplumun hem bu dünyasını hem de ahiretini kaybetmesine neden olmaktadır. Allah’ın gönderdiği din olan İslam daha gönderilen elçiler hayatta iken ciddi anlamda tehlikelere maruz kalmışlardır. Gönderilen hükümleri kendi menfaat ve çıkarlarına aykırı bulan bir grup sürekli itirazlar geliştirerek gönderilen dinin diğer insanlara ulaşmasını engellemişler ve kendilerine göre bir din ortaya koymanın mücadelesini vermişlerdir.

Hatta bunlardan bazıları Allah ‘ın elçilerini katletmek sureti ile günahların en büyüğünü işlemişlerdir. Daha önce itibar edip değer verdikleri, ümit besledikleri insanlar Allah’ın elçileri olarak kendilerine gönderilince yapabilecekleri en büyük hakaretleri yapıp karşı duruşlarını sürdürmüşlerdir. Gdo ları ile oynanmamış din Allah’ın elçilerine Cebrail aracılığı ile göndermiş olduğu vahiylerden oluşan ve bir kitap da toplanmış olan dindir. Biz buna kısaca halis din diyoruz. Bunlar Hz.. Musa’ya gönderilen Tevrat, Hz. İsa ya gönderilen İncil ve en son olarak da Hz Muhammed as. Gönderilen Kuran ı Kerim dir. İlk kitap genleriyle oynanarak gönderilenleri tarafından tahrif edilmiş ve gönderildiği gibi olma özelliğini kaybetmiştir.

Bu bilgiyi bize kuran vermektedir : “Kendi elleri ile yazıp “ Tevrat “diye uydurdukları kitaba, bayağı bir kazanç için, “bu Allah ‘ın katındandır diyenlere” yazıklar olsun elleri ile yazdıklarından ötürü de, kazandıklarından ötürü de vay hallerine.”(Bakara-79) Bu ve benzeri ayetlerden şunu anlıyoruz ki: Dinin gdo ları ile oynayıp onu bozmanın yolu gönderilen kitabı bozmaktan geçmektedir. Tevrat ve İncil bu kötü akıbete uğramaktan ne yazık ki kendilerini koruyamamışlardır. Ancak son gönderilen kuran ı kerim lafzen ve metin olarak bu tehlikeden bizzat onu gönderen Allah tarafından korunarak garanti altına alınmıştır. Hz peygamber döneminde kendilerine gönderilen Kuran ı : “Ey Muhammed bu kuran ı değiştir.” Gibi bir takım isteklerde bulunsalar da” Hz. Peygamberden bu durumun kendisi ile alakalı olmadığı cevabını alınca bu tür isteklerden vazgeçip kendilerine göre yeni çareler geliştirmenin yollarını aramışlardır.

Halen bu tür arayışlar ve çırpınışlar devam etmektedir. En son örnek olması açısından Nicolas Sarkozy ve ava nelerinin kuran’ dan bir takım ayetlerin çıkarılması ile ilgili istekleri bizi şaşırtmamaktadır. Bizler bu tür sapkınlıklara karşı kendi argümanlarımızı geliştirmeliyiz.

Allah tarafından gönderilen dinin genleri ile oynamanın yolunun gönderilen kitapları bozmaktan geçtiğini az önce ifade etmiştim. Tevrat ve incili bozanlar kuranı ’da bozmak için sonsuz kez teşebbüste bulundular ancak her defasında hüsrana uğrayıp yenildiler. Bütün bunlara rağmen kuranı lafzen ve metin olarak tahrif edemeyenler bu kez kendilerine şöyle bir yol buldular: Kuran’ı değiştiremiyor isen o zaman Kuran ayetlerinden anlaşılması gerekenler üzerinde şüphe ve ihtilaflar çıkarmak suretiyle kuran ve İslam’ın genetik yapısı ile oynamaya başladılar. Ve bunda da küçümsenemeyecek bir başarı! da elde etmişlerdir.

Bu anlayış sahipleri bu dinin omurga veya iskeleti olan ve olmazsa olmazı olan esaslarından tevhid ilkesi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırarak bu konuda oluşması gereken inanç birliğini paramparça etmişlerdir. Oysa tevhit ilkesi bölünmeyi parçalanmayı asla kabul etmeyen bir ilkeydi. Tevhit: her konuda Allah ı birlemek ayrıca Allah a ait bir özelliği sonradan yaratılmışlara vermemek veya sonradan yaratılmışlara ait bir özelliği Allah a vermemek iken bunları birbirine karıştırmak sureti ile ilk fitnelerini de iman edenler arasına sokmuş oldular.

Tevhit ilkesi bozulan bu ümmetin gideceği tek yer var idi o da şirk ve müşrik olmakla sonuçlanan ancak kendilerini bütün bunlara rağmen Müslüman olarak gören amaçsız ve birliktelik siz toplumlar haline dönüşmüş olmalarıdır.

Bu dinin tevhit ilkesini bozduğunuz zaman aynı zamanda siyasetini, ibadetini, ticaretini ve hukukunu bozmanız ise hiç de zor olmamıştır. Her gün namazlarında: “ Yalınız sana kulluk eder yakınız senden yardım isteriz” diyen halkı Müslüman coğrafya Allah’ ın düşmanlarından yardım isteyen bir duruma evrildiler de halen kendilerinin Müslüman olduklarını zannedip bu zanları ile yaşamaya devam etmektedirler.

İslam’ın genleri ile oynayan ve İslam düşmanlarının hınç ve öcünü Müslümanlardan tarikat ve tasavvuf yoluyla aldıkları bu anlayış ve sahipleri İslam’ın gdo ları ile oynayan bir milyar yedi yüz bin nüfusa sahip olan İslam coğrafyasını paramparça eden zararlı akımların başında gelmektedir. Çünkü bu akım sahipleri İslam da ve kuran da olmayan birçok hurafe ve yanlışı İslam’dan mış gibi göstererek hedeflerine ilerlemeyi bugün itabari ile de sürdürmeye devam etmektedirler. Bunlar edindikleri bir takım ilah ve rableri Allahı sever gibi sevmekteler ve onların ağzından çıkan her sözü din olarak kabul etmektedirler. Bu bozulmanın sonucunda da Müslüman halk İslam’dan olmayan her türlü insan aklının ürünü olan yönetimleri kabul etmek te bir sakınca görmemişlerdir. Dinlerinin İslam olduğunu söyleyenler islam’ dan hiçbir emare taşımayan demokratik, laik ve kapitalist sistemlere eklemlenmekte hiçbir sakınca görmemişlerdir. Bu sakat anlayış Müslümanları hayatın öznesi olmaktan çıkarıp nesnesi haline dönüştürmüştür. Şunu unutmayalım da nesneler asla tarihe yön verip onu değiştiremezler.

Bize düşen gdo lu bir dine değil Allah’ın halis din diye ifade buyurduğu dine inanmaktır. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir