
İster Misin ..? Küfür Ve İsyandan Temizlenesin..!
“Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin? Seni Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!”* (Nâzi’ât, 79/18-19)
İnsan yaratılış itibari ile iyilik ve kötülük yapabilecek kabiliyette yaratılmıştır.
Cenabı Allah (c.c ) yarattığı her insana doğru ile yanlışı- iyilik ile kötülüğü-günah ile sevabı- bilme-tanıma -ayırt etme ve onlardan istediğini seçme gücü ve özgürlüğünü vermiştir. Cenabı Allah (c.c ) (Nâzi’ât, 79/18-19)suresinde Resulüne, Firavun’un tövbeye davet edilmesi istenmektedir. Bu ayette de bizler için elbette güzel ve faydalı örnekler vardır. Allah (c.c. )kullarının her zaman tövbe etmelerini ve tövbeleri kabul edeceğini çeşitli sürelerde bizlere bildirmiştir. Bu ayetin uyarısı üzerinde biraz düşünür isek; Tüm günahkârlara şöyle sesleniliyor diyebiliriz. “Ona de ki: Arınmaya niyetin var mı? Rabbine giden yolu göstereyim ki O’na saygı duyup korkasın.” Yani ona de ki: Şirk ve ayıplardan temizlenmek istiyor musun? İsyan kirlerinden temizlenmeye niyetin var mı? Ben seni Allah’ı bilip tanımaya, tevhit inancına ve ibadete yöneltmek istiyorum. Rabbini tanıyınca kalbinde ona karşı saygı ve korku meydana gelir. Bunu kabullenirsen, Allah’ın emrettiğini yapıp yasakladığından sakınırsan cezasından kurtulursun. İnsan Rabbinden uzaklaştığı anda O’na karşı yolunu şaşırır, kalbi katılaşır, inat ve azgınlık baş gösterir. Günahın her çeşidi ve azgınlık öyle kötü bir fesat edici hâldir ki; Rabbimiz Resul’ün dn bu fesada engel olmasını istemektedir. Bunu yaparken de dünya ve ahirette azap gelmeden önce, belki vazgeçer, kendini Allah’ın (c.c. ) gazabından ve azabından korur; imkânı ile en güzel bir üslupla firavuna hitapta bulunmasını istemektedir.
Allah’ın(c.c. ) salih kullarından olabilmeyi hedefleyen bir kimsenin, seçimi de Allah’ın (c.c. )istediği yönde olmalıdır. Bunu sağlayabilmek için kişi, nefsine karşı tedbirli olmalıdır. Nefsinin kötülüğü teşvik ettiğinde, ona nasihat etmeli ve vicdanının sesini dinlemelidir. Netice olarak, nefsin kötülüklerinden kurtulup Rabbin rızası doğrultusunda çalışabilen kimseler gerçek kurtuluşa nail olurlar. “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için, şüphesiz cennet (onun) yegâne barınağıdır.”(Nâzi’ât, 79/40-41)
Yüce Rabbimiz, temiz bir fıtrat üzere yaratıp dünyaya gönderdiği biz insanlardan öncelikli olarak kendisini tanımamızı istemektedir. ‘’Ben cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp bana kulluk etsinler diye yarattım’’. (Zâriyât, 51/56). Rabbini tanıyan mümin bir kulun yaratıcısıyla olan irtibatını sürdürmesi ise mükellef olduğu ibadetleri yerine getirmesi ve kendisine yasaklanan günahlardan uzak durmasıyla mümkün olur.
Aklını kullanan insan, geçmişten dersler çıkarıp yaşadığı ânı ve geleceği iyi değerlendirir. Zira insan her zaman iyilik ve kötülük yapabilecek özelliklere sahiptir. Aynı zamanda Allah(c .c. ) yarattığı insanın fıtratına doğru ve yanlışı-iyilik ve kötülüğü-günah ve sevabı bilme -tanıma -ayırt etme ve bunlardan istediğini seçme gücü ve özgürlüğünü vermiş olduğunu unutmamak gerekir. Aklını kullanan İnsan günahın her türlüsünü yani açık olanı da-kapalı olanı da terk etmelidir.
“Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.” (En’âm, 6/120) buyrulmaktadır.
Rabbimiz, malın ve evladın kişiye fayda sağlamayacağı ahiret gününde yegâne zenginliğin günahlarla kirlenmemiş temiz bir fıtrat olduğunu haber vermektedir.
‘’İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!” Ancak Allah’a kalbi selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur). Kalb-i selîm, şüphelerden, şirkten temizlenmiş, ihlâsla iman etmiş kalp demektir’’.(Şuarâ, 26/89).
Şu hususa dikkat etmemiz gerekir ki, günah sayılan tüm fiil, söz ve davranışların yapısında Allah’tan uzaklaştırıcı veya Allah’ı unutturucu bir özellik vardır. Allah’ın kendisini her an görüp gözettiğini düşünen ve yaptığı her şeyin hesabını bir gün vereceğine inanan takva sahibi bir müminin, gizli ve açıkta Allah’ın razı olmayacağı söz ve davranışları sergilemesi düşünülemez. Resulullah (s.a.v. ) bizlere her nerede olursak olalım, Allah’a(c.c. ) karşı saygılı olmamızı öğütlediği gibi, hadislerinde, yaptığımız kötülüklerin ardından bunların günahını silecek iyilikler yapmamızı da tavsiye buyurmaktadır (Tirmizî, “Birr”, 55). İnsan olarak yaratılmış olmamızın bir sonucu olarak “unutma” ve “hata yapma” gibi birtakım zaaflarımız bulunmaktadır. Zaman zaman her insan gibi unutarak veya hata yaparak bazı yanlışlara düşmemiz mümkündür.
Ancak böyle bir yanlışa düştüğümüzde yapmamız gereken şey öncelikle yaptığımız hatadan dolayı pişman olmak, Rabbimizin engin rahmet ve mağfiretine iltica etmek ve bir daha böylesi bir kusuru işlememe azmini göstermektir.
‘’Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak cahillikleri sebebiyle günah işleyip de, o günahtan çarçabuk vazgeçenlerin tövbesidir. İşte Allah, böylelerinin tövbesini kabul buyurur. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır’’ (Nisa:4/17 ) Cenabı Allah (c.c. )cehaletleri sebebiyle kötülük yapıp sonra hemen tövbe edenlerin tövbelerini kabul edeceğini bildirmektedir.
İnsanın İstemeden de olsa bir günah işledikten sonra ,bu günahı sebebiyle hemen Allah’a (c.c ) yönelip tövbe etmeli pişman olduğunu ve Allah’tan affını bağışlanmasını dilemesi gerekir..
Yüce Allah, günahları sebebiyle bağışlanacak müminlerin vasıflarını sıralarken şöyle buyurmaktadır: “Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmrân, 3/135 İşlediği günahlardan dolayı kişinin tövbe etmesi kendisi için farziyet gerektirdiğini de unutmamalıdır. İnsan kötülükleri işlemeyi alışkanlık haline getirip, artık günah işleyemeyecek yaşlılık/hastalık veya ölüm hali gelince tövbe etmesi, bu tövbenin makbul bir tövbe olmadığı düşünülebilir. Zaten kişide günah işleyecek güç ve imkânının olmadığı, ömrünün son günlerinde tövbe etmenin makbul bir tövbe olamayacağı kanaati oluşur. Bu düşünceye kapılanların tövbe etmekten imtina etmelerine sebebiyet verir. Bu nedenlerle insan her türlü imkâna sahip iken ve işlemiş olduğu günahın hemen peşinden tövbe etmesi makbul bir tövbe olduğu aşikârdır.
“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak cahillikleri sebebiyle günah işleyip de, o günahtan çarçabuk vazgeçenlerin tövbesidir. İşte Allah, böylelerinin tövbesini kabul buyurur. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır.( Nisa:17 )
Yaşlılık gelmeden sağlık ve sahip olduğumuz dünya nimetleri elde iken ,serbest ve hür irade ile yapılan tövbe takdir edilir ki en makbul tövbedir.
‘’Yoksa hayatı boyunca günah işleyip de, nihayet kendisine ölüm gelip çattığında: ‘’Ben şimdi tövbe ediyorum’’ diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tövbeleri kabul edilmeyecektir. Biz, böyleleri için can yakıcı bir azap hazırladık’’ (Nisa:18 )
Vakit varken .. Günah işlediğimizde ne yapmalıyız.?
Resulullah (s.a.s.) de; “Günahlarından samimi olarak tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, Zühd: 30 [4250]) buyurmuştur.
Tövbenin asıl ve makbul olan şartı; işlenen günahı terk etmek, günah işlediğine pişman olmak, günahı bir daha işlememeye azmedip söz vermek, eğer işlenen günah kul haklarıyla ilgili ise bu durumda, hak sahibi ile helalleşmek, kula veya varislerine ihlal edilen hakkı, iade etmek ve Allah’tan affını dilemekle olur. Gafurum Rahim olan Allah ( C.C.) bizlere tövbe kapısının kıyamete kadar açık olduğunu bildirmiştir. Allah her zaman tövbelerimizi inşallah kabul eder. Bizlerde tövbe etmekte tembellik etmeden, acele davrandığımızda Allah’ta (c.c. ) affetme konusunda, inşallah Gani ve Rahim/Rahman ismine uygun olarak bizleri bağışlar. İnsan ne kadar günah işlemiş dahi olsa da, tövbe etmekten imtina etmemelidir. Tövbe etmekten imtina edenler aslında Allah’ın Rahim ve Rahman olan vasfından umutlarını kesmiş olmalarıdır. Bu durum şeytanın kişilere verdiği vesvese ve iman zayıflığının kişileri ümitsizliğe sürüklemesidir.
Evladını kaybeden Hz. Yakup Aleyhisselamın olayını tefekkür edersek; Ne kadar zor durumda olsa bile insan; Yaratıcısı olan Yüce Allah’tan(c.c. ) umudunu asla kesmemesinin önemi, umutsuzluğa düşenlere, umut olmalıdır. Zira ayette de belirtildiği gibi Allah’tan sadece kâfirler ümitlerini keserler, buyurulmuştur.
“Ey oğullarım gidiniz her yerde Yûsufu ve birâderini arayınız, Allâh’dan ümîdinizi kesmeyiniz, ancak kâfirler Allâh’dan ümîd keserler. ” dedi. “Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf‘u ve kardeşini arayın. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”( Yusuf:87 ) İnsan, işlediği her günah peşinden acilen tövbesini yapmalı, aksi halde düştüğü ümitsizlik nedeniyle kalbi kararmaya başlar, ümitsizliğe esir olur.
Günahlarımızın affı için neler yapmalıyız..?
Kötü bir şey yaptığımızda hemen ardından hayırlı bir amel işlemeliyiz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘’Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder. İşte bu, öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır’’. ( HUD:114 )
‘’Sabret! Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez’’. .( HUD:115 )
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün ‘’Tirmizî, Birr, 55.
Ebu Bekir radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken duyduğunu rivayet ediyor:
“’Bir kul bir günah işler, sonra güzelce abdest alır ve hemen kalkıp iki rekât namaz kılarak Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah (c.c.) mutlaka onu bağışlar!’
Rasûlullah (s.a.v. ) sonra şu ayeti okudu:
‘’Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya günah işleyerek kendi öz canlarına zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayarak O’ndan günahlarının affını isterler. Zaten, günahları Allah’tan başka kim affedebilir ki? Hem onlar, işledikleri günah ve hatalarda bile bile ısrar da etmezler.’’( Âl-i İmran, 135. )
Gene Rasulullah (s.a.s. ) sadaka vererek, günahların örteceği hakkında bizlere uyarılarda bulunmuştur.
‘’ Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter’’. (Bakara: 271)
‘’Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya günah işleyerek kendi öz canlarına zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayarak O’ndan günahlarının affını isterler. Zaten, günahları Allah’tan başka kim affedebilir ki? Hem onlar, işledikleri günah ve hatalarda bile bile ısrar da etmezler.’’( Âl-i İmran, 135 )
‘’(Ey Rasûlüm, tarafımdan kavmine) de ki: “-Ey (günah işlemekle) nefislerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah’ın rahmetinden (sizi bağışlamasından) ümidi kesmeyiniz; çünkü Allah (şirk ve küfürden başka, dilediği kimselerden) bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz ki O, Gafur’dur.( çok bağışlayıcıdır)- Rahîm’dir. ( çok merhametlidir.)’’ .(Zümer:53)
Sonuç olarak, günah; yüce Allah’ın razı olmadığı, bizi On’dan uzaklaştıran, yaptığımızda vicdanımızı rahatsız eden ve başkalarının bilmesinden hoşlanmayacağımız her türlü söz ve davranıştır. (Müslim, “Birr”, 15). Bu söz ve davranışlar ister gizli isterse açıkta cereyan etsin, Allah(c.c. ) bunları görür, bilir ve tövbe edilmediği takdirde de hesabını sorar. Allah (c.c.) cümlemizin günahlarını affı mağfiret eylesin, bizleri kendisinin sevdiği kul, Resulünün sevdiği hayırlı ümmetinden eylesin inşallah. Selam ve dualarımla…


