GenelHaberlerYazarlardanYazılar

Kur’an’sız sünnet. Sünnetsiz Kur’an !

Sözlükte; RİTÜEL; Âdet hâline gelmiş Dinî tören, ayin, Dinî bir törenin veya ibadetin kabul edilmiş ve tanımlanmış prosedürler olarak geçmektedir.

ÂYİN: Ya da ritüel, genellikle önceden belirlenmiş bazı kurallara göre icra edilen dini tören. Ayinlerde çoğunlukla sembollerden ve ilahi kavramlardan faydalanılır.

Genellikle tapınaklarda, özel giysilerle ve bazı dinlerde özel makyajlarla yapılır. Genellikle Hristiyanlığa atfedilir. Türk Tasavvuf ıstılahında da kullanım alanı mevcuttur. Örneğin: Mevlevî Âyin-i Şerifi. Gibi (!)

İBADET: İslam’da ibadet; Allah’a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir. İbadet Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak manasındadır. İlk vahiy ile birlikte Allah kendisine ne şekilde ibadet edileceğini elçileri vasıtası ile göstermiştir. İslam’ın şartı olarak bilinen Şekle ve vakte bağlı ibadetler toplumların bir birinin eğitimi ile sosyal bir vakıa olarak yapa geldikleri ana kaidelerin de (rükün) değişiklik olmayan Terki tehiri de mümkün olmayan ibadetler olarak bize kadar gelmişlerdir..

Her ne kadar değişik kelimelerle ifade edilseler bile asıllarında değişiklik olmamıştır.İçeriklerinin ıskalanması, ciddiye alınmaması bireylerin bilmeyenler(cahil) olmasından /kalmasından kaynaklanmakta dır.Bunların başında ;Namaz mı Salat mı ? Konusu gelmektedir. Namaz farsca,arapca salat denilmesi denilmesi gerekir iddialarının varlığı sağda solda seslendirilişi garip ve hatta garabet yorumlar olarak karşımıza çıkmaktadır !

Türkçeye Farsçadan girmiş diye yabancı olan bir kelimenin terkine davetiye çıkartılmakla beraber, Türkçe konuşanlar için aynı yabancılıkta olan “salât kelimesinin tercihi son dönem modern müçtehitlerin (!) yakıştırması olarak karşımıza çıkmaktadır. İbadetlere de RİTÜEL denmekte denilmeye çalışılmaktadır.

Vakte ve şekle bağlı kıyam, kıraat, rüku, sücut, kaide gibi esasları olan ibadetin Türkçede yaygın ismi “Namaz” dır.Farsça olan kelimenin suçu insanların algı yamuklukları-na değil de kelimeye yüklenmektedir.. Türkçe konuşup farsça kelimeden rahatsız olanlar Arapça kelimeden neden sıkıntı duymazlar diye düşünmemek mümkün mü?

İçerik değişikliği kelimeden değil cahillikten kaynaklanmaktadır. İnsanı insanları eğitin de bundan kurtulsunlar.. Medine’de 10 yıl imamlık yapan elçinin hayatını göremeyenler ümmete reçete yazamazlar..

Ritüel bir gösteridir, ekollerin Vahiyden bağımsız ürettikleri ayinin modern dildeki karşılığını alıp İslam’ın İbadet kavramının yerine koymak ne kadar hakkaniyetli bir davranış olur diye de düşünmemektedirler. Bu söylemlerin sahipleri son dönemin Modernistleri olduğu da ayrı bir travmatik vakıadır.

Son asrın moda gelişmelerinden biri olan ve beşiğinde iflas etmiş yeni akım. “Hind Kuraniyyunculuğu” günümüzde “salt mealcilik” olarak karşımıza çıkmış, çıkmaktadır. Bunlar sözde Kuran savunuculuğu yapmakta, yaptıklarını sanmaktadırlar.

Kendilerince ürettikleri tekniklerle (!) Kuranın dışında hiç bir şeyi kabullenmemeleri ile temayüz etmektedirler. “Kuran anlaşılan dilden okunmalı anlaşılmalı öğrenilmeli”, tezi asıl olmakla beraber kuranın içindeki peygamberi görmemek, görememek, görmemeye çalışmak anlaşılır olmaktan öte anlamları düşündürmektedir.

Peygamber “Rol, model insandır”.””Onun din adına ibadet olarak yaptıkları Allah’ın onayından geçmiştir””…onun yerine de başka kimse ikame edilmemiş edilemez de? Allah ile peygamberin arasını açmaya çalışmak gibi azim bir hataya sebebiyet verdikleri ciddi bir sapmadır.

Sosyal medya da sıkça karşılaşılan, tartışılan konu olduğu için ne anladığımızı ne düşündüğümüzü derli toplu anlatmak istedik. Öncelikle İslam ile yeni tanışmış/ların kafalarını karıştıran, konu ile ilgili söyleyeceklerimiz olmalı diye düşündüğümüzü de belirtmek isteriz.

“Konunun en önemli noktası yıllardır “Kuran (meal)anlaşıldığı dilden okunmalı “tezimize binaen insanların bizleri de sünnet inkarcısı şeklinde lanse ediyor oluşundan kaynaklanmaktadır.

“ Bizler sünnet inkârcısı olmadığımız, hatta sünnetin anlaşılması yaşanması için onca yazı konferans sohbet ve dergimizde (iktibas) yıllardır kınayanın kınamasına aldırmadan sadece Rabbi’mi/zi razı etme düşüncesi ile Kuranın pratiği olan sünnetin anlaşılmasını savuna gelmekteyiz.

Bu benzetmelerin halkın bilmediği okumadığı anlamadığı, Allah’ın kitabı ve elçinin hayatının Kur’an oluşunun, anlaşılmamasından kaynaklandığı yetmiyormuş gibi, üstüne “sünnet inkârcılığı ” gibi hak etmediğimiz ithamların kabul edilemezliği, insanımızın dinlerine mesafeli oluşlarının ana temasını oluşturmaktadır.

Aleyhte propagandaların temelini, tasavvuf ve tarikatçı geleneksel ılımlı İslamcılığı ile temayüz etmiş çevrelerin başı çekmesi çekiyor olmasından da kaynaklandığı vakıadır. Mealcilik le karıştırılıyor olmak bizleri derinden üzmektedir.

Meal okumak okunmasını tavsiye etmek başkadır, mealci olmak başkadır. Mealcilik kendilerince peygamberi saf dışı ederek Namazı kurandan çıkartmaya çalışmak rekât sayılarını kuranda aramak, zekatı kendilerince yorumlamak gibi peygambersiz din üretenlerin işidir.

Peygambersiz din; aynı zamanda devletsiz, ümmetsiz, sosyal hayatı düzenlemeyen tapınak dini haline gelmiş, muharref dinlere özentinin diğer adıdır.

Son moda tabiri ile de ılımlı İslam’dır. Bunların reaksiyon olarak çıktıkları da tespit edilmesi gereken vakıadır. Neye reaksiyon gösterdikleri de anlaşılır hale gelmek durumundadır.

Geleneksel rivayet külliyatının akıl almaz nakillerinin oluşturduğu bir reaksiyon. Allah’ın dininin, adeta rivayetlerin cürufları altında kalmış olmasına gösterdikleri aksülamellerin sonucudur.

Bir nebze haklı olsalar da; Hak, geçmişin birikimlerini inkârdan geçmemektedir. İtikadi alanda usulsüzlükleri, ameli alanlarda ibadetlere ritüel yakıştırmasını beraberinde getirmekte, Gayba yeniden keyfi yorumlar üretmeleri, kabul edilebilecek şeyler cümlesinden olmamaktadır.

“Aksülamele sebep olan”. Her ayette ‘hadis’ gören gelenekçi tutucu ekollerin; Ve ciddi bir sıkıntıya işaret etmek isterim Ki ; Hadisleri ‘ayetleştirme projesine alet olmalarıdır.?

Kimse kesinlikle peygambere ait olduğu ispat tespit edilmiş olan bir sözü reddedemez. Böyle bir lüksü yoktur. “İhtilaf; bu söz peygambere ait mi dir, değil midir de düğümlenir. Peygambere ait ise sorun yok, değilse zaten onun sözü diye diretmenin anlamı da olmaz, olamaz iken; eğer rivayet kaynaklarına kutsiyet verirseniz vermişseniz işin en ciddi tartışmaya açık noktası burası olmalıdır.

Hadis ile sünnetin farkını anlamayan anlamaya yanaşmayan donuk akıllılar bunu gözden kaçırmaya devam ettiği, ettikleri müddetçe ümmetin farklılaşması bitmeyecektir. Bitmez de.

Bunları akıl almaz savlarının başında “” Allah ona “vahy-i gayri “metluv” denilen bir vahiyle de hitapta bulunmuş ve bazı konuları ve uygulamaları bizatihi Cebrail vasıtasıyla ona göstermiştir. ” tezi gelmektedir. Kabul edilebilir olmamakla beraber bu tezi savunmaları kendi algı ve anlayışlarına uygun yorumlar yapabilmelerine imkân vermekte, onların Allah’ın dininin içini boşaltıp kendi yanlarından ürettikleri geleneksel dinle doldurmalarına yataklık etmektedir.

Kuran Allah’ın kitabıdır. Sünnet Elçisinin bir ömür boyu kuranı yaşamasıdır. Hayatını onunla doldurması onsuz hiç bir işini yapmamasıdır. Lakin Kuransız sünnet, üretimi geleneksel kültür de Hadis külliyatı ile mümkün olmaktadır. Önceledikleri âlim veya kitaplar tartışılmazdır. Hadislerin metin tenkidi bunlarda yasaktır.

“Bunların; her iki ekolden de beri olduğumuzun bilinmesi ona göre yanımızda ya da karşımızda olunması hakkın tahakkuku için elzemdir.

Şunu iyi bilsinler ki Allah’ın kitabı ile ömrünü tüketmiş olan Allah’ın elçisi her yönü ile baş tacımızdır. O öncelikle kuldur ahiren de elçidir. Beşer olarak kendi zaafları oldu ise kendisini bağlamaktadır, elçi olarak hata yapmış olsa bile Allah’ın kontrolü ile düzeltilmiştir. Dini temsil anlamında hatasızdır. Bizi de bu yönü bağlamaktadır..

Akdi, anlaşmayı, sözleşmeyi, tahkik ve tetkike başlamakla ahlakımızın ikmaline başlamış olduğumuzun farkında lığına ulaşmış olduk. Her şeyimizi Tek olana endekslememiz gerekiyor.

Gayb ile ilgili bildirdiklerinin dışında kaynak olma olamaz da, ikinci bir kaynağı zaten Allah Kabul etmiyor ki, zan, sanı, şüpheli şeylerden sakınmanın sağlam ve sahih bir akdin gereği olduğunu salık veriyor olmasına rağmen. Yinelemek gerekirse; Vakte ve şekle bağlı (kıyam, kıraat, rükû, sucud, kade) gibi esasları olan ibadetin Türkçe de yaygın ismi “Namaz”dır. Farça olan kelimenin suçu insanların algı yamukluklarına değil de kelimeye! Yüklenmektedir.

Türkçe konuşup farsça kelimeden rahatsız olanlar Arapça kelimeden neden sıkıntı duymazlar diye düşünmemek mümkün değil.

İçerik değişikliği kelimeden değil cahillikten kaynaklanmaktadır..insanı insanları eğitin de bundan kurtulsunlar.. Medine’de 10 yıl imamlık yapan elçinin hayatını göremeyenler ümmete reçete yazamazlar. Tümü ile örnek bir peygamberin hayatı ciddiye alınıp irdelenerek incelenmeli ki ondan gereği gibi istifade edilebilsin.

Allah’ın dininden sorumlu, kitabından sorulacak olanlar, Sınava girecekleri dersin kitabını önceleyip, ahiren de yukarıdan aşağıya gelerek gelmeye çalışarak hayata dair argümanlarını (delil-kanıt) netleştirsinler. Aksi halde veremeyeceğimiz bir sorgu(hesap) bizi bekliyor olacaktır. Sonuç olarak “Kuransız “ Sünnet ”ve “Sünnetsiz Kuran” Allah’ın dini değildir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Mealcilerin birde şöyle bir özelliği vardır arkadaşlar. Uyanık olun bu konuda. Derler ki biz eğer hadis kesin olarak Peygamber sav den gelirse kabul ederiz ama değilse kabul etmeyiz. Eyvallah çok doğru da: bu insanlar her ne Hikmet ise kesin peygamber dem gelen hadisleri de pek ağızlarına almazlar. Onlarda sahih olduğu kesin olan hadisler bir yana; Ercüment Özkan’dan sözler; Ali Şeriati nden sözler; aliye İzzetbegoviç ten sözler, vs vs

    Ya Allah tan korkun hem hadis inkarcıları benzetmesine kızın; sonra sahih hadisleri savunuyor gibi yapın sonra da Hz Muhammed sav in hadislerinden çok masum olmayan yaratılmış sözlerini ağızlarınızdan düşürmeyin……!!!

Ali veli için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir