
Peygamberimize yardım eden ehli kitaba Allah rahmette bulunacak mı?
SORU: Allah Araf 156 157 158 de peygamberimize iman edenlere, savaşta ve barışta ona yardım edenlere rahmette bulunacağını söylüyor, Kur’ an ahkamının yanında yer alan diğer dinlerin mensupları da Allah’ın rahmetinden faydalanacaklar mı?
CEVAP : Konuya ışık tutması açısından özellikle Araf 158. ayetini yeniden okuyalım:
“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize gönderilmiş, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a ve ümmî Peygamberi olan Resûlüne iman edin. O ümmi peygamber de Allah’a ve onun sözlerine iman etmiştir.Siz de ona iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (7/158) Burada tüm insanlığa yapılan çağrı 157. ayette Tevrat ve İncil sahipleri için yinelenmektedir:
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber’e uyarlar. İşte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr’a (Kur ‘ana) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (7/157)
Tüm insanlıkla beraber ehli kitap da son peygamber olan Hz. Muhammed (as) ve Kur’ ana çağrılmaktadır. Bu çağrıya uymayanların sıratı mustaqım üzere olmaları söz konusu değildir. Çünkü genel geçer bir kural olarak Allah, müminleri tanımlarken: Peygamber, Rabbinden ne indirildiyse ona iman etti, müminler de. Hepsi, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve: «Peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız.» diye Peygamberlerine inandılar ve: «İşittik ve boyun eğdik, bağışlamanızı dileriz, ey Rabbimiz! Dönüş sanadır!» dediler.” (2/285)
Yine müminlerin özelliklerinden bahsederken: “ Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinlikle inanırlar.” (2/4) buyurulmaktadır. Bunun anlamı şudur: Bir kimse Müslüman olmak için Allah’ın gönderdiğini bildirdiği bütün peygamberlere ve kitaplara iman etmek zorundadır. En son ümmet öncekilere, önceki elçilere tabi olanlar da sonrakilere inanmak zorundadır. Aksi halde bütün yaptıkları boşa gider. Bu gün ehli kitap olan bir kimse Hz. Muhammed (as)’ın peygamberliğini ve getirmiş olduğu kitabı hak olarak kabul etmedikçe Allah’ın rahmetinden uzaktır. Allah’ın rahmeti peygamber ve kitap olarak kendisine sunulmuş, fakat o bunlardan yüz çevirmiştir. Bu konuda iki ayet daha vardır ki bazılarının bu ayetleri yanlış değerlendirdiklerini düşünüyoruz.
“Muhakkak ki inananlar, Yahudiler, sabiiler ve Hıristiyanlardan kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” (2/62, 5/69)
Bu ayet Kur’ anda iki ayrı yerde aynı kelimelerle tekrar edilmektedir. Doğrusunu Allah bilir kaydıyla bize vermek istediği mesajın şu olduğu kanaatindeyiz: Tüm ümmetleri olması gereken ortak bir paydada birleştirerek, iman ve amelleri Allah indinde boşa gitmeyecek olan kimselerin ortak özelliklerini bildiriyor. Hangi dönemde yaşamış olursanız olun, hangi peygamberin ümmeti olursanız olun, bu ilkelere göre yaşadıysan, yaptıklarınızın karşılığını Allah’ın indinde bulacaksınız, eliniz boşa çıkmayacak demektir. Yoksa bu gün yaşayan ve İslam’a teslim olmayan ehli kitabın yaptığı boşa gitmeyecek demek değildir. Bu aynı zamanda Kur’ ana mensubiyetini bildiren kimse Allah’a şirksiz ahirete şeksiz iman edip Salih amel işlemiyorsa, (Salih amelin tanımı Kur’ anla çerçevesi çizilip meşru olarak bildirilen bir yaşam biçimi) bu kimsenin Müslümanlığının da Allah katında bir değeri olmayacak demektir.
Ehli kitaptan olup : “ Ben Kur’ an ahkamını kabul ediyorum, Hz. Muhammedi Allah’ın elçisi olarak kabul ediyorum, ancak ben Tevrat’a göre, İncil’e göre yaşamak istiyorum” diyen bir kimse eğer bu kabullerinde samimi ise kendine yazık etmiş olur. Allah Araf suresi 157. ayetinde bunlar için ne yapmaları gerektiğini bildirmişti. Kim imanında samimi ise niçin “üzerinde ağırlıklar,zincirler” ile yaşamak ister ? Yaşamayı kabullense bile Allah’ın bu çağrısına icabetsizlikten ilahi adalete mahkum olur. Zaten bu gün böyle bir yaşamın pratiği de mümkün değildir. Ehli kitabın elinde Allah’ın indirdiği Tevrat ve İncil mevcut değildir. Her ikisi de tahrif edilmiş durumdadır. Muharref bir dini yaşamaktan Allah asla razı olmayacaktır. Samimi olan kitap ehlinin İslam karşısındaki durumunu Allah şöyle açıklıyor:
“Peygambere indirilen Kur’ an-ı işitince gerçeği tanıdıkları için gözlerinden yaşlar akarken onların şöyle dediğini görürsün: «Ey Rabbimiz, inandık, bizi de gerçeğe şahit olanlar arasında yaz.»
Rabbimizin bizi iyilerle birlikte bulundurmasını gönülden arzu ederken, biz ne diye Allah’a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım.»
Böyle demelerine karşılık Allah da kendilerine mükafat olarak altlarından ırmaklar akan cennetleri, içlerinde ebedi kalmak üzere verdi. İşte iyilik yapanların mükafatı budur.” (5/83-84-85) Hakkı gören ona teslim olmakta asla tereddüt etmez ve bahaneler üretmez.



