
Protesto ve Övgü!
Mabet önünde onların tapınmaları,
Yalnızca ıslık çalmak, (Islıklamak) el çırpmaktan( ”muhalifleri protesto, kendilerini övmekten) öteye gitmemektedir.
Bu fiilin neden ve niçinleri arasında dikkat çekici olan onların “Salatı(namazı) rukusuz secdesiz ! Olduğu için bir gösteri veya Ritüel olarak protestodur.
Bunun gerekçesi
“Onlar sizi Mescit-i Haramdan engelleyip dururlarken, ne ayrıcalıkları var ki Allah onlara azap etmesin? Enfal34 de anlatılan engellemeye yönelik bir eylemdir.
Resulün tebliğine mani olmaya çalışmışlardır. Bunun da kendilerine göre gerekçeleri vardır. Cahiliye Arapları, tanrılara ev/beyt/mabet yapmayı, bunların bakım ve onarımıyla ilgilenmeyi en büyük şeref saymışlardır.
Kendilerini şerefli saymalarının bir başka yönü de bu olsa gerek. Mekke ve Kâbe’yle alakalı siyasi, iktisadi ve dini görevleri elde etmek ve Kâbe’nin dini nüfuzundan faydalanmak için kabileler sürekli birbirleriyle harp etmişlerdir.
Bu görevi elde etmekle Üstünlük /şeref gibi unvanlardan istifade etmişlerdir. Kâbe merkezli görevleri yürütmeleri sebebiyle diğer kabilelerin yanı sıra yeni Dinin resulü Hz. Peygamber’e ve Müslimlere karşı bile övünmüşlerdir.
“Ve [hatırla, ey Resul ,] hakikati inkâra şartlanmış olanlar seni [tebliğden alıkoyup] durdurmak,
Öldürmek yahut sürgün etmek için sana karşı nasıl ince tuzaklar kuruyorlardı. Onlar [hep] böyle
Tertipler peşinde koşarlarken Allah, onların bu tertiplerini boşa çıkarttı, çünkü Allah bütün o tuzak kuranların üstündedir.”Enfal 30
Protestonun boyutlarının görülmesi açısından ayet dikkat çekici olmaktadır.
Tarihi malumatlar, Islık ve el çırpma, öteden beri İslam öncesi Arapların eylemlerinden, irtibat/iletişim kurma ve yakınlaşma, vasıtalarından veya gösteri sanatlarından, oyun-eğlence türlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Hatta Kâbe’yi tavaf ederken anadan doğma soyunup tavaf ettikleri ıslık çalıp el çırptıkları da nakledilmektedir.
Burada şu iki kelimeyi açıklamalıyız. “MUKA ” kelimesi, “ıslık, ıslık çalmak, ses çıkarmak, ötmek veya kuşun ötüşünde çıkardığı ses, nağme” anlamlarına gelmektedir. “
Tasdiye kavramı, lügatlerde umumiyetle “iki eli birbirine vurmak, (kuş kısmı) kanatlarını çarpmak” anlamındaki safeka/tasfik kelimesiyle açıklanmaktadır.
Tasdiye kelimesi de “el çırpmak, alkış/alkışlamak, şamata etmek, içinde teganni ve terennümün,
Faydanın olmadığı her türlü ses veya bir kimseyi engelleyip vazgeçirmek” demektir.
Kelimenin türediği seda kelimesi “pürüzsüz her yönden insana dönen ses, dağdan veya vadiden yansıyan/akseden ses, seda, yankı, tezahür, gösteri ve hangi vesile ile olursa olsun (ister söz ister ses ister amel isterse “ el Çırpma) ile olsun ortaya çıkan şey” manalarına gelmektedir.
Türkçede de “övmek, methetmek, şükretmek, hamt etmek” anlamındaki alkamak kökünden gelen “Alkış kelimesi, “bir şeyin beğenildiğini, hoşa gittiğini anlatmak için, el çırpmak ya da o yolda söz söylemek, övgü beğeni,
Günümüzde çoğunlukla takdir gösterisinin adı olarak kullanılan alkışın veya alkış olarak gecen bir takım el çırpma (konum ve durumuna göre) hareketlerinin “bravo alkışı, yuh alkışı, slogan alkışı, politik alkış” gibi pek çok türü bulunmaktadır. “ Islıklamak da yer yer benzer karakterlerde kullanılır.
Ancak Mekkeli müşriklerin ıslığı da alkışı da ve her türlü şamataları da resulün protesto edilmesine yönelikti. Her ne kadar kendi kendilerine bu hareketleri yapıyor olsalar da. Muhaliflerine muhalif olmanın gereği olarak, genel ifade edecek olursak,” Şamata etmekle ve Alaya almakla özetlenebilecek bir eylemle muhatap olunmaktadır. Alaya almak, alay etmekle ilgili bir rivayette şöyle gelmektedir.
Esved b. Muttalib (Ebu Zem‘a) ve arkadaşları, Hz. Muhammedi (as) gördüklerinde
“Âlemin kralı, Kisra ve Kayser hazinelerinin sahibi/galibi/varisi geliyor” diyerek ıslık çalıp el çırpar, Alaya alırlardı.
Tüm bu ve benzer bilgiler bize şunu anlatıyor, Resulün tebliğine mani olmak için yapılan her tür pasifleştirme / etkisizleştirme / düşük kişilikli göstermeye çalışmalarıdır. Günümüzde toplu iletişim araçları ile olabildiğince meşgul edilen insanların özel tepkilerinin kısır kaldığı söylenebilse de, onların yerine konuşlanmış bel’amların bu vazifeyi hakkıyla (!) icra ettiğini teslim etmek gerekiyor.
İlgili ayetin mealini, mevzunun anlaşılmasına katkı sağlaması amacıyla içinde bulunduğu bağlamla
Birlikte vermek istiyoruz:
“Ve [hatırla, ey Peygamber,] hakikati inkâra şartlanmış olanlar seni [tebliğden alıkoyup] durdurmak,
Öldürmek yahut sürgün etmek için sana karşı nasıl ince tuzaklar kuruyorlardı. Onlar [hep] böyle
Tertipler peşinde koşarlarken Allah, onların bu tertiplerini boşa çıkarttı, çünkü Allah bütün o tuzak kuranların Üstündedir.”
“Ve kendilerine her ne zaman ayetlerimiz ulaştırılsa, ‘Biz [bütün bunları] önceden de işitmiştik’
Derlerdi. “İstesek, şüphesiz, biz [kendimiz] de bu tur sözler dizebiliriz. Bunlar, eski zamanlara dair masallardan! Başka bir şey değil.”
“Ve bir de şöyle derlerdi: “Ey Allah’ımız! Eğer bu gerçekten Senin katından (indirilen) hakkın kendisi
İse, o zaman başımıza gökten taş yağdır yahut [daha] can yakıcı bir azap çıkar karşımıza!”
“Ne var ki, Allah, [ey Peygamber] sen henüz onların arasında bulunurken, onları bu şekilde cezalandırmak istemedi.
Ayrıca Allah onları, [hala] af dileyebilecekleri bir safhada cezalandıracak da değildi.
Fakat [şimdi], kendileri oranın [gerçek] sahipleri olmadıkları halde saldırmazlık örfü altında bulunan o
Mescid-i Haram’dan [müminleri] alıkoymaları yüzünden Allah’ın onları cezalandırmaması için ne gibi güvenceleri var ellerinde? Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde olanlardan başkası o evin bakıcısı olamaz.
Ne var ki, onların çoğu bunun farkında değil ve (bu yüzden de) Mabed önünde onların tapınmaları
Yalnızca ıslık çalmak, el çırpmaktan öteye gitmemektedir. Azabı tadın öyleyse, [siz ey inanmayanlar],
Hakkı inatla inkâr etmenizin bir karşılığı olarak!”
Bu kısa yazıda, Ana omurganın Enfal 30-35 ayetinin daha net anlaşılabilmesine bir katkı olmasıdır.


