GenelSelam İle

Selam İle

Değerli Okuyucularımız!

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi siz­lerin ve bütün ümmeti Muhammed’in üzerine olsun inşaallah. Rabbimize hamdolsun ki, sağlık ve sıhhat üzere bu yılın ramazan ayını da birlikte idrak etmiş bulunuyoruz. Bu nedenle rabbimize ne  kadar hamd etsek azdır. Bizlere bahşetmiş olduğu bunca nimetin şükrünü eda edebilmek için, gereken güç ve istidadı yüce rabbimizden niyaz ediyo­ruz.

Değerli okuyucularımız!

Toplumsal hayat çok hızlı değişiyor. Tekno­lojinin değişim ve gelişimine paralel olarak, sosyal yaşantımız, gelenek ve görenekleri­miz, ahlak ve din anlayışımız da aynı hızla değişmektedir. Ekonomik şartların imkânı ölçüsünde zevklerin tatmini her şeyin önüne geçmekte; iktisat ve tasarrufun kuralları ha­tırlanmamaktadır. Yemede, giymede, her tür­lü harcamada hesapsız bir israf yaşanmakta­dır. Daha yakın bir tarihe kadar alınan eşyalar eskiyinceye kadar kullanılır, sonra işe yaraya­cak bir boyutu varsa oraya intikal ettirilirdi. Asla çöpe atılmazdı. İnsanımızın kullandığı tüm ihtiyaç maddeleri için durum böyleydi. Şimdi biraz giyilen, kullanılan, modası geçen yeni bile olsa çöpe gitmeye mahkûm ediliyor. Tüketim toplumlarının tabii karakteri, her çıkan yeniye saldırmak olduğundan, her şey çok çabuk deforme oluyor. Sonuç olarak lüks bir hayata talip olanlar ihtiyaçlarının kulu, hadimi ve tedarikçisi olmaktan kendini alamıyor.

Elde ettikleri imkânların bir kısmı ile de olsa; ait oldukları dinin, düşüncenin ve o düşünce­yi taşıyacak nesillerin geleceği için bir hesap yapılmıyor bir kaygı duyulmuyor.

İmkân bizim hayat bizim elbette yaparız ya­şarız diyen insanlar, kendilerince haklı olabi­lirler. Ancak şunu hemen hatırlayalım ki İs­lam’da nereden nasıl kazandığımızın hesabı sorulacağı gibi; nereye ve nasıl harcadığımı­zın da hesabı sorulacaktır.

Bunları düşünen dünkü büyüklerimiz, imkâ­nı olduğu halde yaşadığı mahalleye ve mahal­lenin genel durumuna uygun davranır fakir ve fukarayı encide edecek davranışlardan kaçınırlardı. İmkanları nispetinde onları görüp gözetir, gereken yardımlarda bulunur; yediğinden yedirmeye, giydiğinden giydirmeye çalışır; sevinçte ve kederde birlik­te olmaya gayret ederlerdi. Varlıklarıyla faki­ri fukarayı ezmez, onların halini gözetirlerdi. Böylece dinde kardeş olduğuna inanan insan­ların bu düşüncesi, hayattaki yerini bulurdu. Bu insanların hassasiyeti, sahip oldukları inançlarından kaynaklanıyordu. “Komşusu aç iken tok sabahlayan bizden değildir.” Diyen bir nebinin ümmeti; “…Onlar, kendilerine ve­rilen rızıktan da infak ederler” buyrulan bir dinin mensubu olduklarının bilincinde idiler. Mülkün ve rızkın Allah’ın elinde olduğunu bilirler; “Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hakkın varlığına da” yürekten inanırlar­dı. (Zariyat 51/19) şimdi “Onlar bir ümmetti gelip geçtiler. Onların yaptıkları onlara; sizin yaptıklarınız da sizedir” ilkesi gereğince şim­di görev bizim omuzlarımıza yüklenmiş du­rumdadır. Görev bizi çağırıyor!..

On bir ayı geride bıraktık şimdi bu işin tam mevsimi ramazan ayındayız. Komşu­muzda, mahallemizde, şehrimizde, ülke­mizde ve tüm dünya müstezaflarının ihtiyaç sahibi olanlarını görüp gözetme zamanıdır. Bilhassa yeni yıkımdan çıkmış olan Gazze için seferber olmanın tam zamanıdır. Özellikle ye­mek, içmek, giyinmek, ilaç ve barınmak gibi temel ihtiyaçların karşılanması için, ülkemi­zin ve halkı Müslüman olan tüm ülkelerin bu konuya yürekten sahip çıkmaları gerekmek­tedir. Allah’a hamdolsun ki geçici de olsa bir ateşkes sağlandı. Yıkılan binaların harabeleri içinde yaşamaya çalışan din kardeşlerimiz için, bu mübarek günlerde daha çok duyarlı olmamız gerekmektedir. Zira Gazze’nin yara­ları ancak onların acılarını paylaşan mümin­lerin elleriyle sarılacaktır.

Değerli okuyucularımız!

İşin diğer boyutu ise “küfür bir millet İslam bir millettir” ilkesi gereğince, kimlerle yan yana kimlerle karşı karşıya olmamız gerekti­ğini Gazze olayı çok daha belirgin olarak or­taya koydu. Ayetin birinci cümlesinde olduğu gibi, küfür bir millet olduğunu yeniden orta­ya koydu. Ayetin ikinci kısmı da bizi ilgilen­diriyor. İslam olduğunu iddia edenler, niçin bir millet olarak varlıklarını ortaya koyama­dılar? Bu bizi düşündürmeli değil mi? Küfür, küfür paydasında birleşirken; Müslim’im, mümin’im, Müslüman’ım diyenler neden İs­lam paydasında birleşemiyor, birleşmiyor­lar? Görüntü ile icraat, söylemle eylem bir biriyle çelişiyor. Kelimenin tam anlamıyla dağ fare doğuruyor. Rakamsal kalabalıklar bir anlam ifade etmi­yor edemiyor. Bu konuyla ilgili Aliya İzzet Begoviç şu tespiti yapmıştı; “siz insanları tasnif ederken inanlar ve inanmayanlar diye ikiye ayırıyorsunuz. Hâlbuki birde inanıyormuş gibi yapanlar vardır. Bunların sayısı ise çok fazladır!”

İşte inanıyormuş gibi yapanlar inananları ayrıştırmada başrolü oynuyorlar. İnsanımızı Irklarına, renklerine, etnik kökenlerine, din­lerine, mezheplerine ve memleketlerine göre ayrıştırarak bir birimize düşman ediyorlar. Bunlar şeytanın dostları, küfrün ajanları ola­rak görevlerini kusursuz yerine getiriyorlar. Artık bunların oyunlarını bozmak mümin­lerin feraseti ile olacaktır. Gerçekten iman edenler, bunların oyunlarına alet olmamak için ayrı olduğumuz yanımızı değil, birlik­te olabileceğimiz yanımızı öne çıkartarak; dinimiz üzerinde birleşmeye, dinde kardeş olduğumuzu yüksek sesle dillendirmeye ça­lışmalıyız. Dünyada söz sahibi, güç sahibi, şeref ve itibar sahibi olmak istiyorsak buna mecburuz. Allah resulü bu gerçeği bize şöyle hatırlatıyor:

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbi­rinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda bir birinizi seveceğiniz şeyi size haber vereyim mi? aranızda selamlaşmayı yaygınlaştırın” buyuruyor. (Müslim iman 93)

Rabbimiz ise:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a ) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan ni­metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler ol­muştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam ke­narında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, doğru yolu bulasınız diye.” (Ali İmran 3/103)

Bunun üzerine söylenecek söz olabilir mi? Birliğimiz, dirliğimiz, şeref ve şanımız; Al­lah ve resulünün bu çağrısına kulak vererek, fıtratımızın kitabı olan Kur’an’a dönmekle mümkün olacaktır.

Bu ay Kur’an ayıdır. Kur’an’ın insanlıkla buluştuğu aydır. O Kur’an ki, insanlığı batıldan hakka, karanlıktan nura, zilletten izzete, esaretten hürriyete, dalaletten hidayete, Allah’ın gazabından rızasına ulaştıracak olan tek kitaptır. İndiği gecenin kadrini yükselttiği gibi bizim de kadrimizi yükseltmesi için onu okumaya, anlayıp tanımaya, yaşayıp ahlak edinmeye çalışmalıyız ki, rahmet ayı olan ramazandan hidayet kaynağı olan Kur’an’dan gereği gibi istifade etmiş olalım. Aksi halde tutmadığımız orucun, kılmadığımız namazın, okuyup anlayıp öğütlerinden istifade etmediğimiz Kur’an’ın, rahmet olan ramazan ayının, o ayda bulunan kadir gecesinin bize ne faydası olacaktır!..

Rabbimiz bu durumun sonuçlarını inanmayan bir toplum üzerinden bizlere şu örnekle anlatıyor:

“El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılayamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.” (Rad 13/14)

Atalarımızın tabiri ile pınar akarken testisini doldurmak akledenlerin yapacağı bir iştir. Hayatta olmak gibi bir fırsatımız, akıl gibi bir değerimiz, düşünüp akletmek için zamanımız varken fırsatı kaçırmayalım!..

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yoru­mumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler için özenle ha­zırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, arka kapak içinde hayatımıza dokunan ayet meallerini ve ayın derin baş­lıklarını sizlerin istifadesine sunuyor, beğe­nerek okuyacağınızı umuyoruz.

Ayrıca bu mart ayında hem ramazanı hem de ramazan bayramını idrak etmiş olmanın huzur ve sevincini yaşıyoruz.  Rabbimize sonsun şükürler olsun!

Bu nedenle sizlerin hem ramazanı şerifinizi, hem de ramazan bayramınızı en içten samimiyetimizle kutluyoruz. Sağlıklı bir ramazan, huzurlu bir bayram geçirmenizi diliyoruz. Bütün sevdik­lerinizle sağlık ve sıhhatle nice bayramlara ulaşmanızı Yüce Allahtan niyaz ediyoruz.

Sözlerimize son verirken; hepimize sağlık sıhhat huzur ve mutluluklar diliyor, Allah’a emanet ediyoruz. Bir sonraki sayımızda bu­luşmak ümidiyle inşaallah!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir