GenelSelam İle

Selam İle

Değerli okuyucularımız!

Allahın selamı rahmet ve bereketi hepinizin ve hepimizin üzerine olsun!

Sağ olana günler geçiyor mevsimler değişiyor. Ancak değişmeyen yüreklere acı salan bir yedi ekim gerçeği vardır. Bu gerçek hala devam ediyor.  Acı, kan ve gözyaşı bir sonraki yılın Kasım’ına gelinmesine rağmen; bu gerçekle ilgili herhangi bir değişme olmadı. İlk günkü vahşet aynen devam ediyor. Bunların insanlığını, medeniliğini, vicdan ve merhametini sorgulamak gerekmiyor mu? Bu insanların hunharca yok edilişini seyreden koskoca bir dünya üç maymunu oynamaya devam ediyor.  İnandığını söyleyen Müslümanlar kendilerine ölümün gelmeyeceğini, bu fitnenin kendi kapılarını çalmayacağını,  huzur ve saadetlerinin bozulmayacağını mı zannediyorlar?  Din kardeşleri enkazlara gömülürken, el kadar yavruların ceset parçaları torbalara doldurulurken,  yaralıları yatacak hastane, tedavi edecek doktor, kullanılacak ilaç bulamazken;  yaşadıkları müreffeh hayatın tadını çıkarmaktan çok mu mutlu ve huzurlu oluyorlar?  Bir saldırı anında bir araya gelip kendilerini ve hemcinslerini korumaya çalışan varlıklar kadar duyarlılık göstermeye de mi mecalleri yok?  İnananlar imanının, insan olanlar insanlığının sesini duyarak; bu vahşeti durdurmanın yolunu bulmak zorundadırlar/zorundayız.

Zannediyor musunuz ki bu durum, bizlerin üzerine de bir sorumluluk yüklemiyor?  Bu durumdaki insanlara Rabbimizin inzarı ve ikazı şudur:

“Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa 4/75-76)

Değerli okuyucularımız!

Rabbimizin bize tavsiyesi şeytan ve şeytanın dostları ile savaşmamızı isterken bizler birbirimizle savaşmak için fırsat kolluyoruz. Özellikle medyanın manipülasyonlar ve algı operasyonları ile Müslümanları şii, Sünni, Sünnileri de ehlisünnet ve ehli bidat, tarikatları da kendilerine has değer yargıları ile sınıflandırıp onlarca kola ayırıyorlar.  Bunların her biri diğeri için hısım değil hasım olarak gösteriliyor. Kendi mezhebinden ve meşrebinden olmayanlara meşru bir bakışla bakmamak genel anlayış haline geliyor.

Bu ayrışma dayanışmayı, kaynaşmayı ve barışık yaşamayı imkânsız hale getiriyor. En ufak bir kıvılcımla alev alacak barut fıçısı gibi insanlar birbirleri ne karşı saldırgan bir tavır içine giriyorlar.  İnanç yönünden durum böyle olduğu gibi etnik yapılar açısından da farklı değildir.  Düşmanlarımız tarafından üretilen milliyetçilik akımı koskoca bir devleti, darı gibi dağıttığını acı bir gerçek olarak görmemize rağmen, hala akılımızı kullanarak bu tuzağa düşmemeye çalışmıyoruz.   Ecdadımız 600 yıl İslam ortak paydasında yüzlerce değişik ırka mensup insanı birleştirerek 22 milyon km kare topraklara hükmetmeyi başarmıştı. Bu anlayış içerisinde kimse kendi ırkını öne çıkarmak için bir girişimde bulunmamıştı. Çünkü hâkim olanların hepsinin ideali birdi. Amaçları Allahın dinini yeryüzüne hâkim kılmak için çalışmaktı. Dava herhangi bir ırkın davası değil, La ilahe illallah diyenlerin ortak davası idi. İnsan fıtratına uygun olan bu anlayışa hiç kimse itiraz etmiyordu. Hangi millete mensup olursa olsun iman eden kimse bu devletin asli vatandaşı ve din kardeşi olarak muamele görüyordu. Ne Türk Türklüğünü ne Kürt Kürtlüğünü, ne Arap Araplığını, ne de Acem, Acemliğini öne çıkarmıyordu. Hepsi Allahın dininde kardeş olarak birleşiyorlardı.  Bu nedenle İslam Arap yarımadasından Avrasya ya kadar tüm halkları birleştirmişti. Aynı ideali benimseyen devletlerde de bu konu aynen devam etmiş hiçbir etnik yapı sorun olmamıştır. Ne zamanki İngiliz kâfiri ırkçılık hastalığını ortaya attı; bu koca devletleri param parça ederek onların sömürü düzenine hizmet edecek eleman haline getirdi…  Bunu görüp bildiğimiz halde hala aklımız başımıza gelmemiş olacak ki; bu hastalığı yeniden canlandırmak isteyenlerin değirmenine su taşıyoruz. Şunu bilelim ki bu bizim sonumuz olur.  Türkler de Kürtlerde aklını başına alarak birlik olabilecekleri bir paydada İslam paydasında birleşmenin yolunu tutmak kaçınılmaz bir zorunluluktur.  75 yıldır Gazze de yaşanan durum hala bize gerekli dersi vermedi mi? Son savaş tüm dünyanın hak batıl iki taraf olduğunu göstermedi mi? Bu canavar sürüsü bizlere farklı muamele edeceğini mi zannediyoruz? Hala bu durumlar bizi düşündürmüyor, hakta birleşmeye yöneltmiyorsa, hepimizin sonunun hüsran olacağını unutmayalım…

Değerli okuyucularımız!

Şunu bilelim ki, zulmün ve zalim karşısında olan sadece İslam ve onu yürekten benimseyen Müslimlerdir.  Allah bu dini yeryüzündeki tüm insanlık için insanca yaşaması için göndermiştir. İslam inanmayanlara da Allah Teâlâ’nın adaletini, insanca yaşama hakkını asla esirgememiştir.  İnsan ile Allah arasına giren engelleri, zulüm ve baskıyı emniyete çevirerek kurtulanların bilerek kurtulmasını; helak olacak olanların da bilerek helak olmasını temin etmiştir.

“…Allah’ın, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması içindir. Çünkü Allah hakkıyla işitendir, hakkiyle bilendir.” (Enfal 8/42)

Son olarak verilen hüküm şudur:

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara 2/ 256)

İşte Allah’ın sonsuz merhameti ve islamın insana yaklaşımı! Hala akletmeyecek, hala düşünmeyecek, hala anlamayacak mısınız?!..

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, gündem bölümünde ise ayın köşe yazılarından sizlerin istifade edeceğini umduğumuz yazıları ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı