
Takke, sarık, tesbihat İslamdan mıdır?
SORU: Namaz kılarken takılan takke ve sarık gibi şeyler İslam’ın emirlerinden midir? Peygamberimiz de takke takıyor muydu? Namazdan sonra yapılan 33 kere tekrarlı tesbihat Peygamberimizin uygulamalarından mıdır?
CEVAP: Namaz kılarken takılan takke ve sarık İslam’ın emri değildir. İslam’ın emri olan şey insanın mahrem yerlerini kapatacak bir elbise ile örtünmesidir. Bu örtü sadece namaz için gereken bir örtü de değildir. Her zaman ve zeminde mahrem yerlerini kapatmak, insanı soğuk ve sıcaktan korumak ve aynı zamanda insana insanların içinde güzel bir görünüm sağlamak içindir. Peygambe- rimiz’in namaz için giydiği ayrı bir kıyafeti olmamıştır. Normalde üzerinde bulunan elbisesi ne ise onunla namazını kılıyor ve kıldırıyordu. Bugün imamların yaptığı gibi namaz için sarık ve cübbe giymiyordu. Hiçbir milletin mahalli kıyafeti, İslam’ın emri olarak insanlara dayatılamaz. İslam örtünmenin genel geçer hudutlarını belirtip bırakır. Örtünün rengi, biçimi her toplumun kedine özgü mahalli anlayışlarına göre biçimselliğe bürünür. Burada dikkat edilmesi gereken şey mahrem yerlerin kapatılması ve insanı çirkin bir görünümden kurtarmasıdır.
Peygamberimiz (a.s) peygamberlikten önce ve sonra içinde yaşadığı toplumdan ayrı bir kıyafet giymemiştir. Onların giydiği kumaştan, onların giydiği biçimden olmakla beraber aşırılıktan her zaman uzak durmuştur. Elbiselerinin eteklerini yerde süründüren müşriklerin aksine yere sürünmeyecek şekilde olmasına dikkat etmiş ve müslümanlara da bunu önermiştir. Her renkte elbiseyi giymekle birlikte yeşil olanını daha çok tercih etmiştir. Bu da kişinin kendine özgü bir tercihidir dinden değildir. Sakal, sarık ve boylu boyunca giyilen bol elbise gibi şeyler de yine o toplumun teamüllerinden ve yaşanılan coğrafyanın iklim şartlarına uygunluk arz eden şeylerdir. Dinden değildir. Peygamberimiz elbise konusunda ikaz ettiği gibi sakal ve bıyık konusunda da müslümanları ikaz ederek bıyıklarını kısaltmalarını ve sakallarının da bir tutamdan fazlasını kesmelerini tavsiye etmiştir. Saçlarını uzatanlara da temiz tutmalarını önermiştir. Tırnaklarını her hafta kesmelerini dişlerini her abdest alışlarında misvak kullanarak temizlemelerini buyurmuştur. Bütün bunlar bir insan olarak toplumda temiz ve düzenli olmak için gereken şeylerdir.
Fikir taşıyanını farklı kılar. İşte bu farkın fark edilmesi için toplumun genel görünümünden oturup kalkmasına, yiyip içme biçiminden yenilip içilecek şeylerine, konuşma adabından ense tıraşına varıncaya kadar her şeyine kendi mührünü vurur. Bu farklı bir düşüncenin tabii sonucudur. Bugün de bu durum böyle değil midir? İnsanın giyim ve kuşamı, saç sakal tıraşı, konuşma ve davranış biçimleri onun düşünce yapısını göstermiyor mu? İşte bu fikrin dışa yansıyanıdır.
“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.” (48 Fetih 29)
Namazdan sonra yapılan tesbihata gelince, bugünkü uygulama şekliyle Peygamberimiz döneminde uygulanmamış olmasına rağmen daha sonraları bu hale gelmiştir. Olayın vukuu şöyle olmuştur: Medine mescidinde bulunan Suffe eshabından bir kısım zevat Peygamberimize gelerek şöyle derler: “Ya Resulallah! Bizler fakir kimseleriz, insanlara sadaka verecek bir durumda değiliz. Hâlbuki zengin kardeşlerimiz sadaka vererek bizi geçiyorlar. Bize de öyle bir şey öğret ki bunlara erişelim.” Peygamberimiz de “namazlardan sonra 33 kere Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allah’u Ekber” demelerini buyurur. Daha sonra yine gelirler, “Ya Resulallah! Bunu zengin kardeşlerimiz de yapmaya başladı ve yine bizi geçtiler. Bize bir şey daha öğret” deyince Peygamberimiz de: “Bu Allah’ın onlara olan bir ihsanıdır” buyurur. Tesbihat böyle bir nedenle müslümanların gündemine girmiştir.
Namazların kılınması noktasında Peygamberimiz her vaktin farzını kıldırdıktan sonra sağa ve sola selam verip namazdan çıkar. Konuşulacak bir durum varsa yönünü cemaata döner, mihraba oturur ve konuşmaya başlar. Konuşacak bir durum yoksa selamdan sonra kalkıp Hane’i Saadet’lerine giderlerdi. Topluca tesbihat yaptırmazlardı. Herkes namazdan sonra serbest olduğu için dilerse orada oturup bir şeylerle meşgul olur dilerse işine giderdi. Bugünün uygulaması ise çok sonraları bu hale getirilen bir teamüldür. Hüküm itibariyle nafile bir ibadet olduğundan, yapan ecrini alır yapmayan ise kınanmaz.



