GenelYazarlardanYazılar

Ey Allah’ın Resulü Bunlar Vahyin Eseri mi?

Allah resulünün yakın arkadaşlarının en büyük özelliklerinden birisi karşısındaki insanın ağzından çıkan sözleri sorup ve sorgulamış olmalarıdır. Onlar bunu yapar iken İsrail oğullarının Hz. Musa’ ya yaptıkları gibi onu siygaya çekme şeklinde olmamıştır. Gayet kibar ve yumuşak bir üslup ile bunu yapmışlardır. Peşinden de Allah ve resulü daha iyi bilir demeyi ihmal etmemişlerdir. Sizlerin de bildiği gibi mutlak doğruları söyleme özelliği sadece âlemlerin rabbi olan Allah’a ait olan bir özelliktir.

Allahtan daha güzel ve doğru sözlü kim vardır?” ( Nisa-122  ) ayeti de söylediklerimizi doğrular mahiyette bir Kuran ayetidir. Allah’ın elçileri kendileri şayet Allah’tan aldıkları vahiyleri muhataplarına anlatma hali üzere iseler onlarında söyledikleri mutlak doğrudur ve karşısındaki muhataplarının kesinlikle işittik ve itaat ettik demeleri gerekmektedir.  Söz konusu Allah’ın vahyi ise onun üzerine söz söylenmez, söylenmemelidir.

Peygamberlerinde bizler gibi birer insan olduklarını kitabı kendilerine indiren Allah’ın bizzat kendisi ifade etmektedir. Tek fark vardır ki elçiler vahye muhatap olmaları noktasında diğer bütün insanlardan farklıdır, üstündür ve Allah onların hepsinden razı olmuştur. Bizlerden de razı olmasının tek yolu indirilen o vahiyler ile kendimizi düzetmiş olmamız gerektiğine kesinlikle iman etmemiz gerektiğidir.

İslam vahiy patentli bir din olup kaynağı Allah’ın bizzat kendisidir. O insan Aklının ürünü olan bir din değildir. Bundan dolayı da dinden bahseden, din adına konuştuğunu söyleyen herkesin bahsedeceği ve konuşacağı bir tek kaynak vardır o da Allah’ın kitabı Kuran’ı Kerimdir. Bununla şu anlaşılmasın bizler sadece Kuran diyen insanlar olmayıp bu Kuran’ı hayatına uygulayan bir peygamberin de Kuran’ın anlaşılmasında önemli ve gerekli bir unsur olduğunu da kesinlikle kabul eden Müslümanlarız. Zira peygamber Kuran’ın ete ve kemiğe bürünmüş halidir. Ve onun ahlakını, yaşantısını Kuran oluşturuyordu. Kuran’ı doğru anlamanın yolu kitabın kendisine indirildiği peygamberi doğru anlamaktan geçtiğini kesinlikle unutmamalıyız. Peygambersiz bir din anlatmaya çalışanlar bilsinler ki onlar Allah’ın dini olan İslam’ı anlatmamaktadırlar. Esas konumuzun bu olmadığını hatırlatarak yazımıza devam edelim.

Bizler İslam’ı hayat tarzımız ve yaşam biçimi olarak terk ettikten bu yana birçok güzel hasletlerimizi, özelliklerimizi kaybettik halende kaybetmeye devam ediyoruz. Mesela sorup, sorgulama, araştırma bunların başında gelmektedir. Oysa Peygamber ve onun yakın arkadaşları bu güzel özelliklerini sonuna kadar kullanmışlardır. Karşılarındaki Allah’ın son elçisi olmasına rağmen “Ey Allah’ın resulü bu söyledikleriniz vahyin eseri mi?) diyecek, soracak cesarette kimseler idiler.  Eğer söylenen söz vahyin eseri ise o zaman teslim olmuşlar. Yok, eğer söz veya ortaya konan bir davranış peygamberin kendi özel görüş ve kanaati ise o zaman kendi görüşlerini belirtmek suretiyle ne kadar şahsiyetli insanlar olduklarını da kendilerinden sonra gelecek olanlara ibretlik bir ders olarak bırakmışlardır. Bununla ilgili olarak birçok örnek bulmamız mümkündür: Mesela Bedir savaşında su kuyularının tutulması ayrıca hurmalıkların budanması vb. konular şu anda aklımıza gelen ilk örneklerdir.

İşin aslına bakacak olur isek elçi olarak seçilenler kendilerini elçi olarak seçenlerin söylemediği bir sözü asla kendilerini seçen makama karşı söyledi deme hakkına sahip değillerdir. Zira böyle bir yetki ve salahiyetleri de yoktur. Bunun böyle olması gerektiği noktasında daha açıklayıcı bilgiler elde etmek isteyen ve arzu eden kardeşlerimiz bu konuda Hakka suresi kırk üçüncü ve kırk dördüncü ayetlere bakabilirler. Peygamberlerin söylediklerinden şüphe etmek iman edenlerin özelliklerinden olamaz olmamalıdır. Ancak iman edenler peygamberin de kendileri gibi bir insan olduklarını hiçbir zaman unutmamışlardır. Çünkü sözün ağzından döküldüğü kimse peygamberin bizzat kendisidir.  Ve peygamber yaşıyor ve karşılarındadır. Fakat bizler için böyle bir imkan artık yoktur. Zira peygamber aramızdan ayrılmıştır. Bizzat bizlerin peygamberin yakın arkadaşları gibi ona soru sorma imkânımızda yoktur. Onlar peygambere sormuşlar bizler ise peygamber adına söylenen sözleri elimizdeki tek orijinal kaynak olan Kuran’ı kerim ile test ederek neyin vahyin eseri olup neyin olmadığını öğrene biliriz. Müslüman coğrafyada yaşayan bizlerin en önemli sorunu dinimizi Kuran’dan değil de başka kaynaklardan öğreniyor olmamızdır. Allah’ın bizleri hesaba çekeceği din Kuran’ın iki kapağı arasındaki vahiyler ve peygamber efendimizin o Kurandan anladıkları ve hayatına uygulamış olduğu hususlardır. Peygambere soru sorup dinini öğrenen bir nesilden bu gün şeyhinin, ağabeyinin, üstadının, cemaat liderinin izni olmaksızın bırakın soru sormayı veya sorgulamayı yüzüne dahi bakmanın mübareklerin! Rahatsız oldukların kabul edildiği bir anlayışı benimser hale geldik. Sormayı unutan bizler aynı zamanda okumayı da unuttuk sadece bize anlatılanlar ile yetinir olduk. Ayrıca anlatılanların doğrumu yoksa yanlış mı olduğunu da araştırma zahmetine katlanmıyoruz. Geliniz tekrar araştıralım soralım, sorgulayalım. Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir