GenelMektuplara Cevap

Müslümanların Dinlerinde Bölük Bölük Olmasının Sebebi Nedir?

Soru: Mümin un suresinin 53. Ayetinde bah­sedilen İnsanların bölük -bölük olmasını nasıl anla­yacağız? Burada anlatılmak istenen Kur’an’ın geldi­ği dönemdeki Ehli kitabın dinî veya siyasî bakımdan çeşitli guruplara / mezheplere ayrılmış olmaları mı kastediliyor? Şayet böyle ise; İslam ümmetinin de çeşitli mezheplere, tarikatlara, partilere, cemaatle-re ayrılmış olmasını nasıl değerlendireceğiz? Bu du­rumu nasıl anlamalıyız?

Cevap: Bu konuları ele alırken anlatılmak is­tenen konunun bağlamına bakarak değerlendirmek gerekmektedir. Konunun anlaşılması için surenin 51. Ayetinden itibaren okunması gerekmektedir. Allah bütün elçilerini içine alan bir çağrıda bulunuyor. “Ey Resullerim! “Güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yap­makta olduklarınızı biliyorum.”(Müminun 23/51)

Bu ifade tüm elçilerin ne ile mükellef oldukla­rını da anlatmaktadır. Hem elçiler hem de ümmet­ler temiz olanlardan yemek ve salih amel işlemekle mükellef tutulmuşlardır.. Devamında ise;

“Muhakkak ki hepinizin dini bir tek dindir. Ben de sizin rabbinizim. Öyleyse Bana karşı gelmekten sakının!”(Müminun 23/52)

Burada konuyla ilgili olan diğer ayetleri de hatırlarsak konu daha da anlaşılır olacaktır. Allah Teâlâ tüm insanlığa göndermiş olduğu din bir tek dindir. Onun adı da İslam’dır. Zebur’un, Tevrat’ın, İncil ve Kur’an’ın insanlığa getirdiği din aynıdır.

“Allah indinde din İslam’dır. Kitap verilenler, ken­dilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıs­kançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetle­rini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.” (Ali İmran 3/19)

“Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette de ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran 3/85)

Bütün kitaplarda aynı olan dinin nasıl bozulduğu ise şöyle anlatılmaktadır:

“Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulu­nan ile sevinip böbürlenmektedir.” (Müminun23/54)

Bu bölünme veya bölme işi ise Allah indinde gaflet ve sapıklık olarak değerlendirilmektedir:

“Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!” /(Müminun23 /55)

“Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.” (Müminun 23/56)

“Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatın­da onların azaplarını çoğaltmayı ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.”(Tevbe 9/55)

Buraya kadar anlatılanlar ile önümüze konu­lan durumun anlamı şudur: Allah Teâlâ ehli kitap üzerinden örnekleyerek bize bölünmenin sonuçları­nı göstermektedir. Kur’an’ın olayları sunuş biçimi; hem yapılması gerekeni hem de yapılmaması gere­keni verir. Yanlış olanı örneklediği gibi doğru olanı da örnekleyerek insanın net bir anlayışa ulaşmasını temin eder. Bununla bizden öncekilerin Allah’ın arıduru dinini ne hale getirdiklerini gözler önüne sererek gösteriyor ki sakın sizler de böyle yapmayın diye. Bunu her elçinin diliyle tekrar ediyor. İşte son elçisine göndermiş olduğu kitaptaki örneği elimizde durmasına rağmen gereği gibi anlayıp öğüt almış mıyız? Bu gerçek insanlık tarihi boyunca hep böyle olmuştur. Geçmiş kavimlerin, medeniyetlerin duru­mu anlatılırken;

“Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryü­zünü kazıp alt-üst etmişler, onu bunların imar ettik­lerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri, onlara da nice açık deliller getirmişlerdi. Zaten Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendi­lerine zulmetmekteydiler.” (Rum 30/9)

İşte bu gerçek her toplum için/ her ümmet için aynı olmuş hiç değişmemiş. Çünkü yapılma­sı istenen doğru anlayış ve davranışlar aynı oldu­ğu gibi, kendisinden yapması istenen insan da fıt­ratı itibariyle aynıdır. Bu nedenle hep aynı tepkiyi vermiş, aynı akıbetle karşılaşmıştır. Son ümmette bundan nasibini alacak, aynı akıbet onunda başına gelecekti. Nitekim de öyle oldu. Elçinin irtihalinden hemen sonra siyasî bölünmeler başladığı gibi diğer konulardaki bölünmeler de bunu takip ederek doğru yanlış bir dizine guruplar ortaya çıktı. Öncekilerde olduğu gibi her bölük kendi elindekini beğenip sevinmeye ve doğruluğu ile kıvanmaya başlamıştır. Bu bölünme sadece sosyal açıdan değil siyasi, dini, ırki nitelikli bölünmelerdir. En masum olan fıkıh konu­sundaki farklılaşmalar bile bir ayrı inanç sistemi gibi algılanır hale gelmiştir. Din /İslam denilince anlaşıl­maz olmuş.; tasavvufi İslam, radikal İslam, ılımlı İslam, geleneksel İslam gibi kelimeleri ile nitelen-dirilmeye başlanmıştır. Bunlardan her biri diğerini ötekileştirmiş, tek doğrunun kendi kabullendiği ol­duğunu savunmaktadırlar.

Şimdi bu manzaraya baktığımızda Kur’an’ın bizden öncekileri nitelediği gibi dinimizi parça par­ça ettiğimizi görmemiz için bir gayret sarf etmeye gerek olmadığını görürüz. Bir cemaat öbür cemaati, bir gurup öbür gurubu, bir tarikat öbür tarikatı doğ­ru bulmadığı gibi; bireysel olarak takılan nice insan, sanal âlemde ipe sapa gelmez nice anlayışlarını din diye insanlara sunmaktadır. Kısaca dinin hürmeti ve kutsiyeti ayaklar altına alınmış, sözü dinlenecek âlim, örnek olacak insan, takip edilecek doğru bir yöntem bırakılmamıştır. Kur’an’ın ifadesiyle insan­ların çoğu “hevasını ilah edinmiş” (Furkan 25/43) seçtiği renklere ve kabullendiği zevklere göre bir hayatı yaşamaktan rahatsızlık duymaz olmuşlardır. Hayatı dünyadan ibaret olarak gören insanın gele­cek kaygısı sadece dünyadaki hayatı içindir. Ahiret inancı ve akıbet korkusu kalmamıştır. Bu tipler için rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat edin, işittiğiniz halde O’ndan yüz çevirmeyin.” “İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.” “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünme­yen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal 8/20-22)

Allah Teâlâ gönderdiği Elçiler ve onlara ver­miş olduğu kitabıyla hakikati duymayan sağırlara duyurmak, gerçekleri görüp anladığı halde insan­lara anlatmayan dilsizlerin dili çözüp ipliğini pazara çıkarmıştır. Sonra da İnananları bu kitap üzerinde birleşmeye ve onun ölçüleri üzerinde bir ve bera­ber olmaya çağırmıştır: “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.”

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sa­yesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, sizler doğru yolu bulasınız diye ayetlerini böyle açıklıyor.”

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötü­lüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kur­tuluşa erenlerdir.” (Ali İmran 3/102-104)

Bunun için diyoruz ki, birlikte güç kuvvet ve rahmet, ayrılıkta ise zayıflık, perişanlık ve zillet var­dır. Allah Teala kullarını zilletten kurtarıp izzete ça­ğırıyor. Elçiler göndererek bunun yolunu gösteriyor: “Allah dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, Elçilerini hidayet ve hak din ile göndermiştir. Şahit olarak Allah yeter.” (Fetih 48/28)

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bü­tün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ düşünmeyecek, anlamayacak, akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya 21/10)

İşte “insanları hayra çağıran” bu topluluk/ davetçiler topluluğu yâda Âlimler gerçekten insan­ları kendi yorumlarına, düşüncelerine değil, Allah’ın çağrılmasını istediği hayra; eksiz, ilavesiz, arı duru İslama/Kur’an’a çağırmaları gerekmektedir. Allah birdir, O’nun sözü de birdir, o sözden anlaşılması gereken de birdir. Asla Allah’ın bir sözle birden fazla mana ve maksadı yoktur. Bunları çoğaltan insanlar­dır. Bozulma, bölünüp parçalanma da buradan çık-maktadır. Bir konuda asla iki doğrunun olmayaca­ğı aklen ve naklen sabittir. Olursa biri doğru diğeri yanlıştır. Ya da ikisi de yanlıştır. Üçüncü ihtimal söz konusu olamaz.

Bütün temennimiz nefsimizin, neslimizin ve bütün inandığını söyleyenlerin akıllanması, akletmesi ve gerçekleri görüp anlayıp Allah’a Allah’ın is­tediği gibi teslim olmasıdır. Birliğimizin, dirliğimizin, dünyada ve ahirette kurtuluşumuzun ve vadedilen şerefimize kavuşmamızın tek yolu budur.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir