GenelYazarlardanYazılar

Kim Kimdendir?

İnsanoğlu yaratılışı gereği mutlaka birilerinden yana taraf olmak zorundadır. “Zira taraf olmayan bitaraf olur.” Allah’ı Rab ve ilah kabul edenlerin Allah ve onun resulü  ayrıcada müminlerden yana taraf olmaları, onların İslam’ın mensupları olduklarının açıkça göstergesidir. Allah taraftarı olmayanların Allah ve onun düşmanları olan şeytan ve dostlarından yana taraf olduklarını söylemeye bile gerek yoktur.

Peki! Allah taraftarı olmanın ölçüsü ve kıstasları nelerdir? Böyle bir soruya verilecek en net ve doğru cevap Allah’a ve onun elçileri vasıtasıyla gönderdiklerine tereddütsüz iman etmek ve bu iman esaslarını yaşam biçimi haline dönüştürmektir. Yoksa sadece kutsal metinleri anlamadan okuyarak ve bir takım ritüelleri de yaparak sadece bunlarla insan Allah ve inanlardan yana taraf olduğunu iddia edemez. Zira din: Yaşanılan hayatın kendisidir. Başka bir hayat sistemini yaşayıp o sistemin müdafiliğini yapanlar bütün bunlara rağmen İslam’ın mensubu olduklarını söylemelerinin Allah katında hiçbir değer taşımadığını bilmek zorundadırlar. Allah’ın hayata uygulansın diye gönderdiği son mesajı olan Kur’an-ı Kerim kimin kimden olması gerektiği konusunda birçok ilahi ikazı bünyesinde bulundurmaktadır. Son günlerde, kimin kimden yana olduğunun net bir şekilde belli olmadığının yaşandığı şu günlerde bizlerin de duruşlarını  netleştirecek  şu ayetler üzerinde durarak açıklamaya çalışalım: “İbrahim şöyle demişti: Rabbim! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve oğullarımı senden başka ilahlara tapmaktan uzak tut. ‘Rabbim o ilahlar çok insanları saptırdı. Bana uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi sana bırakırım. Sen bağışlarsın ve merhamet edersin.’ (İbrahim,35-36) Başka bir ayette ise Allah ve resulüne iman edenlerin saflarını ve renklerini açıkça ilan etmeleri ve bu konuda tavırlarını ortaya koymalarını emreden ayette ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “ikiyüzlü (münafık) erkek ve kadınlarda birbirlerindendir. Onlar; kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar, elleri de çok sıkıdır. Allah’ı unuttular. Bu yüzden de Allah’ta onları kendi kendilerine unutturdu. Doğrusu münafıklar doğru yoldan çok uzaktırlar. mümin erkekler ve mümin kadınlar da birbirlerindendirler. Ve onlar birbirlerinin velileridirler. Zira onlar kötülükten alı korlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve peygamberine itaat ederler, işte Allah bunlara rahmet edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür ve hâkimdir.” (Tevbe, 67-71. ayetler)

Yukardaki ayetler kimin kiminle olduğunu veya olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. İbrahim suresinin 35. Ayetinde “bana uyan bendendir” ilahi fermanı ise kim kime ve hangi yaşam biçimine uyuyor isen onun onlardan olduğunun açıkça delilidir. O halde Allah’a ve onun elçileri aracıyla gönderdiklerine iman eden ve bunları hayatına uygulayan ve Allah’ın kendisine iman edip Müslüman (teslim olanlar) diye isimlendirdiği kimseler sadece Allah’a ve resulüne uyanların  birbirilerinden olduğunu açıkça ortaya koymaları ve taraflarını net bir şekilde belirtmeleri gerektiği hususunu da açıkça ortaya koymaktadır. Müslüman olmanın ve Müslüman kalmanın olmazsa olmaz şartlarından birisi de ve belki de en önemlisi Allah taraftarı ve Allah’a ait olduğumuzu ilan etmekten geçmektedir.

Allah adına mücadele edip hareket edenler; gayet açık ve asla ikinci bir anlama gelmeyecek tavırlar sergilememeleri, özellikle de, İslam’a sonradan sokulup İslam’a ve Müslümanlara büyük zarar veren “takiyye  bid’atından” şiddetle uzak durmalıdırlar. Bu konuda bizlere en güzel örnekleri Allah tarafından seçilen ve görevleri sadece Allah’ın kendilerine indirdiklerini tebliğ etmek olan elçileri; hem sözleriyle hem de davranışlarıyla kıyamete kadar gelecek olan bütün tabilerine bu konudaki gerekli olan örnekliği ortaya koymuşlardır. Son örnek olması açısından Allah’ın elçisi -ki Allah’ın selamı bütün elçilerinin üzerine olsun- Hz. Muhammed Mustafa Sav. İslam’ı tebliğ ile ilgili özellikle de Mekke hayatına kısaca bir göz atalım. Miladi 611 yılında Hira’da ilk emri alan elçi aldıklarını duyurmak için Hira’dan inmiştir ve bir daha da Hira’ya çıkmamıştır. O günden sonra en yakın akrabalarından başlayarak Allah’ın kendisine vah yettiklerini anlatmış ve mücadelesinin herhangi bir çıkar veya şahsı adına olmadığını ifade ederek yoluna devam etmiştir. O günün şartlarında Mekke Site Devletinin devamına ve menfaatine olacak hiçbir davranış içerisinde bulunmamıştır. Böyle bir tavrı kabullenmekte zorlanan Mekke müşrikleri Allah Resul’ünün verdiği mücadeleyi sekteye uğratmak veya onu bu davadan vazgeçirmek için akla ve hayale gelmeyecek teklifler sunarak O’nu bu davadan vazgeçirmeye çalışmışlardır. Fakat; o Resul hiçbir teklifi kabul etmeyerek kendi rengini ve yolunu belirleyerek, sonuç olarak şunu demiştir: “De ki: Ey kafirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiğinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana. (Siz yolunuza ben yoluma) (Kafirun, 1-6) demek suretiyle insan fıtratına hoş gelen ve insanların sürekli zaaf halinde olduğu bütün teklifleri de reddetmiştir. Allah adına olmayan hiçbir oluşumun ve hareketin içerisinde yer almamıştır. Kendisi oluşturulan gündemlere uymak ve takipçileri olmak yerine Rabbi tarafından kendisine oluşturulan gündemler oluşturarak, kendisine karşı çıkan insanlara asla onların istediği ve hoşuna gidecek şeyleri söylemeksizin beyinlerini çatlatırcasına Hakkı ve hakikati haykırmaktan geri durmamıştır. Hiçbir zaman İslam dışı yönetim ve sistem sahiplerinin tekliflerine olumlu yaklaşmamıştır. Bunları siz kardeşlerime hatırlatırken önemli bir noktanın da altını çizmek istiyorum: İslam’ın mensupları son elçi olan Hz. Muhammed As. Maalesef yanlış anlamışlar. İşin aslına bakar iseniz bu yanlış anlama işi sadece son elçi için geçerli olmayıp hemen hemen Allah’ın bütün elçileri için değişmeyen bir sünnet haline gelmiştir. Mesela; Hıristiyanlar İsa Allah’ın oğludur diyerek kafir olmuşlar ve Allah’ın elçilerini yanlış anlamanın en sapkın örneğini de ortaya koymuşlardır. Kur’an da ki peygamber yerine geleneğin peygamberini örnek alarak adeta peygamberi örnek alınamaz hale getirmişlerdir. Peygamberleri yanlış anlayanların Kur’an’ı asla doğru anlamaları mümkün değildir. Çünkü Kur’an’ı gören Muhammed As.’ı, Muhammed As.’ı gören ise onun şahsında Kur’an’ı görüyordu. Kur’an peygamberleri bizler gibi bir beşer (insan) olarak tanımlarken geleneksel din anlayışı bambaşka bir peygamber tarif eder. Mesela gelenek peygamberin bir insan olarak yaptıkları ile Allah’ın Resulleri olarak yaptıklarını birbirine karıştırarak onun giydiği elbisenin veya herhangi bir yemeği sevip sevmediğinin sünnet olduğunu kabul edip savunurken özellikle fertten İslam Devleti’ne gidişini uyulması gereken bir dini vecibe olarak görmez. Daha doğrusu İslam’ın devlet ve otorite olması gerektiği konusunda da geleneğin mensuplarının net bir görüşleri de yoktur. Bundan dolayıdır ki İslam ümmeti üçüncü halife Hz. Osman döneminden başlamak üzere siyasi düşüncelerini teşekkül ettirememiştir. Buna bağlı olarak ta o günden bu güne kadar ümmet içerisindeki fitne kazanı kaynamaya devam etmektedir. Bunun ardından İslam’ı bir hayat nizamı olarak görmek yerine, İslam dışı olan ve tamamen insan aklının ürünü olan yönetim biçimlerine öykünmeleri olmuştur. Son dönemde ise İslam coğrafyasındaki Müslümanların en fazla itibar edip kurtuluş çaresi olarak düşmanları tarafından gösterilen demokrasi ve kapitalizm olmuştur. İbadet konusunu ciddiye alan İslam ümmeti nafilelerin sayısını artırmak için uğraşırken İslam’ın yönetim biçimi olan siyaset konusunu ıskalamışlar ve bundan dolayı da İslam düşmanlarının kendileri için önerdikleri sistem ve yönetim biçimlerini kabule zorlanmışlardır. Halkı Müslüman coğrafyada kurtuluş İslam’dadır veya tek yok İslam’dır sloganlarının yerine tek çare demokrasidir söylemleri gündemleri teşkil eder hale gelmiştir. Gittikleri  veya zorla işgal edip her türlü vahşet ve katliamları  reva gördükleri o zavallı halkıda sizlere demokrasi getiriyoruz diyerek uyutmaya ve kandır mayada devam etmektedirler. Ne acı ki Müslüman halk demokrasi ninnileri ile avunmaya devam etmektedir. Uyuyanlardan ve avunanlardan olmamak dilek ve temennisiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir