GenelYazarlardanYazılar

Kuran İle Yücelmek Ya Da Kuran’ı Yücelemek!!!

Allah tarafından gönderilen vahiylerin tamamı yücedir. Bir kaynaktan beslenen vahiyler aslında yüce ve ali olduklarından dolayı muhatapların gönderilen vahiyleri yüceleyip tabu haline getirmemeleri vahye muhatap olanlardan açık ve anlaşılır bir dilde onlardan istenmektedir. Vahiylerin gönderiliş gayesi yücelemek yerine okuyarak, anlayarak, aktarıp yaşayarak gereğinin yapılmasıdır. İlahi metinleri gönderiliş gayesinden uzak bir anlayış ve yöntem ile onlara saygı ve tazim ile mu amale etmek onlara yapılacak etkisizleştirme hareketlerinin başında gelmektedir.

Özellikle elimizde bulunan son vahiy olan yüce Kuran’ın kaynağının yüce olmasından dolayı kendisi de yüce bir kitaptır. Özellikle bu kitaba iman ettiklerini söyleyenlerin bu kitabın da hem kaynağının hem de kendisinin yüce olduğuna iman etmeleri Müslim ve Mümin olmalarının temel şartıdır. Zira Kuran Allah kelamı olup çok değerli bir elçi olan Cebrail vasıtasıyla yine insanların en şereflisi ve son elçi olan Muhammed (as.) a indirdiği ve kendisinden sonra bir daha vahyin gelmeyeceği son kitaptır.

Vahyin kaynağında insan unsuru ya da insan etkisi görmek tam bir şeytan ve müşrik davranışıdır. Hem şeytan ve taraftarları hem de Mekkeli Müşrikler ile günümüz sekiler aynı zaman da sonu izim ile biten her türlü düşünce sahiplerini bu kategoride yollarına devam etmektedirler. Son örnek olması açısından vahyin kaynağında insan ve diğer bir takım unsurlar olduğunu iddia eden Mekkeli müşrikler bakın ne diyorlar idi: “ O bu Kuran, geçmişten nakledilen bir büyüden başka bir şey değildir” “ Bu, Kuran insan sözünden başka bir şey değildir.” Dedi. ( Müddessir- 24-25)

Başka bir Kuran ayetinde ise vahyi Allah’tan başkasına isnat eden hastalıklı zihniyete şöyle cevap verilmektedir. De ki : “ Kutsal Ruh ( Cebrail) onu Kuran’ı İman edenlere güç vermek için, Müslimlere rehber ve müjde olarak Rabbinin katından bir amaç için indirmiştir.” Yemin olsun ki biz onların “Onu Kuran’ı ona bir insan öğretiyor!” dediklerini biliyoruz. Oysa itham ettikleri şahsın dili yabancıdır. Kuran ise apaçık bir Arapçadır.”( Nahl- 102-103)

Vahyin ilahi değil de bir insan veya başka bir yaratılmışın sözü olduğuna dair iddia ve iftiraların ardı arkası kesilmeden günümüzde de devam etmektedir. Günümüz modernist müşrikleri de: “Bizler ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”” diyerek küfrün ve inkârın kaynağının bir olduğu noktasında önemli ipuçları vermektedir. Vahiy yüce bir kaynaktan geldiği için onun yücelen meye zaten ihtiyacı yoktur. Zira o güzeldir ve en güzelin sözüdür. Kendisine atılan binlerce iftiraya rağmen o bütün muhataplarına meydan okumaktadır. Bu konuda zaten sıkıntı yok; vahyin göndericisi olan Allah gönderdiği vahyi kıyamete kadar koruyacağını kitabı keriminde zaten belirtmiştir. Önemli olan o vahye muhatap olanların vahye karşı nasıl bir tavır alacakları konusudur. Vahye muhatap olanlar o vahyi gönderen Allah’ın onlara elçileri vasıtasıyla öğretip uyguladığı şekilde muamele etmek zorundadır. Yücelmeye ihtiyacı olan vahyin kendisi değil onunla yücelmek isteyen insanın sorunudur. Hiç kimse elçilerin muamele etmediği şekilde vahye yaklaşım tarzı belirlememelidir. Mesela, Kuran’a yaklaşım konusunda Kuran’ı gönderen Allah bu konuda şöyle buyuruyor: “ Kuran okuduğun ( okuyacağın) zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın! Gerçek şu ki iman edip yalnız Rablerine güvenenler üzerinde şeytanın hiçbir hâkimiyeti yoktur. Şeytanın hâkimiyeti kendisini dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerinedir.” ( Nahl- 98-99-100)

Yüce olan Vahiyle muhatap olup onun yüceliğinden istifade etmenin öncelikli ve tek şartının vahyin karşısında pozisyon alıp karşı çıkan şeytan ve şeytanlaşmış her türlü düşünceden sıyrılarak ondan istifade etmekten geçmektedir. Bunun dışında vahiyle insanlar arasına konan bariyer ve engeller yok hükmündedir ve vahye yücelik! Anlamında bir değer ve saygı katmamaktadır. Mesela, Kuran okumak için Yukarıda belirlenen şartın dışında sonradan icat edilen abdest şartı ve benzeri uygulamalar sadece insanların Kuran’a mesafeli durmalarından başka bir sonuç doğurmamıştır.

Sözün özü yüce olan vahyin yücelen meye zaten ihtiyacı yoktur. O halde mesele nedir? Mesele ilahi vahyi yok sayarak aşağıların aşağısını boylayıp boyuna kadar şirk bataklığına düşen insanın düştüğü bu bataklıktan kurtarılması meselesidir. Vahyi yok sayan ve ondan habersiz yaşayan insan yaratılmış olan ve aklını kullanmayan canlıların en kötüsüdür. Zira bu insan hem sağır, hem kör hem de yolca en sapık ve sapkın birisinden başka biri değildir.

Kıymetli kardeşlerim Vahyi gönderen Allah: Bizlerden vahyi yüceleme yerine o vahiyler ile yücelmemizi bizlerden kesin ve anlaşılır bir dilde istemektedir. Bizler vahyi değil vahiy bizi yüceltecek. Tarih vahiyle yücelenler ile sadece görüntüde vahyi yücele yenlerin örnekleriyle doludur. Allah’ın bütün elçileri hem kendileri hem de kendilerini takip eden müminler ile vahiyle nasıl ve ne şekilde yücelmenin örnekleriyle insanlık tarihinde ki yerlerini almışlardır. Tarih yine bu mücadeleye karşı durup inkâr eden vahiyle yücelme yerine ona karşı tavır alan ve cehennemi boylayan kötü örnekler ile doludur.

Vahye karşı ayak direyen toplumlar ham bu dünyada hem de ahirette kötü sondan kaçamayacaklardır. Allah’ın toplumlar için koyduğu yasa budur ve onun yasasında her hangi bir değişme ve değişiklik yoktur. Nuh, Lut, Semut, Ad, İrem, Firavun ve son olarak ta Mekkeli müşrikler ve bütün zamanların inkârcıları bu acı akıbetten kurtulamayacaklardır. Hak ve gerçek olan şu ki: Kuran ile yücelmeye çalışan toplumlara Allah yardım etmiş ve onlar kendilerinden sonra başkalarının erişemeyeceği seçkin medeniyetler kurmuşlardır.

Kuran’a sarılan ve onunla yükselmeye çalışan toplumlara Allah şan, şeref ve devlet vermiştir. Konu ile ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “ Onlar ki, müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinirler. İzzeti( şeref ve üstünlüğü) onların yanında mı arıyorlar? Hiç şüphesiz ki izzet ve şerefin tamamı( Müminlere) ve Allah’a aittir.” (Nisa – 139) Yine buna benzer bir ayetinde mealini vererek yazımıza devam edelim: “ Kim izzet şan ve şeref istiyorsa, o halde bilsin ki, izzet ve şerefin tamamı sadece Allah’a aittir. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu o güzel sözü yükseltir. Kötülükler ile tuzak kuranlara gelince, onlar için pek şiddetli bir azap vardır. Kötülüklerin tuzağını kuranlara şiddetli bir azap vardır. Onların tuzakları ise yok olup gider. ( Fatır -10 )

Yüce Kuran ‘da bu manaya gelecek birçok ayete rastlamak mümkündür. Bir tek ayet bile şan ve şerefin nerede ve kimde ya da kimlerde olduğunu anlamamıza yeter de artar bile; Yeter ki kitabın mensupları kaybettikleri yitiklerini önce kaybettikleri yerde arasınlar. Kendilerine şan, şeref ve devlet veren bu yüce kitabı indiriliş gayesinin dışına çıkararak akıllara ziyan bir takım sözüm ona! Özellikler yükleyen anlayış Kuran’a hak etmediği bir muamele yapmıştır. Mesela, bunlardan sadece birisi: Diriler için indirilen bu kitabın bu gayesinden uzaklaşılarak bir şekilde ölüler ile irtibatlandırılması. Okunması ve hasıl olan sevabın ölmüşlere hediye edilmesi gibi. Halkı Müslüman coğrafya Kuran’ı ölülerine okuyarak kendilerini de adeta öldürmüşlerdir. Nasıl ki okunan Kuran ayetlerine ölüler tepki vermiyor iseler yaşayan bu ölü ruhlarda Kuran’a bir tepki ortaya koyamamaktadırlar.

Bir ismi de ruh olan yüce Kuran muhataplarının anladıkları dilden okumamaları sebebiyle onların ölü ruhlarına bir türlü tesir edememektedir. Bura da suç Kuranın değil onunla yanlış iletişim kuran veya kurmaya çalışan yaşar iken ölen insanlarındır. Kuran’ı ölülerine okuyan bu halklar adeta ölüler gibi olmuşlardır. Manen ölü olan bu toplulukları manipüle etmek ve onları sürüleştirip istedikleri kıvama getirmek Allah ve iman edenlerin düşmanları olan kâfirler için hiç de zor olmamamaktadır.

An itibariyle üzerinde yaşadığımız dünyanın içler acısı hali ortada: Halkı Müslüman coğrafyanın bölünmüşlüğünü, parçalanmışlığını, zavallılığını, batı ve batıcılar tarafından hiç abartmıyorum bil fiil işgal edilmişliğinin aleni ve açık bir resmidir. Kuran ile yücelmeyi terk eden bu insanlar, haydut, hırsız, katil, pedofili, çocuk istismarcıları ve onların sözüm ona oluşturdukları muasır! Medeniyet dedikleri aşağılık hayat tarzlarına tutunarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Celladına aşık olan katil misali uyumaya ve uyutulmaya devam etmektedirler.

Allah ve iman edenlerin dostluklarını yetersiz, kifayetsiz, çapsız ve uygulana bilir bulmayan Müslüman halklar kendi ülkelerinde kâfirler için sağladıkları kara, hava ve deniz üstleriyle düşmanların lehine diğer halkların aleyhine ciddi imkânlar sağlamışlardır. Bu imkânları değerlendiren düşmanlar on bin mil öteden gelerek burnumuzun dibindeki komşumuz olan İranlı kardeşlerimize saldırıp ülkelerini talan etmektedirler. Aynı düşmanlar başka bir Müslüman coğrafya olan Gazze, Batı Şeria, Kudüs, Miammar ve doğu Türkistan’da işgal ve katliamlarına devam etmektedirler. Bütün bu olup bitenlere ya seyirci kalıp ya da çok şiddeti! Veya çok çok daha şiddetli kınayan! Ya da tarafsız olduğunu söyleyenlerin biçare zavallılara ne demeli?

israil ve onun tasmasını elinde tutan efendisi! ABD. İran’a saldırılarının bedelini çok ağır ödedi. Adeta karizmayı çizdirdiler. İranlı kardeşlerimizin beklenen ve o şanlı direnişi karşısında rezil olan düşman kuvvetleri: “ üç gün içerisinde tarihten silip taş devrine göndereceklerini söyledikleri ”İranlı Müslimler yerine kendileri rezil olup cehennemi boyladılar. Bütün bu olup bitenlere şu tarihi sözü hatırlatırız: “ Taraf olmayanlar zamanla bi taraf olurlar”Derdimiz birilerini ötekileştirmek olmamalı, mezhebini din edinenler bu tavırlarını bir kez daha gözden geçirmelidirler. Yoksa sıranın başka Müslüman halklar da olduğunu hatırlatmaya bile gerek yok. Çare ne? Çara yüce Kuran ile yücelmeyi şartsız, amasız, ve fakatsız kabul edip bununla ilgili çaba ve gayretlerimizi sürdürmeliyiz. Başka bir yazıda buluşmak dilek ve temennisiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı