
Umudunu Yitiren Karamsarlaşır
Son zamanlarda insanların kahir ekseriyetinde bir umutsuzluk ve karamsarlık hakim olduğunu gözlemliyoruz. Her şeyi eksik görme, olumsuzlamak ve olumsuzluktan yana olma, gelecek vaat etmeyen hatta gelecekten umudunu kesen, her şeyden pipiriklenen, hep tedirgin, neşesiz, hazsız ve bunalımlı… çaresiz kalmış, umudunu yitirmiş karamsar insan tipolojisiyle sürekli muhatap olmaktayız.
Bu bir hastalık ve bu hastalık günden güne de bulaşıcı bir veba mikrobu gibi insanlar arasında yaygınlaşıyor!
Her şeyi eleştirmek, olumsuzlamak kolaydır ama yapıcı eleştiri zordur.
Hatayı/yanlışı herkes görür ama doğrusunu herkes gösteremez. Bizler ressam değiliz ama resimdeki iğretiyi gösterebiliriz…
Hindistan’da ‘Renklerin Ustası’ anlamına gelen Ranga Guru adında bir ressam varmış. Bu ünlü ressamın bir öğrencisi eğitimini tamamlamış, son resmini yapıp hocası Ranga Guru’ya götürmüş ve resmini değerlendirmesini istemiş.
Ranga Guru resme bakmış ve şöyle demiş: “Sen artık büyük bir ressamsın. Resmini halk değerlendirsin. Bu resmi al, şehrin kalabalık bir meydanına as. Yanına da bir kırmızı kalem ile şu yazıyı bırak: “Lütfen beğenmediğiniz yerlere çarpı koyunuz.”
Öğrenci söyleneni yapmış ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, emeğini ve yüreğini ortaya koyarak yaptığı tablo, kırmızı çarpılarla doldurulmuş. Öğrenci buna çok üzülmüş. Tabloyu almış ve hocasına götürmüş.
Ranga Guru, öğrencisine üzülmemesini söylemiş ve aynı resmi yeniden yapıp yanına da yağlı boya ve fırça ile birlikte şu yazıyı bırakmasını söylemiş: “Lütfen beğenmediğiniz yerleri düzeltiniz.”
Öğrenci birkaç gün sonra gidip bakmış, tabloya kimse dokunmamış. Bu duruma çok sevinerek durumu hocasına anlatmış. Ranga Guru şöyle demiş: “Sen ilk seferde belki de hayatında hiç resim yapamayan insanlara fırsat verdin ve acımasız eleştiriler ile karşılaştın. Bu duruma çok üzüldün. İkinci sefer ise hataların düzeltilmesini istedin. Oysa kimse konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Çarpı koymak, beğenmemek, karalamak, kolaydır. İnsanoğlu başkalarında kusur aramada pek aceleci ve pek acımasızdır…”
Toplumlar ilerleyebilmek için, kurumlar ve bireyler bir şeyler geliştirip uygulamaya geçtiklerinde, o toplumun gelişmesi için bir adım atılmış, bir basamak yukarıya çıkılmış önü açılıyor demektir.
Her yeni şeyin eksiği, noksanı olacaktır. Önemli olan onu o noktadan alıp eksiğini tamamlayarak ileriye doğru geliştirerek taşımaktır. ‘Sadece eleştirmek’, hangi konu olursa olsun daha başlangıçta fikri inkıtaya uğratır umutsuzluk oluşturur. Umudu olmayanlar inkişaf edip gelecek inşa edemezler.
Genellikle insanlar, çözüm üretemedikleri, kendilerini yetersiz gördükleri noktalarda umutsuzluğa düşüp karamsarlaşırlar. Ortaya koyduğu herhangi bir şeyden dolayı, kişi beğenilmeyi, taltif görmeye hak etmektedir. Çünkü ortada bir emek var, emeğe karşı saygılı olmak daha iyisini yapmaya teşviktir.
Yeni yemek yapmaya başlayan bir kız çocuğunun, bin bir güçlük ve heyecanla emek verip hazırladığı yemeğin tadına bakan aile bireylerinin, mimiklerini gözlemlerken, onların yüzlerini ekşitmelerinin yanında bir de kötü eleştirilerde bulunulması, o yavrucak üzerinde nasıl bir etki bırakır siz düşünün.
Bir insanın, saatlerce belki de günlerce çalışıp hazırladığı ortaya koyduğu bir şeyin, birtakım hataları varsa, olumsuz bir atmosferde, çatık kaşlarla eleştirmek, o insanın motivasyonu ve gelişimi için çok büyük engel oluşturur.
Eleştirmek kolaydır. Bir şeyler yapmak kolay mıdır?
Umutsuzluk ve karamsarlık gerçekten bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığa yakalananlar diğer hastalardan farklı bir tutum içerisindeler. Herhangi bir bulaşıcı hastalığa yakalananlar en azından hastalığın kuluçka evresinde diğer insanlarla bir araya gelmemeye, onlara kendilerindeki hastalığa ait mikropları bulaştırmamaya özen gösterirler. Ancak bu hastalık başka. Karamsarlık hastaları hastalığın verdiği rahatsızlığı başkalarına karamsarlık mikrobunu bulaştırarak yaygınlaştırırlar. Kendilerindeki tembelliği, uyuşukluğu, yılmışlığı, umutsuzluğu başkalarıyla paylaşarak, hastalıklarını onlara da bulaştırmakla teskin olurlar.
Kötülüğü yayınlaştırmak kötüdür.
Evet bu bir hastalıktır. Her an olumsuzdan yana olmak, her şeyi noksan görmek, gelecekten umudunu kesmek, hep neşesiz, hep tedirgin, hep bunalımlı olmak, hastalık değil de nedir?
Karamsarlık sadece ona sahip olan insanın değil çevresindeki insanların da ruh sağlığını bozan illet bir şey.
Evet, bir toplumda çeşitli nedenlerle, kötü fiiller çoğalabilir, ilişkilerde bozukluklar artabilir, akraba bağları kopmuş olabilir. Ancak unutmayalım ki, güneş zifiri karanlıklardan hemen sonra doğar. Daima kötünün yanında iyi, ba-yağının yanında asil ve kaliteli olan vardır. Her şey zıttıyla kaimdir. İyi kötü, güzel çirkin, gece gündüz, hayat ölüm, sağlık hastalık gibi… iyiliğe doğru yönelip adım atıldığında umutlar yeşerir kara bulutlar dağılır.
“Gevşeklik göstermeyiniz; üzüntüye kapılmayınız. Eğer iman ettiyseniz üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âli İmran 139)
Bizleri umutsuz ve karamsar yapan şey olaylara bakış açımızdır. Mesela, ölüm dünyada normal şartlarda hiçbir insanoğlunun arzu etmediği, hoşlanmadığı bir şeydir. Ama ölümü bir yok olma olarak görmeyen ve yaşadığı hayatı ona göre yaşayan ve bunun karşılığını göreceğine inan biri için ölümü en büyük ibretlik bir hadise olarak görür, Allah’ın merhametine sığınarak varsa günahlarına tövbe eder ve geleceğe umutla bakar. Hayata da yapamadıklarını yapma fırsatını bulmuş sevinciyle daha bir şefk ile sarılır. Bakış açısı yanlış olan biri için ise; hayatının muhasebesini yapmak yerine bunun neticesini düşünmek dahi istemez. Dolaysıyla kendini farklı ve yapay şeylerle teselli yollarını arayarak unutmak ister. Bu iki bakış açısı kişinin hayatını düzenler, yaşantısını şekillendirir.
Sonuca ulaşmada acelecilik, tarihten ders alamama, bilgisizlik, doğru olmamak, çalışmamak gibi vasıflar da, netice itibariyle kişiyi ümitsizlik çukuruna düşüren sebeplerdendir.
Ümitsizlik şeytandan olduğuna göre, ümitsizce konuşmak şeytanın sözcülüğünü yapmak gibidir. Muhammed as atfedilen bir sözde: “Bütün insanlar bozuldu, iyi insan kalmadı diyen görürseniz, bilin ki asıl bozulan odur.” [Müslim, Birr 139, (2623); Muvatta, Kelam 2, (2, 989); Ebu Davud; Edeb 85, (4983)] buyurmuştur. Çünkü herkes kendi gözlüğünden bakar, kırmızı gözlükle her taraf kırmızı görülür, ama kırmızı olan gözlüktür, eşya değildir.
Zamana vurgu yaparak olumsuzlamak İnsanoğlunun sanki genel bir karakteri gibi, belirli bir yaştan sonra hemen hemen herkes şunu söylüyor; “çok kötü bir zamandayız, eskiden böyle değildi.” Aslında eskiden de böyleydi, çünkü insan aynı insan değişen sadece eşyadır. Çağın eşyasıyla ve buna bağlı hayat şekline uyum sağlayamayanlar veya eski alışkanlıklarından vazgeçemeyenler geçmişe duyduğu özlemini, geçmişteki sadece güzellikleri hatırlayarak anı tazelemekten ve öykünmekten başka bir şey değildir. Bizler bu söylemi babalarımızdan da duyardık, çocuklarımız da bizden duyacaklar “eskiden böyle miydi”?
Deki: “Ey kendi aleyhlerine aşırı giden kullar! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları kesinlikle bağışlar. O Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Zümer 53)
Ey Allah’ın kulları, sakın ümidinizi kaybetmeyin sakın Allaha isyan etmeyin.
Oğullarım gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” (Yusuf 87)
Dediler ki: “Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma.” (Hicir 55)
İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır. (İsra 83)A
Biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman onunla sevinirler; kendi ellerinin takdim ettiği dolayısıyla onlara bir kötülük isabet ettiğinde hemen umutsuzluğa kapılırlar. (Rum 36)
Umudunu kaybeden geleceğini kaybeder. Geleceği kazanmak ümitle olur. İrade, kararlılık ve azimle başlamak için umudun olması lazım. Umudu olmayan harekete geçip başlayamaz, başlamayana da rahmet gelmez…

