GenelMektuplara Cevap

Ahirette İnsanlar Akraba ve Dostlarıyla Birlikte Olacaklar mı?

Soru: Dünyada insanlar, eş-dost- akraba ve sevdikleri ile beraber olmaktan son derece mem­nun olurlar. Ahirette de böyle bir beraberlik olacak mı? Yani insanlar orada da sevdikleri ile beraber gö­rüşüp konuşacaklar mı? Ayrıca bu görüşme sadece cennetlik olanlar arasında mı olacak? Yoksa Cehen­nemlik olanlarla da görüşüp konuşma olacak mı?

Cevap: Baştan şunu bilelim ki o âlemin tüm ahvali o âleme özgüdür. Ancak Rabbimiz olan Al­lah, yaratmış olduğu kullarının nasıl bir ruh yapı­sına sahip olduğunu kendilerinden daha iyi bildiği için; insanların bu tür sorularını daha onlar sorma­dan cevaplamıştır. Böylece ilk yaratılıştan başlaya­rak son durak olan ahiret yurduna kadar neler ile karşılaşacağımızı bize lazım olan kadarını açıklamış merakımızı gidermiştir.

Sorunuzla ilgili konuları da aynı minval üze­re cevaplamıştır. Elbette ahiret yurdunda da insan­lar birbirleriyle görüşecek konuşacak; sevenler eş-dost ve akrabalar da birbirleri ile bir araya getiri­leceklerdir. İşte rabbimiz bir araya getirileceklerin özelliklerini şöyle bildiriyor:

“Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bi­len kimse, (gözleri hakikatlere kapalı olan ) kör bir kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahip­leri anlar.”

“Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.”

“Onlar Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rabbinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.”

“Yine onlar, Rabbinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiği­miz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte yurdun güzeli onlar içindir.”

“(İşte O yurt) Adn cennetleridir. Oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır.” “Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir” diyecekler! (Rad 13/19-24)

Yukarıda sayılan vasıflara sahip olan mümin­ler, kendileri gibi salih olan yakınları ile orada da beraber olacakları bildirilmektedir. Mutluluk ve hu­zur üzere bir birliktelik! Bunlar dünyada iken Allah Teâlâ’nın çizdiği sınırları koruyan ve Onun verdiği­ne dünyada ve ahirette razı olan insanlardır. Bunlar kendi aralarında görüştükleri gibi cehennem ehlin-den olan kimselerle de diyaloglarının olacağı bildiril­mektedir:

“ (Cennette) Bir kısım insanlar bir kısmına dönerek sorar.” “İçlerinden biri: «Benim, bir arka­daşım vardı» der.” “bana derdi ki: sen cidden inananlardan mısın?” “Öldüğümüz, toprak ve bir yığın kemik olduktan sonra biz, ceza mı göreceğiz?” “(O zat, dünyada geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ, orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız der/ diyecek? İşte o zaman konuşan bakacak arkadaşını cehennemin ortasında görecek.” “Ona diyecek ki: “Allah’a yemin olsun ki, az kalsın sen beni de mahvedecektin.” “Rabbimin lütfu olmasaydı, ben de orada olacaktım.”

“İlk ölümümüzden başka ölüm yok ve biz azaba da uğramayacağız değil mi? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.” (Saffat 37/49-61)

Cehennem ehli ile cennet ehli arasında şöyle bir isteğin olacağından da bahsedilmektedir:

“Cehennem ehli, cennet ehline: Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bize ve­rin diye seslenirler. Onlar da: Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır derler.” (Araf 7/50)

Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: «Biz Rabbimizin vadettiğini gerçek olarak bulduk; siz de Rabbinizin vadettiğini gerçek olarak buldunuz mu?» Onlar da: «Evet» derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecek-tir: «Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.» (Araf 7/44)

Ahirette diriliş yine bu günkü aklımızla bilgimizle ve aynı simamızla olacağı konusunda bir işaret verilmektedir. Bu nedenle insanlar yaptıkları haksızlıklar yüzünden kendini tanıyanlardan kaç­maya çalışacakları ifade edilmektedir:

“O gün, kişi kardeşinden, annesinden, baba­sından, karısından ve oğullarından, kaçar.” “O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi meşguliyeti vardır.” (Abese 80/34-37)

Orada güzel yurt güzel akıbet olduğu gibi; bunun zıddı olan mekânlar ve o mekânlarda olacak kimseler de vardır. Onların özellikleri de şöyle belirtiliyor:

“Allah’a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdik-ten sonra bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini em­rettiği şeyleri terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü olan (cehennem) de onlar içindir.” (Rad 13/25)

“… Onun (cehennemin) üzerine acımasız, korkunç görünümlü görevliler vardır. Onlar, Allah’ın kendilerine buyurduğuna asla karşı gelmezler. Ken­dilerine ne emredilirse, hiç acımadan derhal yerine getirirler.” (Tahrim 66/6)

Sorunuzun devamında bahsetmiş olduğunuz Cehennemdeki beraberlikleri de şöyle olacaktır:

“Allah, « Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin» der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler ön­cekiler için, «Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlar­dır, onlara ateş azabını kat -kat ver» derler, Allah,

«Hepsinin azabı kat kattır, ama siz bilemezsiniz” buyurur. (Araf 7/38)

“Oranın yedi kapısı vardır. Her kapıdan hangi cehennemlik grupların içeriye girecekleri belirlenmiştir.” (Hicr 15/44)

“Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım diye feryat ederler. (Allah Teâlâ da onlara): Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur”(diyecektir.) (fatır 35/7)

Sorularınız çerçevesinde olayın ilgili kısmı bu kadar diyelim. Ahiret âlemi ile ilgili verilen bil­giler oldukça geniştir. Diriltilmeden başlayıp hesap yerinde toplanılması, tüm ümmetlerin kendilerine gönderilen elçiler ile yüzleştirilmesi, herkesin amel defterinin ellerine verilmesi, suçluların seçilmesi, en azgınların seçilip öncelikle cehenneme atılması, suçluların cehennemin etrafında diz çöktürülüp sırayla yanacakları mekâna yerleştirilmesi, mümin­lerin Allah’ın konukları olarak karşılanıp cennetteki makamlarına yerleştirilmesi, göreceği iltifatlar ve tadacakları nimetler bütün ayrıntıları ile anlatılmaktadır.

Sonuç olarak mekânlarına yerleştirilen in-

sanlar dünyada kazandıklarının karşılığını alacaklar, vadedilen nimete ve külfete kavuşmuş olacaklardır. Bundan sonrası her iki mekâna girenlerin burada ebedi olduğudur. Hesap gününü özetleyen şu ayet­lerin vermiş olduğu bilgiler bunu göstermektedir:

“O gün gelince, Allah’ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz: İçlerinde bedbaht olanlar da, mesut olanlar da vardır.” “Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki!!!” “Rabbinin dilemesi müstesna, gökler ve yer durdukça, onlar orada temelli kalacaklardır. Rab­bin, şüphesiz, her istediğini yapar.” (Hud 11/5-7)

“Mesut olanlar ise cennettedirler. Rabbinin dilemesi müstesna, onlar orada rabbinden bir lütuf olarak, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır.” (Hud 11/8)

Bu ayetlerde hem cennet hem de cehennem için: “Allah’ın dilemesi müstesna, gökler ve yer dur­dukça onlar orada ebedidirler” ifadesindeki istisna edatıyla ifade edilmek istenen şey; rabbim en doğ­rusunu bilir kaydıyla şudur: Her şeyin halıkı olan Allah hiçbir konuda hiçbir şeye mahkûm değildir. Yaptığından hiç kimseye karşı bir sorumluluğu yok­tur. İstediğini var istediğini yok eder. Dilediğini son­suz dilediğini sonlu yapar. Tümüyle inisiyatif onun elindedir. Bunu bize ihsas ettirmek için arap dilinin bir özelliği olarak bu şekilde bildirmektedir. Ancak o hiçbir hükmünde ve sözünde rastgele bir şey yap­mayacağı, yanlış bir karar verip bundan dönmek gibi bir duruma düşmesi söz konusu olmayacağı da bir vakıadır. Burada her iki mekan içinde kelime

-kelime aynı ifadeler kullanılmaktadır. Bu nedenle Cennet sosuz cehennem sonlu gibi Allah’ın demediği bir sözü söylemek müslümana yakışmaz. Sözün­de ve hükmünde bir değişiklik olmayacağını kendisi bildirmektedir:

“Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vaat ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz ki sen vadinden dönmezsin!” (Ali İmran 3/194)

Durum bundan ibarettir. Görülen odur ki, ye­rimizi bu günden tercih etme şansımız vardır. Rab­bim bizleri tercihini güzel yapan kullarından eylesin inşaallah!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir