Yazılar

Sürekli Anıp! Hiç Bir Zaman Anlamadığınız Peygamberin Ahlakı Kuran Dı. Ya Sizin Ahlakınız?

Yazımızın başlığını okuyan kardeşlerimin elbette benim de ahlakım Kuran ‘dır. Diyeceklerine olan inancımı belirterek bu konuyu sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Kuran-ı gönderen Allah bu mesajı ile konusu ve hedef kitlesi insan olan varlığı muhatap almaktadır. Dolayısı ile başka hiçbir yaratılmışa vermediği akıl ve sorumluluk duygusuyla onu diğer yaratılmışlardan üstün kılmıştır. Üstün kıldığı bu yaratığın hayat tarzını da kendisi belirlemiştir.

İnsanın yaşam tarzı, helal, haram belirleme gibi bir hakkı yoktur kendisini rab olarak kabul ettiği Allah’ın kendisi için belirlemiş olduğu kuralları esas alarak belirlenen ömrünü tamamlamak zorundadır. Bunun  için kitaplar ve elçiler gönderen Allah kitabının ve elçisinin anlaşılması hususunu  da çok önemli görerek: “Kendilerine verdiğimiz kitap-ı gereğince okuyanlar var ya ,işte  ona ancak onlar inanırlar. Onu inkâr edenler ise kaybedenlerdir.”(Bakara-121)Kuran-ın kendisine indirildiği son elçi olan Hz. Muhammed (A.S)Kuran-ın yaşayan, yürüyen halidir rabbi tarafından kendisine indirilenler ile dinini öğrenmiş, günlük hayatını düzenlemiş ve öylece yaşamıştır. Dolayısıyla Allah bizlerden kendisi tarafından gönderilenleri ve elçilerini anmamızı değil özellikle anlamamızı istemektedir.

Bunun yanında  Allah kendisinin ise sürekli bir ömür boyu anılmasını istemektedir. “Artık Beni anın, Bende sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin,”(Bakara-151) Hayatını Kuran-ile yaşamak la görevli Allah-ın resulünün vefatından sonra onun ahlakı ile ilgili  soru soran bir grup Müslümana: “Resulün ahlakı Kuran-dı.Siz hiç Kuran okumuyor musunuz?(Müslim Sala tül müsafirin-139)

Yani o Kuran-ın bütün emirlerine uyar, yasakladıklarından da titizlikle kaçınırdı. En yakın arkadaşlarına ise sürekli Kuran-ı okumalarını ve Kuran-a uymayan davranışlarını hemen terk etmelerini istemiştir. Kuran ahlak, yaşantı edinmek için gönderilen bir kitaptır. İslam-ın temel kavramları İslam dışı sistemler tarafından nasıl bozulmuş ve esas amacından uzaklaştırılmış ise aynı şey ahlak kavramının da maalesef başına gelmiştir.

İslam-ın mensubu olmayanlar bu kavramın içini kendi batıl görüş ve Kanaatlarını destekleyecek şekilde doldurmuşlardır. Onlara göre İslam güzel ahlak ve huylardan oluşmaktadır. Bireysel anlamda dindarlığını geliştirip çevresinde olup bitenlerden uzak din kardeşi ile ilgi ve alakası kesik zaman

 

 

 

zaman mübarek gün ve gecelerde de bir takım ibadetler yapıyor iseniz siz tam bir yurdumun insanısınız.

Fakat Kuran-i açıdan mesele bu kadar basit ve birkaç ritüele indirgenecek kadar önemsiz mi? Elbette ki hayır. Bakın Allah-ın resulünün sahip olduğu ahlakın temelini rabbimiz olan Allah nasıl açıklıyor.  “Ey Muhammed! Sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli değilsin. Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır. Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir. (Kalem-2-3-4)

Evet, ayet her halde bu gün ahlak kavramına yüklenen sığ, derinliksiz bir manayı kast etmemektedir. O ahlak ile bir yaşam biçimini diğer bir ifade ile hayat tarzını kast etmektedir. İlgili ayet ile alakalı Seyyid Kutup bakın ne diyor: “ Siret kitaplarında O’nun ahlakının yüceliği anlatılmış, bu hususta birçok arkadaşının sözleri aktarılmıştır. Bununla beraber onun hayatının ortaya koyduğu realite, onunla ilgili olarak aktarılan tüm rivayetlerden daha etkili bir tanıktır.

Fakat bu söz ifade ettiği anlam bakımından öbürlerinden daha yüce, daha etkileyicidir. Ulu ve büyük Allah-tan kaynaklanması bakımından yücedir. Hz. Muhammed’in salat ve selam üzerine olsun bu sözü söyleyen ulu ve büyük rabbinin kim olduğunu bildiği halde algılaya bilmesi, buna rağmen derin bir güvenle, sağlam bir ifade ile ayakta kalabilmesi, yüce Allah-tan böyle bir söz dinlemiş olmasına rağmen Allah-ın kullarına karşı büyüklük kompleksine kapılmaması, kibirlenmemesi, üstünlük taslamaması bakımından da bu söz son dedece önemlidir.

İslam-ın inaç sistemine bakan biri, tıpkı bu inanç sisteminin peygamberinin hayatına bakan birisi gibi ahlak unsurunun çok belirgin ve köklü olduğunu görür. Bu inanç sisteminde hem yasal düzenlemelere ilişkin temeller hem de ruhsal arınmaya ilişkin temeller ahlak unsuruna dayanır.

Bu inanç sisteminde en büyük çağırı, arınmaya, temizliğe, güvenliğe, doğruluğa, adalete, merhamete, verilen sözü tutmaya, söz ile davranışın birbirini tutmasına, her ikisinin niyet ve vicdan ile uyuşmasına, zorbalığın, zulmün, hile ve aldatmanın insanların mallarını haksız yere yemenin, dokunulması yasak  olan başkalarının ırz ve namusuna tecavüz etmenin her türlü kötülüğün ve fuhşun önlenmesine ilişkindir. Bu inanç sisteminin ön gördüğü yasal düzenlemeler, bu temellerin, duygu ve davranışta, vicdanın derinliklerinde ve toplumun pratik hayatında, bireysel toplumsal ve uluslararası ilişkilerde ahlak unsurunun korunması amacına yöneliktir. Bununla ilgili olarak Allah-ın resulü söyle buyuruyor:  “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Böylece peygamberlik görevini bu soylu hedef ile özetliyor.

Güzel ahlaka teşvik edici birçok hadisi dilden dile dolaşmaktadır. Onun kişisel hayatı da yüce Allah-ın ölümsüz kitabında “Sen yüce bir ahlak sahibisin ”övgüsünü hak edecek canlı bir örnek, temiz bir sayfa ve yüce bir tablo olarak gözler önünde duruyor. Yüce Allah bu söz ile peygamberini övdüğü gibi, seçkin peygamberin getirdiği hayat sistemindeki ahlak unsurunu da övüyor. Bununla yeri göğe bağlıyor. Kendisini arayan, arzulayan gönülleri bu unsura yöneltiyor. Sevdiği ve hoşnut olduğu yüce Allah-ın ne olduğunu gösteriyor. Hiç kuşkusuz bu, İslam ahlakına özgü essiz bir anlayıştır. Bu ahlak toplumdan, çevreden doğmamıştır. Kesinlikle yeryüzü değerlerinden kaynaklanmamıştır. İslam ahlakı her hangi bir geleneksel anlayışa veya çıkara veyahut her hangi bir kuşakta geçerli olan insanlar arası ilişkilere dayanmaz, onlar dan kaynaklanmaz.

İslam ahlakı vahye dayanır, onun temelleri ilahidir ve yücedir. Ayrıca İslam ahlakı sadece, doğruluk, güvenirlik, adalet, merhamet ve iyilik gibi bireysel üstün niteliklerden ibaret değildir. İslam ahlakı kusursuz ve insanın her türlü ihtiyacına cevap veren yeterli bir hayat sistemidir. Bu sistemde ruhsal arınmaya yönelik terbiye ile yasal düzenlemeler dayanışmalı olarak işler.

Tüm hayat düşüncesi, hayata ilişkin tüm amaçlar buna dayanır ve en sonunda yüce Allah-a bağlanır, dünya hayatında geçerli olan her hangi bir anlayışa değil. İşte bu İslam ahlakı, bütün kusursuzluğu ile, bütün güzelliği ile bütün dengeliliği ile, bütün doğruluğu ile, bütün sürekliliği ile ve bütün kalıcılığı ile Hz. Muhammed’in kişiliğinde somutlaştı. Yüce Allah-ın şu yüce duyurusunda ifadesini buldu: “Ve sen yüce bir ahlaka sahipsin.”(Fizilal-il Kuran cilt 10-122-125 arası)

Evet, ahlakı salt güzel huy ve seciye olarak onlar iseniz el betteki anladığınız ahlak Kuran-ın önerdiği. Önemsediği istediği ahlak olmayacaktır. Bir insana bu gerçekten ahlaklıdır veyahut ahlaklı bir insandır demenin en önemli kıstası onun Allah ve son elçisine göndermiş olduğu Kuran-a ve Kuran-ın yaşayan simgesi olan  Allah resulüne göstermiş olduğu ilgi ve alakayla doğrudan ilgilidir. Aksi halde ahlaklı olduğunu düşünüp kabul ettiğiniz bir çok insanın Kuran-i manada ahlak sabibi olmadıkları sonucuna varmak hiç de zor olmayacaktır. Allah-ın bütün alemler için ahlak timsali olarak göndermiş olduğu resulünün ahlakını benimsemeyip, çağdışı görenlerin İslam ile alakası olmayan  kişilerin ahlakını hayat tarzı olarak benimsemeleri  ne kadar da garip değil mi?  Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah-a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı