
Recm ayeti var mıdır?
SORU: Derginize gelmesini arzu ettiğim bir sorum var. Bana, lâfzı kaldırılmış hükmü baki olan, Hz. Ömer(rh)”eğer insanlar Ömer Allah’ın kitabına ilave yaptı demesinden korkmasaydım bu ayeti (yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederse recmedin…sözünü.)Kuran’a yerleştirirdim sözü hakkında açıklama yaparsanız sevinirim.Böyle bir şey var mı? Varsa bu olay insanin zihnini meşgul edip şüpheye götürmez mi?
CEVAP: Bu konu birbirine bağlı şu üç konuyu kapsamaktadır:
Birinci olarak Kur’an’ın herhangi bir ayeti, kendi içinde diğer bir ayetini neshedip etmediği konusu. Kur’an’ın bahsettiği nesh olayı, tamamen kendisinden önceki kitap ve şeraitlerdeki hükümlerle ilgilidir. Kendi içindeki bir ayetin bir ayeti neshetme olayı yoktur. Bu konuyu bütün ayrıntılarıyla daha önce yayınlamış olduğumuz “Müslümanların Soru(n)ları “ isimli kitabımızda ( 2. Baskı s. 208) açıklamıştık.
İkincisi Peygamber anlayışını ilgilendirmektedir: Kur’an’ın bizlere takdim etmiş olduğu Peygamber anlayışında da Allah Teâlâ, Peygamberlerine bir konuda iki ayrı vahiy göndermediği gibi Kur’an ile koyduğu hükmün aksine bir uygulama yapma hakkı ve imtiyazı da vermemiştir. Aksine “dini Allah’a has kılma” konusunda onlarca defa ikaz etmiştir. Peygamberler de herhangi bir konuda emredilenin dışına asla çıkmamış, kendiliklerinden bir hüküm koymaya yönelmemişlerdir.
“Kuran, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer Muhammed, bize karşı ona bazı sözler katmış olsaydı. Elbette Biz; onu, kuvvetle yakalardık. Sonra da, hiç şüphesiz onun şah damarını koparırdık. O zaman sizden hiç biriniz de buna engel olamazdınız. Doğrusu o; mattakiler için bir öğüttür.” (Haakka 69/43-48)
Üçüncüsü kuranın kitap haline getirilmesi konusu: Kur’an’ın toplanıp kitap haline getirilme konusunda ise, ilk günden itibaren Peygamberimiz ve arkadaşları, insanın gösterebileceği tüm dikkat ve rikkati göstererek eksiksiz ve kusursuz olarak iki kapak arasına almışlardır. Bu konuda gelen nakillerde şöyle ifade edilmektedir:
“Kur’an-ı kerimin hiçbir kelimesi ya da harfi bile değişikliğe uğramadan bize kadar geldiği konusunda İslam âlimleri arasında görüş birliği vardır.
Hatta Kur’an’ın Sure ve ayetlerinin sayısı ve tertibi dahi, tıpkı elimizdeki Mushaflarda olduğu gibi vahiy ile tespit edilmiştir. Âlimlerin çoğu, değişik hadis rivayetlerini de göz önünde bulundurarak bu görüşü benimsemiş ve son çalışmalar da bunu desteklemiştir. Ayetlerin Kur’an’daki mevcut tertibindeki sıralamanın, vahiy ile tespit edildiğine dair âlimler arasında her hangi bir görüş ayrılığının bulunmadığı da söylenmiştir. (Bk. Suyutî, İtkan, I/76-83)
Denilebilir ki, Kur’an ayetlerinin, elimizdeki Mushaflarda olduğu gibi, var olan tertibi/sıralanışı, vahiy ile tespit edildiğine dair, bütün ümmetin ittifakı vardır.
Bilindiği gibi, Hz. Peygamber (a.s.), her sene Ramazan ayında, o güne kadar inmiş olan Kur’an’ı Hz. Cebrail ile karşılıklı olarak okurdu. Son Ramazanda, bu karşılıklı okuma, iki defa gerçekleşmiştir. Bakillanî, İbn Enbârî gibi bir kısım âlimler, Hz. Peygamber (a.s.)’in bu okuması, şu anda elimizdeki mevcut tertibe göre olup, ona temel teşkil ettiğini söylemişlerdir. (Bk. İbn Hacer, Fethu’l-Barî, IX/42.)
“Şüphesiz ki, Kur’an’ı biz indirdik ve onun koruyanı da biziz biz” (Hicr, 15/9) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Kur’an’ın korunması doğrudan Allah’ın hıfz ve inayetiyle sağlanmıştır.
Bu gerçeğe rağmen, eski kaynaklarda, bazı ayetlerin Kur’an’a konulmadığını ima eden bir kısım garip rivayetler söz konusu edilmiştir. Bunlardan biri, sözde Recim ayetiyle ilgili olanıdır. Bu konuda iki rivayet şekli vardır.
“İçinizden kimse, Kur’an’ın tümünü elinde tutuğunu söylemesin. Bunu diyen bilir mi Kur’an’ın tümü ne kadardı, nasıldı? Kesin olan o ki, Kur’an’ın çoğu yok olup gitmişti (doğrusu: Kur’an’dan hayli kısmı gitmiştir) şeklindeki ifade hakkında şunları söylemek mümkündür:
Rivayete göre, Hz. Aişe anlatıyor: “Recim ayeti ve büyüklerin on defa süt
Emmeleri konusunda ayet inmişti. Bu ayet, karyolamın altında bir sahifede yazılıydı. Resulullah (a.s.m) vefat edince biz onunla meşgul olduk, o sıralarda bir hayvan(keçi) gelip onu yedi”(İbn Mace, Nikah, 36).
Şimdi bu rivayeti değerlendirelim:
Evvela, Hz. Aişe’nin ve İbn Ömer’in bunu söyleyip söylemediğini kesin olarak bilemiyoruz.
İkincisi, Bu konu, nesih meselesinde söz konusudur. Yoksa Kur’an’ın toplanması halinde bunların alınmadığını söylemek, onların akıllarından bile geçmemiştir. Çünkü herkesin, bildiği, ezberine aldığı, sayfasına yazdığı ayetleri getirmeleri istenmiştir. Bu görevi yerine getirmek, İslam inancına göre, hem Allah’a, hem Resulüne hem de halifeye karşı bir sorumluluğun gereğidir. Durum böyle olunca, Hz. Aişe ve Hz. İbn Ömer veya herhangi bir sahabe böyle bir olayı bildiği halde, ezberinde bazı ayetler bulunduğu halde bunu ibraz etmemeleri düşünülemez.
Kaldı ki, Kur’an’ı bir araya getirenler, birer hafızdırlar. Özellikle heyet başkanı Hz. Zeyd, Hz. Peygamber(a.s.m)’in vahiy kâtibi, Kur’an hafızı, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in güvenini kazanmış büyük bir insandır. Böyle bir olay olsaydı, en az birkaç kişinin daha bilmesi ve bunu heyete bildirmesi kaçınılmazdı. Hz. Zeyd b. Sabit de herkesten önce bunu bilmesi gerekirdi. Bütün sahabe hafızların ve yazılı Mushaf sahiplerinin de içinde bulunduğu bütün sahabe cemaati tarafından ittifakla kabul edilen Mushaf’ın eksik veya fazla olmasını düşünmek elbette makul değildir.
“Muhakkak ki Kur’anı biz indirdik ve hiç şüphesiz onun koruyucusu da biziz”(Hicr, 15/9) mealindeki ayete iman eden bir kimsenin başka düşünme şansı da yoktur. Sahih olan hadis kaynaklarında yer almayan, kütübü sitte’den –yalnızca-en zayıf ve hataları en çok olan İbn Mace’de bulunması ayrıca manidardır.
Hz. Peygamber(a.s.m)’e inen bütün ayetler vahiy kâtipleri tarafından yazıyla kaydedildiği gerçeği tartışılmazdır. Buna rağmen, Hz. Aişe’den başka kimsenin bilmediği bir ayetin varlığından söz edilebilir mi? Oysa Hz. Aişe vahiy kâtipleri arasında yer almamıştır.
Hz. Aişe, Kur’an’ın Hz. Peygamber(a.s.m)’e indiği gibi sağlam bir şekilde korunduğunu anlatmak için şunları söylemiştir:
“Eğer Hz. Peygamber(a.s.m), Kur’an’dan bir şey gizleseydi, “Ey Muhammed! Hani bir zaman Allah’ın nimetlendirdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin (hürriyete kavuşturduğun) kimseye: “Eşini yanında tut, Allah’tan kork” diyordun. Fakat Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan da çekinerek içinde saklıyordun’ (Ahzab, 33/37) ayetini gizlerdi” (bk. Ahmed b. Hanbel,VI/266).
Şimdi Hz. Aişe, bu konuda açıkça düşüncesini ortaya koyduğu halde, kalkıp tam tersini gösteren bir ifade kullanması düşünülemez.
Kur’an’ın üç dönemde yapılan cemi esnasında Hz. Aişe’den bu konularda bir ses çıkmamıştır. Herkesin bildiği kadarıyla, Kur’an ayetlerini getirip ilgili heyete teslim ettiği halde, Hz. Aişe gibi herkesin saygı gösterdiği, Kur’an’ın övgüsüne mahzar olan, hakkı söylemede kimseden çekinmeyen bir insanın kaybolduğu söylenen ayetler hakkında bilgi vermemesi düşünülebilir mi? Hâlbuki onun bu konuda bir şey dediğine dair hiçbir tarihî kayıt yoktur.
Abdurrahman el-Cezerî’nin de ifade ettiği gibi, bütün ümmetin ittifakıyla, mutevatiren sağlam bir yolla bize kadar gelen Kur’an’ın ayetleri, böyle ahad, mutevatir olmayan rivayetlerle ispat edilemez, Kur’an olarak kabul edilemez(bk. Cezerî, el-Fıkhu ala’l-Mezahibi’l-Arbaa, IV/257).
Hem vahiy kâtipleri hem de hafız olanların içinde bulunduğu Kur’an’ı toplama heyetinde hiç kimsenin böyle bir noksanlığı fark etmemesi mümkün değildir. Böyle bir şey, aklın alamayacağı bir husustur.”(Sorularla İslamiyet)
Sözün özü, bu tip rivayetler ile zihinleri bulandırmak isteyen kimseler, ilk günden itibaren fitne peşinde koşan kimselerdir. Allah Teâlâ “dinini tamamladığını ve kemale erdirdiğini” ifade ederken, ona çamur atmaya çalışanların niyetleri bellidir. Bütün samimiyetimizle inanıyoruz ki Allah, razı olduğu Dini korumaya muktedirdir. (Hicr 15/9) Ona ulaşmak isteyenler için de koruyacağı vadinde bulunmuştur. Allah ise vadinden asla dönmez. O daima sözünü yerine getirendir. Bu nedenle bu tip iddialara kulak vermek, fitneye kapı aralamak olacağından, asla rağbet etmememiz gerekir.


