Yazılar

Vesile Cihad Değilmi?

Vesile kelimesi lügatlerde: Neden, sebep, elverişli durum, kavuşma, yaklaşma gibi anlamlara gelmektedir. Kuran ‘a ait kavramları kendi bağlam ve konu bütünlüklerinden kopararak okumanın sonucunda maalesef bu kavramda diğer kavramlar gibi asil maksadından uzaklaştırılıp yanlış anlaşılmıştır.

Müslüman âlemi Allah’ın kendilerine onun rızasını ve hoşnutluğunu kazandıracak sebepleri Kuran’da namaz, Sabır ve cihat gibi ibadetleri göz ardı edip ıskalar iken bunların yerine onun yarattıklarını kendilerine vesile ve aracılar edinerek Kuran’ın indiği ilk toplum gibi Allah’a eşler, çocuklar, kızlar, oğullar isnat ederek müşrik olduklarının bile farkına varmıyorlar. Hepinizin bildiği gibi Mekke müşrikleri Allah’ı biliyorlar fakat Allah ile kendi aralarına kendilerini Allah’a yaklaştıracağına inandıkları birtakım sembol ve şahısları aracılar olarak koymakta da bir sakınca görmüyorlardı. Oysa Kuran onların bu düşüncelerinin onları müşrik yapmaya yettiğini ifade ederek şöyle buyuruyor: “Dikkat edin, halis din Allah’ındır. Onu bırakıp ta başka ilahlar, rabler edinenler “Onlara bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” derler Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola eriştirmez.” (Zümer-3)

Niyetinizin temiz ve iyi olması veya iyi niyetle bunları yapıyor olmanız diğer bir ifade ile Allah ile aranıza koymuş olduğunuz aracılar ister peygamberlerden birisi olsun ister ise Allah düşmanı Ebu Cehil olsun hiç fark etmez bu düşünceniz Kuran’i değil ve bu düşünce sahiplerini yalancı ve kâfir olmaktan kurtarmamaktadır.

Kuran’ın Allah’ı yarattıklarından uzak ve mesafeli kullarının hallerinden bi haber bir Allah değildir ki biz ona yaklaşmak için onunla aramıza vesileler koyalım. Biz ona yaklaşmaktan fiziki bir yaklaşımın değil onun rızasının kazanılması olduğunu anlıyoruz. Aksi halde onun zatını görmek isteyenlere rabbimizin verdiği cevabı Musa (As) örneği üzerinden bir kez daha hatırlatmakta fayda vardır. Bizler Allah’ın niceliği değil niteliği üzerinde kafa yorması gereken Müslüman insanlar olmalıyız. Evet, Kuran İslam’ını anlayan ve yaşayan kardeşlerimiz yine çok iyi bilirler ki Allah kullarından hiç de uzak değildir. Zira bu konuda rabbimiz olan Allah şöyle buyuruyor: “ Yemin olsun ki insanı biz yarattık; nefsinin kendine fısıldadıklarını biliriz; çünkü biz ona şah damarından daha da yakınız. Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zapt ederler.” (Kaf-16-17-18)

Evet, Şah damarınızdan daha yakın olan Allah’a ulaşmak için bizler gibi yaratılmış olan insanları, ideolojileri, tarikat ve tasavvufun prensiplerini veya onların gavs larını, şeyhlerini, ağ bey ve üstatlarını halen Allah ile aramıza yerleştirip vesile edinecek miyiz?

Kuran bir ilke ve prensip ortaya koyar iken bunların gerekçeli kararlarını da adeta bir bir bir ortaya koyarak açıklamaktadır. Bu durum bir sürede geçen bir ayetin başka bir suresindeki ayette açıklandığı gibi aynı suredeki bir ayet ile de açıklana bilir.

Mesela; Fatiha, suresinde,  “Bizleri kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet” Ayetinde geçen kendilerine nimet verilenlerin kimler olduğu Nisa suresinin altmış dokuzuncu ayetinde şöyle açıklanıyor: “Kim Allah’a ve peygambere itaat eder ise işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, dost doğru olanlar, şahit/ şehit ve iyiler ile beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar,!” (Nısa-69) Veyahut bu yazımıza konu olan Maide suresinin otuz beşinci ayetinde olduğu gibi ayetin içerisinde açıklana bilir: “Ey inananlar! Allah’tan sakının ona ulaşmaya vesile yol arayın cihat edin ki kurtulasınız.” (Maide-35)

Bu ayette onun rızasını kazanmanın, onun yolunda onun dinini hayata hâkim kılmak amacıyla yapılan her türlü gayret ve çaba cihat olarak isimlendirilmiştir. Bu tür ayetleri kendi konu bütünlüğü içinde değerlendirip okumak ve anlamak gerekmektedir. Allah’ın demediğini demek istemediğini istemek Allah’a iftiradır. Ayrıca günümüze kadar yazılıp okunan tefsir kitaplarının tamamına yakınında vesilenin: Allah’ın emirlerine itaat, yasaklarından kaçınmak, tam bir teslimiyetle ona teslim olmak ve Allah ve resulünün hükmüne alternatif bir hüküm kabul etmemek ondan korkarak ve O’nu razı edecek ameller olduğu konusunda hem fikirdirler.

İslam’ın ilk ve son kaynağı olan ve Kuran’dan uzaklaşan İslam’ın mensupları sonradan İslam’a sokulan başka din ve sistemlerin görüşlerini Kuran süzgecinden geçirmeden kabul etmişlerdir. Bu Kuran dışı görüşlerin başında tarikat ve tasavvufun ilke ve prensipleri gelmektedir. Aslında bu iki ekol birer dindirler. Çünkü kendilerine göre helal ve haramları, farz, vacip, nafileleri, sevap ve günah ayrıca da giyim ve şekil olarak da zaten çok farklıdırlar. Onlara göre en son hedef Allah’ta yok olmaktır. (fena fillah) Bunun için Allah’ ile kendi aralarına koymuş oldukları yetmiş bin perdeyi aşmak ve Allah’a ulaşmak için kendilerinden daha akıllı, maneviyatı daha yüksek olarak kabul ettikleri kişi veya kişileri Allah ile kendi aralarına koyarak diğer bir ifade ile vesile edinerek Allah’ı razı etmeye çalışırlar. Oysa Kuran bu yapılanların tamamının onların zannı olduğunu ve gerçekten hiçbir şeyi bünyesin de barındırmadığını ifade etmektedir. Bununla ilgili yüce Kuran’da şöyle buyurulmaktadır:  “ Onlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı (Kuran’ı) bilmezler; bildikleri bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zanlarına uymaktadırlar(sadece zannederler) (Bakara-78)

Allah’ın dini söz konusu olunca zanna asla yer yoktur. İtikadın konusunu ancak Kurnan ayetleri belirler. Allah’ın bu kadar açık ve net olarak açıklamış olduğu ayetler üzerin de insafsızca tahribatlara girişip kendi batıl davalarına taraftar kazandırmak amacıyla saf aynı zamanda Kuran’a da mesafeli insanları ağlarına düşürüp Kuran İslam’ından uzaklaştıran aynı zamanda hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini mahvı perişan edenler acaba vicdanen rahat mıdırlar? Bu insanlar yastıklarına başlarını koydukları zaman acaba rahat uyuya biliyorlar mı? Sadece Allah’a çağırmaları gereken insanları bırakın dirileri ölmüş insanları bile Allah ile kendi aralarına vesile edinip çağıranlar Kuran’da ki şu ayetin hesabını nasıl verecekler hiç düşünmezler mi: ?  “Doğrusu ben kendini Allah’a verenlerdenim. Diyen, yararlı iş işleyen ve sadece Allah’a çağıran davet eden kimseden daha güzel sözlü kim vardır”?

Evet, ne yapmamız gerektiğini rabbimiz bizlerin anlaya bileceği şekilde açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Bizlere düşen bu prensiplere bağlı kalarak Allah’ı razı etmek olmalıdır. Çünkü Allah sadece kendisine çağıranlardan razı olacağını peygamberler dâhil hiç kimsenin kendisine. Cemaatine, hizbine, gurubuna çağırma gibi bir hakkının olmadığını Kuran’ın değişik ayetlerinde belirtmiştir, Başka bir yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir